Almanya liderliğindeki Gökyüzü Kalkanı (Sky Shield) olarak bilinen Avrupa hava savunma planı sebebiyle Fransa ve Almanya arasında anlaşmazlıklar arttı. Ancak ondan önce Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un, Avrupa’nın Çin ile ABD arasındaki durumu ve Tayvan adası meselesine ilişkin açıklamaları göz önüne alındığında, özellikle kötüleşen Ukrayna krizi ışığında Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) ile Avrupa arasındaki ilişkinin gücünü ve iki taraf arasındaki iş birliğinin geleceğini sorgulayabilir miyiz?
Amerika-Avrupa sahnesini takip eden birçok gözlemciye göre günümüzün küresel siyasi arenasının koşulları ile geçen yüzyılın altmışlı yıllarındaki koşullar arasında büyük ve açık benzerlikler var. Dönemin en ünlü lideri Fransız Charles de Gaulle, Amerika'nın Vietnam'daki eylemlerine yönelik sert eleştirilerde bulunarak, Fransa'nın savaş filosunun NATO komutasından çekilmesi çağrısında bulunmuştu.
Bugün, farklı jeopolitik çerçevelere rağmen şu ya da bu şekilde eski günlere benziyor. Macron, önce Fransızlara, sonra diğer Avrupalılara, bir yanda savaşlar ve işgaller yürüten, diğer yandan da mavi gezegenin zenginliklerine hükmetmeye çalışan ABD üstünlüğünden muzdarip olan Avrupa milliyetçiliğini hatırlatarak yeniden öne çıkıyor.
Avrupa'nın NATO ile ilişkileri konusu ilginçtir. Çünkü özellikle Trump yönetimi döneminde ve bilhassa Avrupa ülkelerinden gayrisafi millî hasıla oranına göre yüzde 2 oranında 1,5 milyar doları bulan mali katkı talepleri sonucunda “geniş kitleler” ‘NATO’nun klinik ölümünü neredeyse ilan etmişti.
İçinde bulunduğumuz yüzyılın ikinci 10 yılının sonunda ABD’nin tutumu, başta Fransa olmak üzere Avrupalıları bağımsız bir şekilde düşünmeye itti. Bu nedenle Cumhurbaşkanı Macron geçtiğimiz kasım ayında, Rusya ve Çin gibi güçlerle karşı karşıya kalabilecek Avrupa kıtasını savunmak için ortak bir Avrupa ordusu oluşturma isteğini dile getirdi.
Macron’un Europe 1 radyosunda açıkladığı bu düşünceler, Fransızların ABD gücüne ya da Macron’un deyimiyle “öne çıkmayı seven otoriter güce” bağımlılığı azaltma arzusunu açıkça gösterdi.
Ancak kader ağlarını ördü ve Çar Putin, Ukrayna’daki özel operasyonuyla NATO'ya ABD’nin öncülüğünde yeniden canlanması için altın bir fırsat sundu.
Avrupalılar Ukrayna’yı hem askeri hem de siyasi olarak desteklemek için çok şey yaptılar. Ancak her geçen gün onlar için ölüm ve yıkım başlıkları taşıyan, en büyük füze cephaneliğine sahip bir nükleer gücü yenmenin imkansızlığı anlaşılıyor.
Küresel jeopolitik sahnenin 2022 yılının şubat ayındaki bakış açısından farklı bir bakış açısıyla yeniden değerlendirilmesi sonucu Avrupalılar arasında anlaşmazlıkların çıktığı söylenebilir mi?
Oldukça kısa sözlerle cevap verecek olursak AB’nin dağılması, birlik olmasından daha yakın görünüyor. Zira Fransa, 2. Dünya Savaşı’nın sona ermesinden bu yana süren ABD mirasından kurtulma yönünde ilerlerken, Avrupa’nın ekonomik kalbi olan Almanya’nın, bir kez daha Washington’un arzularına en yakın yönde ilerlediğini görüyoruz. Almanya’nın yeni ulusal stratejisinin geçen ekim ayında yayınlanan ABD ulusal stratejisiyle neredeyse aynı olacak şekilde özdeşleşmesi bunun bir delilidir.
Macron’un zihninin ve kalbinin derinliklerinde Fransız Beşinci Cumhuriyeti'nin kurucusuna, yani Avrupa ile Asya’yı bir araya getiren ‘Avrasya’ yaklaşımının yeniden canlanmasına uzanan kadim bir arzu ve özlem görülüyor.
Ancak Olaf Scholz Almanyası, Çin ve Rusya’yı, Avrupa’nın apaçık iki büyük düşmanı ve dünyadaki siyasi ve güvenlik istikrarsızlığının sorumlusu olarak görüyor.
Macron liderliğindeki Fransızlar bugün Avrupa’yı, neredeyse ABD’nin çekici ile Rusya ve Çin’in örsü arasında sıkışmış olarak görüyor. Fransızların endişeleri, Ukrayna krizi ile sınırlı kalmayarak özellikle Tayvan dosyasına dayanan ABD-Çin ihtilafı gibi gelmekte olan endişe verici olaylara ilişkin ileriye dönük bir bakış açısıyla daha ileri noktalara uzanıyor.
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’in geçen hafta Çin’e yaptığı ziyaretin beklenen çatışma kaderini değiştirmediği artık bir sır değil. Bu ortamda Biden’ın, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’e “diktatör” yakıştırmasında bulunması, ihtilaf noktalarını kızıştırarak uzlaşma fikirlerini uzaklaştırdı.
Avrupa’nın kalbinde Macron, yaşlı kıtanın ABD-Çin çatışmasında yana taraf olmasından korkuyor. Bu yüzden Avrupa’nın ABD veya Çin’in peşinden sürüklenmeyip, Avrupalılara kurulan tuzaktan kaçınmak için bağımsız bir strateji izleyerek “üçüncü bir kutup” olması çağrısında bulunuyor.
Birçok Avrupa ülkesi gibi Fransa da Rusya’ya karşı Ukrayna savaşında takındığı tutumun ‘artılarını ve eksilerini’ ve Washington tarafından Rusya’nın zorlu imtihanı olarak görülen Ukrayna’yı desteklemenin Avrupalılara ne kadar pahalıya mal olduğunu değerlendirme aşamasında gibi görünüyor. Bu çerçevede Avrupalılar, Washington ile Pekin arasında bir çatışma çıkması durumunda aynı hataya düşmekten kaçınıyorlar. İki ülke arasında çatışma çıkma ihtimali her geçen gün artıyor. Hatta önümüzdeki yılın özellikle Tayvan’da yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimleriyle birlikte, iki büyük kutba kurulan tuzağın tarihi olabileceğini iddia edenler bile var.
Alman ‘Gökyüzü Kalkanı’ girişimi, Avrupa içinde ve Avrupalıların aralarındaki ihtilafları derinleştiriyor. Bir tarafta Fransa, İtalya ve Polonya dururken, diğer tarafta Almanya duruyor. İlk taraf, ABD’ye tabi olmaktan uzak bir şekilde ulusal askeri endüstriler fikrine sıcak bakarken, Washington’un sabah akşam körüklediği geçmişin hayaletleri ve 2. Dünya Savaşı’nın kaygıları, Alman ordusunun uyanışını, sonraki çatışma noktalarına atlamak için NATO’nun askeri gücünün dayanak noktası haline getiriyor. Beyaz Saray efendisinin kimliği veya partisi bir tarafa, ABD’deki gerçek karar mercilerinin gözlerinden kaçmayan ‘Amerikan Yüzyılı’ stratejisi kapsamında Çin, sıradaki çatışma noktası olabilir.
Avrupa, ABD’den uzakta ‘üçüncü kutup’ vizyonunu şekillendirebilir mi?
Gerçek şu ki, Fransızlar, Avrupa’ya hükmetme hırslarını hiçbir zaman gizlemediler ve ABD karşıtı söylemlerini geleneksel olarak daha yüksek sesle dile getirdiler. Avrupa’nın gerçek efendileri olan Almanlar, daha ihtiyatlı davranıp güç gerçekliğini boş böbürlenmeye tercih ettiler.
Hâsılı; NATO, bugünün kargaşası ve geleceğin belirsizliğiyle sarmalanmış önemli bir dönüm noktasındadır.