İlyas Harfuş
Lübnanlı gazeteci ve yazar
TT

Franciye’nin yolundaki üç engel

Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri ile beraberinde Hizbullah’ın eski milletvekili Süleyman Franciye’ye desteği, Lübnan’daki cumhurbaşkanlığı krizini kolaylaştırmaya hiçbir katkı sağlamadı. Hatta aksine, Franciye’nin adının dillendirilmesi, geçtiğimiz ekim ayı sonunda cumhurbaşkanlığı koltuğunun boşalmasından bu yana süregelen krizi daha da çetrefilli hale getiriyor.
Öncelikle, önümüzdeki günlerde açıklayabileceğine dair söylentiler dolaşmakla birlikte bizzat Franciye’nin henüz adaylığını ilan etmediğini hatırlatalım. Berri ve Hizbullah’ın Franciye’nin adaylığını bu şekilde ilan etmelerinin, bu adamı memnun ettiği kadar “utandırdığı” da düşünülebilir. Bu iki partinin desteği şaşırtıcı değil. Nihayetinde mesele bir sonuç elde etmek. Gelgelelim Franciye bir aydan fazla bir süre önce Maruni Patrik Beşşar er-Rai ile görüşmesinin ardından, Hizbullah’ın adayı olmadığını açıklamış ve aday olmaya karar verirse bunu kendisinin açıklayacağını söylemişti. Tüm taraflara açık olabilecek “uzlaşmacı” bir aday olmaya çalışacağını da sözlerine eklemişti. Bu net sözlerden anlaşılan şey Franciye’nin, Hizbullah’ın adayı olarak anılmasından doğacak bedelin ve “pazarlanmasının” getireceği hem dahili hem bölgesel zorluğun farkında olduğudur. Franciye’nin utanıp sıkılmasının sebeplerinden biri bu olabilir.
Franciye’nin adının cumhurbaşkanı adayı olarak ortaya sürülmesiyle bağlantılı karmaşanın ardındaki sebepleri şu üç maddede özetleyebilirim:
1. Bu isim önerisi Lübnan Güçleri, Ketaib Partisi, bağımsız Sünni milletvekilleri ve değişimden yana birkaç milletvekili başta olmak üzere, Franciye’nin cumhurbaşkanlığına gelmesine karşı çıkan blokları zorluyor. Üstelik Demokratik Buluşma (Sosyalist Parti) ve Özgür Yurtsever Hareket bloğu içindeki ayrılıkların seçim oturumunu boykot etme ve dolayısıyla oturumu meclis üyelerinin üçte ikisinin (86 milletvekili) varlığının şart koşulduğu yasal çoğunluktan mahrum bırakma gibi bir sonuç doğurması da mümkün. Bu güçler daha önce oturumları bozma fikrine karşı çıkmıştı, ancak Hizbullah ile Meclis Başkanı’nın, eski Cumhurbaşkanı Mişel Avn’ın tecrübesini tekrarlayan “muhalefet” ekibinden birini aday gösterme ısrarı karşısında tek seçenek olarak artık bunu görüyorlar.
2. Cumhurbaşkanlığı, parlamento ve hükümet gibi önemli makamları dolduranların kendi mezheplerinin temsilcisi ya da onlar tarafından kabul edilmiş olması gerektiği anlayışının yaygınlaşmasından sonra Franciye’nin adaylığı, Hıristiyan sahnesinde temsil ettiği konuma ilişkin bir başka sorunu gündeme getiriyor. İronik olan şu ki, o dönemde Lübnan Güçleri’nin ve buna ek olarak elbette başkanlığını yürüttüğü Özgür Yurtsever Hareket’in desteğini aldıktan sonra Avn’ın geniş bir Hıristiyan temsiline sahip olduğu düşüncesinden hareketle Hizbullah, 2016 yılında Cumhurbaşkanı Mişel Avn’ı desteklerken bu gerekçeye de dayanıyordu.   
Franciye’nin bugün Hıristiyan sahnesindeki durumu ise tamamen farklı. Nitekim başını çektiği Merade Hareketi, mecliste tek bir milletvekili ile temsil ediliyor, o da oğlu Toni Franciye. Lübnan Güçleri ve Özgür Yurtsever Hareket, Hıristiyan milletvekillerine ayrılan koltukların çoğunu paylaşıyor. Dolayısıyla bu iki parti ister kendi bloklarından ister üzerinde uzlaşabilecekleri bir aday olsun, cumhurbaşkanını seçmeye en layık iki blok olarak görülüyor.
Elbette Hizbullah’ın Hıristiyan temsilini pek de umursamayacağı söylenebilir, zira ona göre güvenilecek ve “direnişi sırtından bıçaklamayan” bir cumhurbaşkanı seçmek her şeyden önce gelir. Ama Meclis Başkanı Nebih Berri’nin, geniş bir Hıristiyan desteğine sahip olmayan bir adayı destekleme konusunda sonuna kadar gideceği hala şüpheli.  
3. Bu noktada Hizbullah ile Emel Hareketi’nin, eski Milletvekili Franciye’ye verdikleri desteğin oluşturduğu üçüncü düğüme geliyoruz. Bu düğüm, bugün açıkça ortaya sürülen iki ismin, yani Franciye ile Milletvekili Michel Muavvad’ın karşı karşıya kaldığı çıkmazdan kurtulmanın zorluğunda kendini gösteriyor. Franciye’nin adaylığından yana olduğunu açıklayan Hizbullah’ın (âdeti olduğu üzere) dayattığı şartlar ve talimatların gölgesinde, partinin üzerinde anlaşacağı “uzlaşmacı” bir aday aramak bile zorlaştı. Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah açıkça şunu söyledi: Franciye’nin adını manevra veya takas için öne sürmüyoruz, dikkate aldığımız kriterler onun için de geçerli. Sonra da Lübnanlılara ve duymak isteyenlere, “Son seçimlerde iki buçuk yıl sınadık” diye hatırlatma yaptı; bununla, sonunda istediğini elde ettiğini kastediyor.
Bu, Hizbullah’ın, herkes onun seçimine razı olana kadar taş koyma faaliyetine bu kez de eğilimli olduğunu gösteriyor. Hizbullah Parlamento Bloğu Başkanı Muhammed Raad da Lübnanlılar Hizbullah’ın onlar için seçtiği adayı kabul edene kadar “yüz yıl beklemekle” tehdit etmişti. Ancak Hizbullah’ın bu seferki uzlaşmazlığının yol açabileceği tek şey, cumhurbaşkanlığı krizinin uzamasıdır. Zira Hizbullah’ın aday tercihini reddeden güçler, bu tercihe razı olmayı cumhurbaşkanlığı boşluğunun devam etmesinden daha beter olarak görüyor.
Süleyman Franciye’nin destekçilerinin bu üç düğümü çözmeleri kolay olmayacak. Seçim oturumu için yeterli çoğunluğu temin etmek zor; en büyük iki Hıristiyan gücün muhalefeti ve Patrik er-Rai’nin isim ve adam gösterme ya da herhangi bir adayı himaye etme meselesine dahil olmaya yönelik itirazı gölgesinde, Hıristiyan “desteğini” elde etmek de uzak bir ihtimal. Keza Hizbullah, Franciye’ye desteğini ve partinin bir sonraki cumhurbaşkanı için belirlediği şartların onun için de geçerli olduğuna dair kararlılığını açıkladıktan sonra Franciye’nin arzu ettiği “uzlaşmacı” aday imajı, artık onun için geçerli değil.