Abdullah Utaybi
Suudi Arabistanlı yazar. İslami akımlar araştırmacısı
TT

Taliban nedir bilir misiniz?

Bir buçuk yıl önce, ABD'nin alelacele ve düzensiz bir şekilde geri çekilmesinden önce ve ABD ile Taliban hareketi arasında Doha'da yapılan müzakerelerden sonra, hareketin değişmediği açık ve netti. Ama ABD kaçarcasına bir şekilde geri çekilmek istiyordu ve bu da oldu.
Batı medyasında Taliban’ın değişip geliştiği şeklinde yapılan pazarlama geniş çaplı ve büyüktü ve gariptir ki Arap medyasında da öyle. Bunun ne bir bilgiyle, ne bir deneyimle, ne de gerçeklikle desteklenmiş bilgisizce bir söylem olduğu gözlemciler ve analistler için apaçıktı ki bir buçuk yıl içinde resim eski haline dönmeye başladı.
Şu anda Afganistan'da olup bittiği gibi, kaynamakta olan bir olayda daha önce söylenenlerin bir kısmını hatırlamakta fayda var çünkü tecrübeyi okumak, deneyimi geliştirmek ve farkındalık oluşturmak için faydalıdır. On yıl önce, bu satırların yazarı 2013'te Profesör Muhammed el-Hadi el-Hanaşi'nin Afganistan ve Taliban hakkında yazdığı "Fırtına ve Sarık" kitabına bir önsöz yazmıştı ve orada şöyle diyordu: “Kitap, (Taliban) hareketinin ideolojik olduğu kadar siyasi geleceği hakkında birçok soruyu gündeme getiriyor. Tarihin mantığı ve dünyadaki güç dengeleri ile bir arada var olmak için kendini geliştirebilir mi? Yoksa yaşadığı onca şeyden sonra çok geçmeden eski başarısızlığını tekrarlar mı? Peki, yeniden iktidara gelmesi durumunda tarihin çarkını geri çevirebilir mi? Gelişim alanında olduğu gibi insanlarda da meydana gelen büyük değişiklikleri görmezden gelebilir mi?” Bu sorular bir buçuk yıl önce cevaplanmaya başladı.
Bir buçuk yıl önce yine bu köşede yayınlanan bir makalede “Afganistan'daki bu geçiş döneminde medyada yer alan bazı yumuşatılmış ifadeler dışında, neredeyse her şey Taliban’ın aynı eski söyleme ve geçmişteki aynı vahşete dönüşünü işaret ediyor. Ufukta hiçbir şey ideolojide veya vahşi politikalarda herhangi bir radikal değişikliğin habercisi değil”. Başka bir makalede şu vurgulandı: “ideolojinin gücü, örgütlerin doğası ve çalışma yöntemleri bir gecede değişmez, ikna edici bir sebep ya da yeni bir söylem olmadan değişmez. Aksi halde ne mantığın ne de gerçekliğin desteklediği bir siyasi ya da medyatik arzuyla işlerin baştan başa değişebileceğini hayal etmek mümkün olabilir. Ama tarihin akışı, bu saf yüzeysellik ve yakışıksız basitlikle ele alınmayacak kadar tehlikelidir.”
Taliban hareketi ve gelecek senaryolarıyla ilgili üçüncü bir makalede, “(Taliban'ı) bir hoşgörü, bir arada yaşama, sevgi ve barış hareketine dönüştürme fikri tartışılmış ve bunun “savunucuları dahil hiç kimseye inandırıcı gelmediği, çünkü tarih, coğrafya ve kadim ırk, din, mezhep, kültür ve siyaset kimliklerinin, kısacası tüm bunların bu senaryoyu desteklemedikleri, gerçekçiliğini yadsıdıkları, ciddi bir bilimsellik içinde önerilmesinin mümkünlüğünü ortadan kaldırdıkları” söylenmişti.
Tarihsel olarak Taliban hareketi, seksenlerin sonu ve doksanların başında Sovyet ordusunun Afganistan'dan çekilmesinden ve silah arkadaşları arasında iç savaşın patlak vermesinden, “cihat emirlerinin” “savaş ağalarına” dönüşmesinden, “Seyyaf”, “Hikmetyar”, “Ahmed Şah Mesud” gibi isimlerin Afgan halkının kanıyla kirlenmeye başlamasından sonra şekillenmeye başladı. Herkes bu bölünmeye ve bu savaşa son verecek bir çözüm arıyordu ve ortaya Taliban hareketi çıktı.
Doksanların ilk yarısında hareket, onları "savaş ağalarını" terk etmeye ve Taliban’ı desteklemeye ikna etmek için "İslami Uyanış" akımlarına pazarlanıyordu. Taliban ülkede yönetimin dizginlerini ele geçirmeyi başarana kadar süren geniş çaplı bir hareketlilik kapsamında, Usame bin Ladin'e yakın bazı kişiler, Ramazan ayında Mekke’de Haremi Şerif’te hareketin hedeflerini açıklamak ve eski cihat emirlerini sert bir şekilde eleştirirken, onu övmek için Uyanış (Sahva) Hareketi'nin gençleriyle buluşmuşlardı.
Taliban hareketi, ideolojik ve fıkhi olarak "Diyubendi"ye bağlı bir Sünni harekettir. Dini olarak aşırılık yanlısı bir hareket ve etnik olarak büyük Peştun kabilesine mensuptur. Ancak değeri ve tehlikesi etnik kökeninden ve aşırılık yanlısı ideolojisinden kaynaklanmıyor, radikal ideolojisinden, “Müslüman Kardeşler”, “Sururiyye” ve “El-Kaide Örgütü” gibi “köktenci hareketler” ve “siyasi İslami örgütler” ile yakın ilişkilerinden kaynaklanıyor. Bu gerçeğe yönelik herhangi bir körlük, hangi nedenle olursa olsun, onunla mücadelenin en iyi yollarını aramayı ertelemeye katkıda bulunur.
O dönemde Taliban hükümetini dünyada sadece üç ülke tanıdı: Pakistan, Suudi Arabistan ve BAE. Hareket kısa sürede bu üç ülkeye düşman oldu, terörizm ve teröristlerin yanında yer aldı ve hâlâ da aşırılık yanlısı mirasına ve radikal söylemine sadık. ABD'nin 2001'de Afganistan'ın işgaliyle yol açtığı zarar ancak ABD'nin 2021'deki alelacele geri çekilmesinin yol açtığı zarara denk olabilir.
20 yıl boyunca, ABD'nin öncelikleri, gerçekten verimli bir eylem olmaksızın sadece sloganlardan ibaretti. Bunlar, “demokrasi” ve katır sırtında taşınan sandıklarla “seçimler” gibi Amerikan seçmenini ikna etmeye yarayan sloganlardı, ancak Afganistan'da etkili bir yeni dini söylemi veya sivil söylemi desteklemek için hiçbir şey yapmadı.
Bir hayır kurumu değil, imparatorluk büyüklüğünde bir ülke olduğu için ABD'nin çıkarlarını gözetme ve güvenliğini savunma hakkını kimse tartışmıyor. Ancak Afgan halkına hiçbir faydası olmayan boş sloganların yanında yer aldı ve yeni bir gelecek yaratmak için Arap ve İslam ülkelerinden yardım istemedi ki Suudi Arabistan ve BAE'nin oradaki rollerine uygun bir şekilde yapmaya çalıştıkları da buydu.
Afganistan'dan çekilme ve ABD tarafından Taliban hareketine teslim edilmesi anormal ve hatalı bir karar değil, karakteriyle son on yıla damgasını vuran bir Amerikan politikası bağlamında yer alıyor. Arap Baharı olarak bilinen olaylar sırasında bazı Arap ülkelerinde iktidarı ele geçirmeleri için köktendinci hareketleri desteklemek, Sünni köktenciliği desteklemeye yönelik açık bir karardı. Tüm mali, ekonomik ve siyasi sonuçlarıyla birlikte İran rejimiyle nükleer anlaşmanın imzalanması, “Şii köktenciliğini” desteklemeye yönelik açık bir karardı. Bir buçuk yıl önce Taliban ile yapılan anlaşma ve Afganistan'ın ona teslim edilmesi bu bağlama yönelik net bir karardı.
Batılı liberal solun köktenci hareketler ile ittifakı, son 10 yılda bölgeyi etkileyen önemli bir faktör. Buna bir de önde gelen Arap ülkeleri, Suudi Arabistan, BAE, Mısır ve diğerleri tarafından benimsenen kalkınma, ilerleme ve yükselme modellerine yönelik garip siyasi tutum ekleniyor. Arap ve İslam coğrafyasında derin siyasi, dini, kültürel ve sosyal çözümler üreten bu yaratıcı modelleri kucaklamak yerine, Amerikalı karar verici bunun tam aksini yaptı.
Son olarak günümüzde bölgede ve dünyada meydana gelen büyük değişimler, bölgesel ve uluslararası güç dengelerinin yeniden düzenlenmesi bu bağlamda okunabilir. Taliban hareketi, tüm radikalliği ve benimsediği vahşetleriyle, derin bir okuma ve analiz gerektiren bir dizi siyasi eğilimin bir halkasından başka bir şey değil.