Ukrayna’da çeşitli cephelerde kaydedilen işgal saldırıları, uluslararası acziyet her geçen gün kanıtlıyor. Uluslararası toplum, savaşı durdurmaya ya da Rusya’yı caydırmaya kadir değil. Daha fazla zayiattan kaçınma yönünde savaşla akılcı bir şekilde başa çıkamıyor da.
16 Şubat'taki yazımda Avrupa’nın acizliğinden bahsetmiştim. Şimdi ise Rusya ve Çin veto kullanarak kararları engelleyebilecekleri için Güvenlik Konseyi'nde herhangi bir sonuca varmayan konuşmaları mülahaza etmek ile yetinen, aciz bir uluslararası toplum ile karşı karşıyayız.
Pekala, siyasi merceği büyütüp İran’ın bölgedeki çatışmalarına bakalım. En son Erbil’e 12 füze fırlatan İran, Husileri silahlandırmaya devam ediyor. Ancak tüm bunlara rağmen ABD yönetiminin İran ile nükleer anlaşmaya varmak için yalvardığını görüyoruz!
Ne İran’ın balistik füzeleri tartışılıyor, ne bölgedeki silahlı milisleri üzerine duruluyor.
ABD, Erbil’in bombalanmasının sorumluluğunu üstlenmiş olmasına rağmen Devrim Muhafızları’nı yaptırım listesinden çıkarmayacağına dair bir taahhütte de bulunmuyor.
Dahası, uluslararası toplum Viyana'da nükleer anlaşmanın kesintiye uğraması nedeniyle Rusya ile anlaşamaya varmada aciz. ABD yönetimi, Washington’da ve Kongre’de anlaşmaya destek toplamakta aciz; anlaşma imzalansa dahi Cumhuriyetçiler bu anlaşmayı yeniden yırtabilir.
Bir diğer mühim mesele ise Rusya’ya yönelik yaptırımlar ve çoğunun formaliteci niteliği. Petrol ile ilgili olanlar haricinde bu yaptırımların Rusya'nın kararını etkileme açısından hiçbir değeri yok. Ancak petrole dair yaptırımların acısını ilk hisseden ve hissedecek olan da zaten Batı'nın kendisi.
Başta ABD medyası olmak üzere Batı medyası, petrol döneminin bittiği, Suudi petrolüne olan bağımlılığın geçmişte kaldığı iddiaları ile başımızı ağrıtsa da ABD ve Batı’nın Arap Körfezi ülkelerine, bilhassa Suudi Arabistan'a yöneldiğini görüyoruz. Bugün Suudi Arabistan başta olmak üzere Körfez’deki petrol devletlerinden petrol talep ediyorlar.
Önümüzdeki günler, Batı'da, bilhassa Washington'da bazılarının dayatmak istediği denklemi tersine çevirecek. Suudi Arabistan'ın başına üşüştüklerini göreceğiz.
Tüm bunlar, uluslararası toplumun İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana karşılaştığı en ciddi krizdeki acizliğini gösteriyor. Nitekim Başkan Putin Kiev'in kontrolünü ele geçirdiği taktirde bu tehlike daha da büyüyecek.
Tehlike derken diplomatik bir çatışma ya da medya savaşı değil mevzubahis. Elbette şuan Batı'nın medyada önceden bahsettiği tüm değerlerin çöktüğü bir medya savaşıyla karşı karşıyayız.
Asıl tehlike, dünyanın tanık olduğu bu likidite durumunun Avrupa ve Orta Doğu'da bir gerilim olmasıdır. Bu beynelminel acizliğin orta yerinde, hesaplanmamış sonuçları ile savaşlara yol açabilir. Olup bitenler gösteriyor ki tehlikeli bir dönüşüm ile, dünyanın çöküşüyle karşı karşıyayız.
Akılcılığa dönmediğimiz, dünyayı sosyal medyadan uzakta okumaya çalışmadığımız müddetçe tehlike daha da büyüyecek.
Neyden bahsettiğimizi anlamak için, Ukrayna şehirlerini tahrip edip kuşatan Rus askeri araçlarının hareketlerine kıyasla Ukrayna Cumhurbaşkanı’nın sosyal medyadaki tutumlarını incelemek yeterli olacaktır.
TT
Uluslararası acziyet
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة