Dr. Nassif Hitti
TT

Küresel Güney ve Küresel Kuzey arasında

‘Soğuk Savaş sonrası’ ya da Amerikalı yazar Charles Krauthammer'in tanımladığı gibi ‘Amerikan tek kutupluluğu sonrası’ olarak bilinen, kuralları ve ilişki kalıpları henüz tam olarak yerleşmemiş, yeni bir dünya düzeninin kuruluşuna zemin hazırlayan, uluslararası düzeyde gerçekleşen dönüşümlerin en önemli özelliklerinden biri küresel Güney kavramının öne çıkışıdır. Kavram yeni değil, ancak yeni ittifaklar ve etkileşim modellerine yansıyan, dünyanın tanık olduğu ve halen tanık olmaya devam ettiği büyük dönüşümlerden birini tanımlamak için kullanıldığından uluslararası ilişkiler literatürüne gittikçe yerleşiyor.

Soğuk Savaş'a damga vuran stratejik-ideolojik iki kutupluluğa dayanan Doğu-Batı ikilemi sona erdi. ‘Batı ve diğerleri’ teorisi ve iki kutuplu sistemin çöküşünün ardından ortaya çıkan Batı'nın tarihi zafer duygusu yıkıldı. Bağlantısızlar Hareketi'nin ağırlığı ve rolü, meydana gelen dönüşümler nedeniyle azaldı. 1990'larda yeni bir küresel ekonomik düzen çağrısıyla doğan Kuzey-Güney ikilisinin başına da aynı şey geldi. Bugün küresel bir Güneye karşı küresel bir Kuzeyden bahsediyoruz ve bu elbette coğrafi bir anlam değil, daha çok kapsamlı kalkınma, politik ve ekonomik anlam taşıyan bir kavram. Küresel Güney kavramının, tamamen olmasa da büyük ölçüde bağlantısızlık kavramını miras aldığı söylenebilir. Bağlantısızlar Hareketinin ana kurucu ülkelerinden biri olan Hindistan'dan ortaya çıkan ‘çoklu bağlantısızlık’ kavramı, günümüzde uluslararası ilişkileri tanımlayan bir kavrama dönüşüyor. Zira ittifaklar artık katı ve kapalı değil, bunun yerine belirli dosyalarda gerçekleşen veya tarif edilebileceği gibi parçalı ittifaklar geçerli.

Ülkeler, ortak çıkarları olan bir konuda ittifak kurabilirler, çıkarları farklılaşan veya çelişen başka bir konuda ise anlaşamayabilirler. Bu, birçok konuda uluslararası ittifaklarda akışkanlığı, iç içe geçen ve örtüşen kalıpları ortaya çıkardı. Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü'ne (NATO) üye olan Batılı ülkeler ve özellikle Avrupa evi içinde şahit olduğumuz gibi birçok durumda stratejik olarak müttefik olan ülkeler de bunun dışında kalmadılar.

Küresel Güney üç bölgeyi kapsıyor: Asya, Afrika ve Latin Amerika. Bu bölgeler, büyüme düzeyinde önemli bir düşüşten mustarip veya çok düşük büyüme gösteren, ciddi ve çeşitli yansımaları olan sürekli yapısal krizler yaşayan ülkeleri içeriyorlar. Aynı zamanda, farklı hızlarda gelişmekte olan ülkeleri ve elbette çeşitli imkanlarını kullanmayı, konumlarını ve dolayısıyla uluslararası düzeyde rollerini inşa etmeyi başarmış yükselen güçleri, Çin Halk Cumhuriyeti ve Hindistan gibi uluslararası düzeyde büyük ve ağır pozisyonlarını, konumlarını güçlendiren diğer ülkeleri de içeriyor. Bu ülkelerin tümü, özellikle genç nüfus düzeyinde, nispeten geniş bir demografi ile karakterize ediliyorlar. Öte yandan Küresel Kuzey, coğrafi olarak birbirine bağlı Batılı ülkelerin yanı sıra Japonya, Güney Kore, Singapur, Avustralya ve Yeni Zelanda gibi coğrafi olarak Batı dışında olan diğer ülkeleri kapsıyor. Örneğin, Küresel Güney'deki pek çok ülkenin özellikle BM’de var olan geleneksel saflaşmaların veya ittifakların dışında oy kullandıklarına dikkat çekiliyor. Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili oylamalar, çeşitli kalkınma başlıkları altında yer alan birçok konunun yanı sıra çevre sorunları, çölleşme, kuraklık ve kirlilik gibi yeni meydan okumalar ve taşıdıkları artan risklerle ilgili olarak yapılan oylamalar bunun örnekleri. Saydığımız konular kapsamlı ve etkili, dolayısıyla eski geleneksel ve katı hizalanma ve taraflılıktan uzak, aktif iş birliği gerektiriyor. Geleneksel ittifaklar başlığı altında yer alan pozisyonlar, devam eden ve kendisi ile başarılı bir şekilde başa çıkmak için farklı, yaratıcı, iş birlikçi ve pratik yaklaşımlar gerektiren meydan okumalar yaratan dönüşümlerle anlamını büyük ölçüde yitirdi.

Uluslararası ilişkilerin iç içe geçmiş ortak çıkarlar, ilgili devletin bu politikalarının çeşitli yönleri arasındaki uyum ve bütünleşme temelinde yeniden formüle edilmesi şeklinde kendisini dayatan bu dönüşümlerin pratik ve hayati örneklerinden biri de, Arap dünyasında meydana gelen dönüşümler. Söz konusu dönüşümler Kuzeye ve Güneye ait çeşitli uluslararası güçlerle aynı anda aktif ve etkili ilişkilerin kurulması yoluyla gerçekleşiyor. Bunlar, Ortadoğu bölgesinde birbirleriyle farklı derecelerde ve farklı konularda rekabet eden ABD, Batı Avrupa, Rusya Federasyonu ve Çin Halk Cumhuriyeti gibi uluslararası güçler. Ancak rekabet, ilgili Arap tarafların bölgedeki bu farklı ve rekabet halindeki güçlerle dengeli ilişkiler kurmasını engellemiyor. Bu, bugün yerleşmekte olan, genel başlıklar ve sloganlara, proaktif saflaşmalara değil, çeşitliliği ve bütünlüğüyle canlı ve hayati çıkarlara dayanan, karmaşık bir çok kutuplu dünya.