İlyas Harfuş
Lübnanlı gazeteci ve yazar
TT

Benim, iradesi ve karar yetkisi elinden alınmış Lübnanım...

Devlet olarak adlandırılan bir ülke bu.
Anayasası, kanunları, başbakanı, milletvekilleri, her bir şeyi var. Bu haliyle kararları tek bir merciden geliyor ve yöneticileri aynı çıkar uğruna çalışıyor olan bir devlet olarak varsayılması gerekiyor.
İnsan, onun da tüm devletler gibi olduğuna inanmak istiyor.
Ama bu benim devletim, benim ülkem. Ve tüm devletler gibi değil.
Burası, her grubun kendisine özel bir liderinin, bakanlar kurulunun ve meclisinin olduğu bir ülke: Lübnan!
Her mezhebin kendi çıkarları, hedefleri ve bağlantıları var ve bunları gerçekleştirmek için bıkmadan usanmadan çalışıyor.
Ama tabi sloganı, ‘Halkın çıkarına hizmet’; yani vatanın menfaatleri uğruna.
Öyle ya ‘Vatan sana her şeyimiz feda’!
Bir vatan olarak adlandırılan bu ülkede yasalar, sadece zayıflara ve kolu kanadı kırıklara isabet ediyor!
Silah ve nüfuzları ya da dış kasları ile güçlülerin kendilerine özgü kanunları var. Ne devlet onlara karşı durabiliyor ne de onlar devleti umursuyor.
Bu ülkede önceki 3 başbakanın açıklama yaparak Cumhurbaşkanı MişelAvn’ı ‘başbakanlık makamına el uzatanları dizginlemeye’ çağırdıkları açıklamanın durgun suları harekete geçirmesi öngörülüyordu.
Zira bu açıklama, devletin iktidarına ve yasaları ile heybetinden geriye kalana el uzatanın güçlenmesi karşısında atılan pek çok çığlığa eklenen bir haykırıştı.
En azından Cumhurbaşkanı’nın,üç Başbakan Fuad Sinyora, NecibMikati ve Temmam Selam’ı Baabda Sarayı’na davet etmesi ve onları, Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın söylemlerine doğrudan ve net bir cevap mahiyetinde olan ve Başbakan Saad Hariri’nin İran’ın Arap ülkelerinin işine karışmasına karşı düzenlenen Arap ve İslam zirvelerinde alınan kararları benimsemesi gerektiği belirtilen bu açıklamayı yapmaya iten sebepleri ve görüşlerini dinlemesi bekleniyordu.
Bu ülkede bizzat Genel Sekreter, ‘İsrail’deki tüm hedeflere ulaşabilen ve bölgenin yüzünü değiştirebilecek füzelere’ sahip olmakla övünüyor ve ‘Lübnan’da hassas füze üretim fabrikaları’ kurmaya dair kararını ilan ediyor. Ulusal egemenliğe ve hükümetin toplu olarak alması öngörülen stratejik kararlara yönelik böylesi bir tecavüze karşı koyacak kimse de yok.
Bilindiği üzere her Hizbullah savunucusu, onu ‘Lübnanlı bir ordu’ olarak niteliyor.
Öyleyse bu ‘Lübnan ordusunun’ içinde bulunduğu ülkenin yasalarına saygı göstermesi ve çıkarlarını gözetmesi gerekmez mi?
Yoksa ülke, ona egemen olabilecek her uzun ele bırakılsın mı?
Anayasayı korumaya yemin eden Cumhurbaşkanı’nın mesela böyle ciddi bir söz karşısındaduraklaması ve bu ‘füze’ tehditleri konusunda soruşturma talep etmesi yakışık alırdı. Ama Cumhurbaşkanı MişelAvn’ın bunu yapması nasıl mümkün olabilir?
Bunu yaparsa hangi konuma dâhil edilecek?
Hizbullah tarafından kendisine yapılan ve 6 yıllık cumhurbaşkanlığı şeklinde ödenen ‘vefa jestinden’ sonra Baabda Sarayı’na gelmesinin gerektirdiği uzun kesinti sürecini herkes biliyor.
Başbakanlığa, dolayısıyla anayasaya el uzatanların önlenmesi, normal koşullarda imkânsız bir talep değildir.
Anayasanın emanet edildiği Cumhurbaşkanının, hükümeti temsil etme ve başbakan adına konuşma hakkını kısıtlayan 64’üncü maddeye aykırı hareket edenlere hatırlatmada bulunması gerekir. Ancak hepimiz biliyoruz ki biz normal bir ülkede, normal koşullarda yaşamıyoruz. Ülkenin önemli işlerinde nihai kararın nerede kim tarafından alındığı herkesin malumu.
Eski başbakanların sözünü ettiğimiz açıklaması, ‘başbakanlığa el uzatanlar’ ile kastedilenin Hizbullah yetkilileri olduğunu gösterdi. Bununla birlikte her ne kadar Hizbullah, ülkenin kaderine ilişkin kararlar söz konusu olduğunda önlerde bir yeri işgal etse de gerçek şu ki bu, hakikatin sadece bir parçası.
Ülkenin boğazını sıkan mezhep ve grup temelli çatışmalar oyununda, egemenliğe el uzatanların sayısında bir artış görülüyor. Herkes, elini uzatabildiği yere kadar uzatıyor. Tabi daima Beyrut’un güney banliyösünde oturan ve istediğine istediği kadar rol dağıtan ‘Büyük Ağabey’in gözetiminde…
Bu noktada en büyük rol Cumhurbaşkanı’nın damadı Cibran Basil’de. Basil, sadece bir dışişleri bakanı değil.
Aynı zamanda (Lübnan’ın en büyük Maruni Hristiyan partisi) Özgür Yurtsever Hareket’in yönetiminde Cumhurbaşkanı Avn’ın varisi de. ‘Başarıların’ savunucusu ve yolsuzluğa karşı savaşta bayraktar. Tüm bunlar,halkçı ve parlak sloganlar.
Üstelik halkımız zayıf ve kısa süreli bellek taşıdığından, bu sloganların sonuçlarından bağımsız olarak seçim sandıklarına hasat mevsimi geldiğinde de fayda sağlıyor.
Dolayısıyla Dışişleri Bakanımız, sadece hükümetin toplu olarak çizmesi ve onaylaması öngörülen dış politikaya ilişkin konularda değil; bir sonraki başbakan olarak hareket ediyor. Lübnan’ın genelde ‘kendini uzaklaştırma’ bahanesiyle ama aslında hep, İran’ı kızdırmama hedefiyle Arap filosundan çıkmış gibi göründüğü Arap Dışişleri Bakanları toplantılarında birçok kez olduğu gibi.
Bununla birlikte Bakan Basil, başka cephelerde de faaliyet yürütüyor.
Bu faaliyetlerin sonuncusu da İç Güvenlik Güçlerine, dolayısıyla İçişleri Bakanlığına bağlı Bilgi Dairesine yönelttiği suçlamalar oldu. Buna ‘şiddetli’ olarak tarif edilebilecek yanıt, İçişleri Bakanı Raya el-Hasan’dan geldi. Bakan el-Hasan, Basil’in kampanya hedefleri ve sürekli tekrarladığı yolsuzlukla mücadele çağrıları üzerinden onu kötüledi.
Bununla birlikte başkanı olduğu Özgür Yurtsever Hareket, bu suçlamalara tam anlamıyla arka çıkmadı.
El-Hasan verdiği yanıtta şu ifadeleri kullandı: “Değerli meslektaşımın programını ve hareket güdülerini gayet iyi anlıyor ve biliyorum. Ama bunun, kendisini ülkedeki tek reformcu ve söylediklerinin de dikkate alınması gereken kaide ve ilkeler olduğunu göstermek için kullanılması…
İşte bu beni, özür dileyerek kendisinden saygılı ve sevgili bir şekilde işleri ehline bırakmasını, diğer bakanlıkların işine karışmamasını talep etmek zorunda bırakıyor”.
İş, İçişleri Bakanlığı ile de sınırlı kalmadı. Mali kararın dış baskılara ve alacaklı nüfuzuna ne derece bağlı olduğunu ortaya koyan 2019 bütçesine ilişkin tartışma maratonu esnasında da Basil, Bakanlar Kurulu’nda Maliye Bakanı Ali Hasan Halil ve ne Özgür Yurtsever Hareket’e ne de Hizbullah’a mensup olan diğer bakanlara karşı konum aldı.
Basil, kamu malını koruma bahanesiyle üzerinde anlaşmaya varılmayan şartları bozmakla tehdit etti. Özgür Yurtsever Hareket ve başkanı, sütten çıkma ak kaşık iken diğerlerinin yolsuzluk ehli olduklarına dair de üstü kapalı suçlamada bulundu.
Bu iradesi ve karar yetkisi elinden alınan, elinde kalanlar üzerine mezheplerin ve grupların çekiştiği bir devlet. Her lider kendi grubunun sloganını taşıyarak meydana çıkıyor. Bununla birlikte bu meydanda verilen çekişmenin sonuçları, önceden ve titiz bir şekilde belirlenmiş oluyor.
Ülkenin işlerini tek bir noktada, tek bir liderin elinde toplamak üzere kurulan dengeler sona erdi. Kim bilir belki de bu gerçekliği değiştirmek için iş işten geçmiştir.