Şarkul Avsat Türkçe https://turkish.aawsat.com Şarkul El-Avsat gazetesi dünyaca en ünlü günlük Arapça gazetesi sayılır. Farklı dört kıtada bulunan 12 şehirde aynı anda basılmaktadır. http://feedly.com/icon.svg

Zafer kazanamayan Putin’in ‘zafer alayı’nın tehlikeleri

Zafer kazanamayan Putin’in ‘zafer alayı’nın tehlikeleri

Cuma, 6 Mayıs, 2022 - 09:15
Emir Tahiri
İranlı gazeteci-yazar

Ortada kutlanacak bir zafer olmadan zafer alayı çağrısı yaptığınızda ne yaparsınız?

Bu, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in, siyasi grubu Moskova'da Volodya amblemini taşıyacak Çarlık kartallarıyla büyük bir geçit töreni başlatmaya hazırlanırken Putin’in karşı karşıya olduğu bir soru.

Bu sorunun cevabı şu: Putin’in 9 Mayıs'ta geçit törenini yapmaya devam etmesi ve kutlayacağı bir zafer icat etmesi muhtemel. Putin'in kadim destekçisi Macaristan Başbakanı Viktor Orban bile, Başkan Vladimir'in ileriye doğru sonraki iki adımına hazırlanmak için manipüle etme ve geri çekilme taktiklerine uyarak Ukrayna’ya açtığı savaşta zafer ilan edeceğini iddia ediyor.

Orban’ın tahmininin sadece bir hüsnükuruntu olup olmadığını yakında göreceğiz. Putin, saldırgan eylemlerin sona erdiğinin sinyalini vermek yerine, kontrolünden çıkan savaşın alanının genişletildiğini ilan edebilir.

Bununla birlikte şu çok net ki Putin, taktiksel geri çekilmelerini kamufle etmek için daha önce kısmi veya yalan zaferlerden yararlanmıştı.

Bunu 2008'de Gürcistan'ın işgali ve Güney Osetya ile Abhazya'nın ilhakından sonra yaptı.

Daha sonra 2014'te Ukrayna'ya saldırıp Kırım'ı ilhak ettikten sonra da bu taktiği kullandı.

Ancak bu sefer Putin, geri çekilmeye dayalı taktiğini eskisinden daha az faydalı bulabilir.

Putin Ukrayna'yı tekrar işgal ettiğinde iki büyük hata yaptı: İlki, kendisini Ukrayna'yı ele geçirme ve onu sadece ‘Rusya anaya’ bağlı bir bölge olmasa da bir bütün olarak bağımlı bir devlet olarak yeniden yapılandırma hedefi ile sınırlaması oldu. İkincisi işgal girişimini, Rusya'yı birkaç küçük devlete bölmeye çalışan Batılı ‘komplocular’ ile mücadele ederken kendini savunmasının bir gerekliliği olarak lanse etmesi oldu.

İşgal, Batılı güçler arasındaki kopuk siyasi ve askeri bağların beklenmedik bir şekilde güçlenmesini sağladı ve Moskova'da rejimi değiştirmek için iştahlarını kabarttı. Putin Kiev'i füzeleriyle bombalamaya başlamadan önce pek çoğu rejim değişikliğinden bahsetmekten kaçınıyordu.

Dolayısıyla Putin askeri eylemlerin biteceğine işaret ederek zafer ilan etse de en azından şu an Batılı güçlerin, duyurdukları ve zaman zaman çeliştikleri savaş hedeflerinden öyle basitçe vazgeçecekleri kesin değil.

ABD Başkanı Joe Biden, Putin'in Rusya üzerindeki hegemonyasını bitirme çağrısında bulundu.

İngiltere Dışişleri Bakanı Liz Truss, Batı'nın amacının Rusya'yı başka bir ülkeyi tekrar işgal edemeyecek kadar zayıflatmak olduğunu söylüyor.

Fransa Ekonomi ve Maliye Bakanı Bruno Le Maire, savaşın amacının 'Rus ekonomisini zayıflatmak' olduğunu söylüyor. Diğer üst düzey yetkililer, Putin ve yakın çevresinin soykırım, savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar nedeniyle adalet karşısına çıkarılmasından söz ediyor. İngiliz hükümeti şimdiden bir komiteden bu planı uygulamak için çalışmalara başlamasını istedi.

Sadece birkaç ay önce, Batı başkentlerinde ateşkes yapma olasılığından ve ardından saldırgan eylemlerin derhal sona erdirilmesi için müzakerelerin yapılmasından bahsedilmesi bir öncelikti. Ancak Batılı liderlerin Ukrayna'ya daha fazla silah tedarik etmek ve Rusya'ya daha fazla yaptırım uygulamak için kendi aralarında rekabet etmesiyle, bu öncelik kaybolup diplomatik bir belirsizliğe dönüştü. Bu rekabetin savaşı kısaltmak yerine uzatması kaçınılmaz.

Sorun şu ki, Moskova'daki rejimi değiştirme Batılı liderlerin nihai hedefi gibi görünse de, bu Batılı hükümetlerin hiçbiri bu hedefi gerçekleştirmek için güvenilir bir strateji belirlemedi.

Bu, diplomatik belirsizliği Putin'e karşı siyasi bir silah olarak kullanma arzusundan kaynaklanıyor olabilir. Ancak bunun yan etkisi, her iki tarafın da değişmez bir zafer elde edemeyeceği savaşın süresinin uzaması olabilir.

İngiltere Başbakanı Boris Johnson'ın Ukrayna Parlamentosu Verkhovna Rada’ya hitaben yakın bir zamanda yaptığı konuşma, Batı politikalarını belirleyen çevrelerde endişe verici bir kafa karışıklığı olduğunu gösterdi. Görünen o ki bu çevreler, savaşı sona erdirme ihtiyacını ve Moskova'daki rejim değişikliği gereksinimini ayrı konular olarak ele alamıyor.

Putin'in kendi kazdığı çukurdan çıkmasını engellemek, savaşın ve yarattığı insanlık trajedisinin süresini uzatabilir. Hoşumuza gitsin ya da gitmesin, Putin hala Ukrayna'daki planlarının başarısızlığını hayali zafer anlatılarında bir payanda olarak kullanabilir ve böylece iktidarda kalma süresini uzatabilir.

Bununla birlikte savaşı mümkün olduğunca çabuk bitirme gereksinimine odaklanmak, Putin'in itibarını kurtarabilecek olsa bile onu bitmiş bir askeri mekanizma, neredeyse felç olmuş ulusal bir ekonomi ve kırılmış şişkin bir kibir duygusuyla başbaşa bırakacaktır. Bu, liderlerin stratejik bir hedef olarak rejimi değiştirmekten vazgeçtikleri anlamına gelmez. Putin sayfasını kapatmadan Rusya'nın, en azından bazı kurallara riayet eden normal bir üye olarak aşağılanıp ezilmeden uluslararası milletler topluluğuna geri dönemeyeceği aşikar.

Benzer ikilemlere daha önce şahit olmuştuk.

Nitekim 1990'lar boyunca bazı Batılı analistler, Saddam Hüseyin yönetimindeki Irak'ın bölgesel güvenliğe ve hatta dünya barışına yönelik daimi bir tehdit oluşturduğunu ve Bağdat'taki rejim değişikliğinin bir öncelik olarak görülmesi gerektiğini savunuyordu. Ancak Saddam, Kuveyt savaşını başlatır başlatmaz öncelik, savaşı sona erdirip Irak'ı işgal etmeye kaydı.

Sonra rejim değişikliği önem sırasında daha altlara düştü ancak kimse bunu unutmadı. Saddam Hüseyin'in -sefaleti bir yaşam biçimi olarak zor kullanarak yönetmesinden ötürü- ülke içindeki seçmenlerinin büyük bir bölümünü kaybetmesinden sonra bu öncelik gerçekleştirilmiş oldu. Rejim değişikliği zamanı geldiğinde, kendisine bağlı cumhurbaşkanlığı korumaları bile geri dönüşü olmayan bir şekilde gitmişti.

Eski Yugoslavya'da da, rejim değişikliğinden ziyade Sırbistan'ın Bosna-Hersek ve Kosova'ya açtığı savaşı sona erdirmeye öncelik verildi.

Clinton yönetimi, Belgrad Kasabı olarak bilinen Slobodan Miloseviç için kırmızı halı sermiş, hatta Dayton'da diplomatik bir tabak üzerinde kendisine bir nevi zafer sunmuştu. Ancak en nihayetinde, Miloseviç ve destekçilerini Lahey'deki Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne (UCM) göndermeden Balkanlar'daki savaşların sona erdirilemeyeceği herkes tarafından anlaşılmıştı.

Saddam Hüseyin ve Miloseviç gibi Putin, gerçekliğin Rusya, Irak ya da Sırbistan ile ters yönde geliştiği ve akıbetlerinin kaderlerinin ya da tarihin akışı tarafından belirlendiği kültürel jeopolitik alan arasındaki benzeşmeyle sonuçlandığı hakikatini görmezden gelerek, Rusya'nın etrafını kendi rejimine benzer rejimleri olan ülkelerle sarmayı hayal ediyor. Putin, Ukrayna'nın bir Avrupa ülkesi olmasını engellemek için Ukrayna'yı işgal etti. Ancak Rusya'nın da sonunda Slav hayallerini gömmek ve Büyük Petro, Aleksandr Herzen, Turgenyev ve Belinski gibi olası hayal ortakları tarafından desteklenen bir ‘batılılaşma’ stratejisi benimsemek zorunda kalacağının farkında değildi.

Dolayısıyla Putin'in geçit töreni barış için bir başlangıç olabilirse hiç kimse, Çar Putin'in palyaço olmasa da ‘akrobat’ olarak tanımladığı Vladimir Zelenskiy bile, onun hayali eğlencesini bozmaya çalışamaz.

Putin'in zaferinin simgesi olan ‘Z harfi’ zafer alayında görülecek mi yoksa Çar Putin’in Shakespeare'in “Anlamsız son Z harfi!” şeklindeki kavgacı ifadesini mi hatırlayacağı merak konusu!


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya