Tarık Alhomayed
Suudi yazar. Şarku'l Avsat eski genel yayın yönetmeni
TT

“Ya Bizimlesiniz ya da bize karşısınız” mı?

Başta Suudi Arabistan olmak üzere Körfez ülkeleri, Rusya Dışişleri Bakanı'nın bölgeye yaptığı ziyaretin yanı sıra ABD’lilerden hem haberli hem de habersiz temas ve ziyaretlerin olduğu dikkate değer bir diplomatik hareketliliğe tanık oluyor.
Bu hareketlilik, Ukrayna krizinin yansımaları, Viyana'daki İran nükleer dosyasına ilişkin müzakerelerin şimdiye kadarki durgunluğu ve ABD Başkanı Joe Biden'ın bölgeye yapacağı ziyaretle ilgili konuşmaların artmasıyla ortaya çıkıyor.
Bu dikkat çekici hareketliliğin ortasında, Umman Dışişleri Bakanı tarafından ülkesinin Dışişleri Bakanlığı’nca yayınlanan bir açıklama yapıldı. Ummanlı Bakan, Ukrayna krizinin bir Avrupa çözümü gerektirdiğini söyledi. ‘Bizimle ya da bize karşı’ yaklaşımının işe yaramayacağına dikkat çekti.
Bugünkü mesele, ‘ya bizimlesin ya da bize karşıaın’ meselesi olmadığı için bunun doğru bir açıklama olduğunu düşünüyorum. Umman Dışişleri Bakanı’nın söylediği gibi ‘bizim çıkarlarımız nerede, sizinkiler nerede?’ Bu bir pervasızlık ya da şantaj değil, gerçek.
Bunun en basit örneği, Avrupa ülkelerinin, Macaristan, Slovakya ve Çekya’ya petrol sağlayan Rus Druzhba boru hattından geçen petrol hariç, bu yıl sonuna kadar deniz yoluyla aldıkları Rus petrolünü boykot etme konusunda bir anlaşmaya varmada karşılaştıkları zorluklardır.
ABD ile birlikte Rusya’ya benzeri görülmemiş yaptırımlar uygulayan Avrupa Birliği’nin (AB) durumu buysa çatışmaya taraf olmayan, Avrupa coğrafyasının bir parçası olmayan dünya ülkelerinin durumu Ukrayna krizinden nasıl etkilenecek?
Burada birisi şöyle diyebilir: Tarafsızlık bir çözüm mü? Elbette hayır, ancak Körfez ülkeleri veya diğerleri için gerekli olan güvenliklerini, siyasi ve ekonomik çıkarlarını dikkate almaktır. Hepsi, özellikle İran sabotajı ve bölgede savaş olasılığı ile iç içe ve birbiriyle ilişkilidir.
Bu nedenle, önümüzde kolay bir seçenek yok. Siyah beyaz bir mesele de değil, oyunun kurallarını değiştiren karmaşık bir krizle karşı karşıyayız.
Soğuk Savaş'a benzer küresel bir saflaşma ve iki kampın oluşmasını dayatıyor ve çıkarları dikkate almadan kolay pozisyon almak mümkün değil.
Körfez ülkeleri kâr ve zarar hesabı yapmadan taraf tutamazlar. Bunlar kolay hesaplar değil, bugünün petrol fiyatları gerçeğine dayanmıyor, o ana, yarına, yarından sonraki güne bağlı hesaplamalar.
Savaş uzun ve sonuçları geniş kapsamlı.
Dolayısıyla, örneğin ABD ile herhangi bir Suudi veya Körfez anlaşması, bir anlık bir anlaşma değil, bilakis güvenlik, ekonomi ve siyaset açısından önümüzdeki günlerde çok şey gerektirecek stratejik bir anlaşma olmalı.
Aynı şey, özellikle de Rusya'nın planının ve Ukrayna krizinin nihai Rus hedefinin ne olduğunu kimse bilmediğinden ve Ukrayna'daki savaş sona erse bile sürekli bir savaş olacak Moskova'ya karşı eşi görülmemiş bu uluslararası yaptırımlar ortasında Rusya ile ilişkiler için de geçerli.
Dolayısıyla, ‘ya bizimlesiniz ya da bize karşısınız’ parantezinde bir krizle ya da tarafsızlık ya da tarafı olacağımız bir krizle karşı karşıya değiliz. Aksine daha büyük bir meseleyle karşı karşıyayız: Olan her şeyde bizim çıkarımız nedir? Lehimize ya da aleyhimize olan nedir? İmkânsız kararın tarafsızlık olduğu küresel bir krizle nasıl başa çıkabiliriz?
Benim kanaatim, öncelikli hedefimizin çıkarlarımız ve soğuk rasyonel hesaplamalarla onlara nasıl ulaşılacağı olması gerektiği yönünde.