Faysal Muhammed Salih
Sudan eski Enformasyon Bakanı
TT

Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin önündeki Sudan savaş suçları

Görünüşe göre Hartum'daki savaş ağaları, Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) önündeki ikinci Sudan deneyiminde, UCM'ye doğru istikrarlı ve hızlı bir şekilde ilerliyor. Ancak bunu ilk deneyimden tamamen farklı koşullarda, uluslararası yargının neler sunabileceğine ve Sudan adalet ve yargı sisteminin neler yapamayacağına dair daha güçlü ve sağlam bir inançla yapıyorlar.

Sudan, devam eden savaşın iki ayı boyunca, UCM ve uluslararası insancıl hukukta öngörülen neredeyse tüm suç türlerini kapsayan (soykırım, zorla yerinden edilme, sivillerin hedef alınması, cinsel şiddet, tecavüz, yargısız infazlar, özel mülkiyete yasa dışı el konulması ve mahkumlara kötü muamele) korkunç ihlallere ve savaş suçlarına tanık oldu.

Bu ihlaller, ilk günlerde sivil alanlara tecavüz edilerek ve her iki taraftan da hedef alınarak başladı. Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK) sivil yerleşim alanlarına yerleşerek buraları kendi güçlerine sığınak olarak almaya devam etmesi, hükümet uçaklarının bu bölgeleri ayrım gözetmeksizin bombalamasına neden oldu. Bu da sivil kayıplara, evlerin ve kişisel mülklerin yıkılmasına ve tahrip olmasına yol açtı. Çatışmalar devam ettikçe gücü ele geçiren HDK, sivil vatandaşların evlerine baskın düzenledi ve onları zorla evlerinden çıkardı. Bununla da yetinmeyen HDK, savaş uçaklarının görüş alanından uzaklaşmak amacıyla siper olarak kullanmak üzere mülklere el koydu, hizmet merkezlerini ve hastaneleri hedef alıp işgal etti, silahsız sivilleri öldürdü ve kadınlara fiziksel saldırıda bulundu.

Son istatistikler, Hartum'daki sivil ölümlerinin yaklaşık bin, yaralılarında 4 bin kişi olduğunu tahmin ederken, Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Birimi kadınlara yönelik yaklaşık 61 fiziksel saldırı olayının kaydedildiğini duyurdu.

Daha sonra Batı Darfur eyaletinin başkenti el-Cuneyne şehrinde, HDK tarafından desteklenen aşiret savaşçıları ile vali ve bazı devlet kurumları tarafından silahlandırılan Masalit grupları arasındaki çatışmalarda büyük bir felaket yaşandı. Zira bu sınırlı grupların HDK gibi savaş deneyimleri yoktu. Savaş, iki silahlı grup arasındaki bir kavgadan, sivil nüfusu hedef alan, binlerce kişiyi öldüren, tüm şehri yakan ve ülke dışındaki Masalit sakinlerini sınırdan Çad'a süren bir kimlik mücadelesine dönüştü. Tahminlere göre ölü sayısı 10 bindi ve şehrin on binlerce sakini sınırı geçerek Çad'ın Adre kentine gitmek zorunda kaldı.

Sudan, Darfur Savaşı (2003-2020) sırasında bu deneyimi yaşamış ve yerel yargılamalar yapmaya çalışmıştı. Aynı şeyi devrim şehitlerinin katilleri ve 3 Haziran katliamı ile de denemiş, ancak yapısı ve yargısı ile Sudan adalet sisteminin zayıflığı ve zayıf yasal yetenekleri, emniyet teşkilatına hakim ve savcı atama noktasına varan eski rejim döneminde yargının siyasallaşmasının yanı sıra adaletin tecellisini de imkansız hale getirmiştir. Hatta bazı şehit katilleri hakkında verilen kararlar, kararların onaylanmasının son aşamalarına kadar uygulanmadan kaldı.

Bu nedenle insan hakları örgütleri ile kadın ve çocuk hakları aktivistleri, bu dosyanın UCM'ye gönderilmesinin Sudan'daki savaş sorununu ele alacak herhangi bir çözüm anlaşmasının önemli bir parçası olması konusunun yanı sıra eski rejim çalışanları arasından UCM tarafından arananların dosyasında olduğu gibi pazarlığa konu edilmemesi için de baskı yapıyor.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK), 2003-2004 yıllarında Darfur'da işlenen suçlarla ilgili uluslararası bir soruşturma komitesi kurmuş ve komitenin raporuna dayanarak Mayıs 2005'te suçların soruşturulması dosyasının UCM'ye gönderilmesine karar vermişti.

UCM, Mayıs 2007'de, aşiret milislerini askere almak ve finanse etmekten sorumlu olduğu için İnsani İşlerden Sorumlu Devlet Bakanı Ahmed Harun ve milis lideri olmakla suçladığı Ali Kuşayb hakkında tutuklama emri çıkardı. Ardından dönemin Sudan Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir hakkında tutuklama kararı geldi ve üç yıl sonra 2012'de Savunma Bakanı Korgeneral Abdurrahim Muhammed Hüseyin hakkında tutuklama emri çıkarıldı. Birçok temasa, ziyarete ve vaatlere rağmen sanıklar, Geçici Bakanlar Kurulu'nun bu yönde bir karar vermesine rağmen mahkemeye teslim edilmedi ve Sudan Egemenlik Konseyi konuyu onaylamadı. Mahkeme, Ali Kuşayb'ı Orta Afrika sınırı yakınlarında yakalamayı başarırken, davası halen devam ediyor.

Mevcut ihlallerin boyutu ve türü, kamuoyunu daha önce hiç olmadığı kadar harekete geçirmekte ve yapılanların bu sefer cezasız kalmayacağı konusundaki kararlılığı artırmaktadır. Bu konunun, gerçek bağımsızlığa sahip olmayan (ve savaş suçları ile insanlığa karşı suçları adaleti güvence altına alacak şekilde yargılamak için yasal kapasiteye sahip olmayan) çaresiz yerel yargı yoluyla değil, yalnızca uluslararası mahkemeler aracılığıyla çözülebileceğine dair inanç artıyor.