Ömer Önhon
TT

Madrid zirvesi ve NATO’nun karşı karşıya olduğu zorluklar

Uluslararası kuruluşlar, ihtiyaçlara ve gereksinimlere cevap verdiklerinde ve kendilerini zamana göre yeniden uyarladıklarında etkilidirler.
Dünyanın önde gelen siyasi ve askeri ittifakı olan Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO), İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra 1949'da kuruldu. O zamanlar Naziler yenilmişti ve yeni bir dünya düzeni kuruluyordu, ancak bu kolay değildi,  çünkü savaşın daha sonra görülen etkileri vardı, yaraları yeniydi ve henüz iyileşmemişti.
Sovyetler Birliği Stalin yönetimindeydi ve yeni uluslararası düzenin yolunu açan komünist tehditti. Amerika Birleşik Devletleri önderliğinde 12 Batılı ülke Sovyetlere ve komünizme karşı ittifak kurdu. Bir yanda “özgür dünya” diğer yanda “komünist diktatörlüğün” tarafı olduğu iki kutuplu bir uluslararası sistem kuruldu.
İlk üye devletlerden sonra yeni üyeler, kalıcı anlaşmazlıklarıyla Türkiye ve Yunanistan oldu. Daha sonra ittifaka Nazi Batı Almanya, ardından da Franco'nun İspanyası katıldı.
1990'larda Sovyetler Birliği'nin dağılması ve Demir Perde'nin yıkılmasının ardından eski komünist devletler ve daha sonra eski Yugoslavya'nın halefi olan devletler ittifaka katıldı.
NATO’nun genişleyerek 30 üyeye ulaşması ile ulusal çıkarlar çelişti, farklı ve bazen çatışan öncelikler ortaya çıktı.
Peki, NATO değişen koşullara nasıl uyum sağlayabilir?
NATO kendisini siyasi ve askeri olarak modernize etmelidir. İttifak, gereksinimlere göre askeri planlar benimsemekte zorluk çekmiyor. Öte yandan stratejik konseptte yer alan politika direktifleri yaklaşık olarak her 10 yılda bir güncelleniyor. Son stratejik konsept, 2022'nin uluslararası ortamında artık modası geçen 2010 Lizbon Zirvesinde kabul edilen konsept.
2010 konseptinde Rusya'ya ortaklık ruhuyla yaklaşıldığını ve Çin'den bahsedilmediğini hatırlayalım. NATO liderlerinin 29-30 Haziran'da Madrid'de bir araya geldiklerinde benimsemeyi planladıkları yeni bir stratejik konseptin hazırlanması için ise Brüksel'de çalışmalar sürüyor.
Tüm bu çalışmalar (zirveye hazırlık ve yeni bir stratejik konsept), Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinin arka planında, tehditlerin birçok yönden ve farklı şekillerde geldiği yeni bir stratejik ortamda gerçekleşiyor.
Yeni stratejik konseptin gölgesinde geliştiği koşullar şunlar:
- Rusya artık umulduğu gibi iş birliği yapılabilecek bir ortak değil, çünkü son derece hasmane, tehditkâr ve saldırgan bir ülke.
- NATO savaşa doğrudan dahil değil, ancak Rusya'nın Ukrayna'ya saldırı için bahanesi NATO'nun doğuya doğru genişlemesi ve Rusya'ya yönelik sözde tehditti.
- NATO üyesi ülkeler Ukrayna'ya silah gönderiyorlar. Rusya, asker ve teçhizat açısından ağır kayıplar vermesinin yanı sıra, yaptırımlar sonucunda ekonomik kayıplara uğramasına ve Ukraynalıların şiddetli direnişine rağmen, birçok yeri işgal etmeyi ve elinde tutmayı başardı. Doğu Ukrayna'nın neredeyse tamamı Rus kontrolü altında ve bu bölgelerin kaderinin Kırım'ınki ile aynı olması gibi ciddi bir risk bulunuyor.
- "NATO" üyesi olan eski Doğu bloğu ülkelerinin Rusya'ya hiçbir zaman güvenmedikleri ve bu yönde politikalar izledikleri unutulmamalı. Bu ülkelerin söz konusu tutumu diğer bazı üyeleri rahatsız edip kızdırıyordu. Ancak görünüşe bakılırsa, Doğu bloğu ülkeleri eski başkanlarını tanıyorlar ve bu nedenle korkuyorlardı.
- Çin şimdi çerçeveye girdi. ABD, Çin ile küresel bir rekabet içinde ve bu konudaki politikası Hint-Pasifik stratejisinde açıkça görülüyor. Stratejisi, Çin'in dünyanın en etkili gücü olmaya çalıştığını, ABD’nin bunu kabul etmeye hazır olmadığını ve NATO dahil müttefiklerini seferber etmeyi hedeflediğini gösteriyor.
- NATO devlet ve hükümet başkanları Aralık 2019'da Londra'dan yaptıkları açıklamada, "Çin'in etkisinin arttığını ve bunun hem fırsatlar hem de zorluklar sunduğunu, ittifakın bu konuyu ele alması gerektiğini" belirtmişlerdi.
- Bir sonraki stratejik konsept, elbette, Hindiçini ele almaya önem verecek ve Çin'i de içerecek, ancak soru şu; nasıl? NATO ülkeleri Çin'i sorumlu davranmaya çağırabilir, ancak açıkça düşmanca bir yaklaşım sergileyeceklerini sanmıyorum. Birçok üye ülkenin Çin ile geniş ekonomik bağları var ve çatışmalı ilişkiler, pandemi ve Ukrayna'daki savaşın toplamından çok daha kötü hasara yol açabilir.
- 2010 yılında NATO ülkeleri, terörizmin üye devletlerin vatandaşlarının güvenliğine ve uluslararası istikrara doğrudan bir tehdit oluşturduğunu deklare etti. Bu açık ve sorunsuz görünebilir, ancak durum öyle değildi.
- NATO'nun bir terör örgütleri listesi yok, ancak BM’nin listesi ve üye ülkelerin bireysel listeleri referans kabul ediliyor. NATO'nun terörizmle ilgili birçok belgesi olmasına rağmen, bu konuda tüm üyeler aynı frekansta değil. Türkiye'nin İsveç ve Finlandiya'nın ittifaka katılmasına itirazı da terörle ilgili meselelerden kaynaklanıyor.
Ukrayna'daki savaş nedeniyle potansiyel olarak sorun oluşturan başka konular da var.
- NATO ve Avrupa Birliği arasındaki ilişkiler. ABD, Avrupa Birliği'ni Avrupa'nın güvenliği için daha fazla sorumluluk almaya teşvik için istekli olabilir. Ancak bunun kendisinden vazgeçme düzeyine taşınmasına izin vermeyecektir. Fransız ve Amerikan görüşleri bu konuda çatışabilir.
- Ortaklarla ilişkiler. Rusya'nın Ukrayna'yı işgali, birçok ortak ülkeyi NATO'dan güvenlik güvencesi elde etme arayışına sevk etti. Washington, “Kolektif Savunma” Antlaşması'nın 5. Maddesi, ne kadar yakın ortak olurlarsa olsunlar, üye olmayan devletler için geçerli değil. Bu konuda yeni bir kurallar dizisi ortaya koymaya dair bazı fikirler olabilir. Her halükârda, potansiyel mağdurları silah tedariki ve onları tehdit eden ülkelere yaptırımlar uygulama dahil olmak üzere çeşitli şekillerde desteklemeye yönelik bazı fikirler olsa da NATO üyeleri, Rusya ile karşı karşıya gelme riskini artıracak daha fazla adım atmak konusunda istekli olmayacaklardır.
- Finlandiya ve İsveç’in katılım başvurusu. Türkiye, bu iki ülkeden terörist olarak gördüğü örgütleri desteklemeyi bırakmasını talep etti. Ancak Türkiye’nin terörist olarak gördükleri diğer ülkelere göre terörist değil ve aynı zamanda DEAŞ’a karşı müttefikler. Bu konu sorunlu ama her halükarda bu iki ülkenin başvuru sürecinin "Madrid Zirvesi"ne kadar tamamlanması gibi herhangi bir süre sınırı yok. Nitekim NATO Genel Sekreteri de Finlandiya ziyareti sırasında bu noktayı vurguladı. Katılım için üye devletlerin tüm parlamentolarının onayı gerekiyor ve bu da zaman gerektiriyor.
- Karadeniz’in güvenliği. Ukrayna'daki savaş ve ardından gelen gıda krizi, Karadeniz’in güvenliği ve NATO'nun burada donanmasının bulunmasıyla ilgili bazı yeni tartışmaları ateşledi. Bu konuda üye devletler arasında görüş farklılıkları bulunmaktadır.
Son olarak, Rusya ittifak içinde yeni bölünmelerin yaşanmasını umut ediyor olabilir. Ancak NATO'nun dengeli, sağlam bir zemine ve tüm bu zorluklarla başa çıkma konusunda iyi bir deneyime sahip olduğuna, Madrid Zirvesinin, birlik mesajları ve yeni bir stratejik konseptle taçlandırılacağına inanıyorum.