ABD ve İran arasında yükselen gerilimi azaltmak için görünüşe bakılırsa Başkan Donald Trump ile koordineli bir şekilde gerçekleşen yeni bir uluslararası girişim çerçevesinde Japonya Başbakanı Şinzo Abe, Çarşamba günü akşam saatlerinde Tahran’a gitti.
Bunun öncesinde ise Tokyo, Trump’ın aralarında Japonya’nın da bulunduğu 8 ülkeye tanıdığı muafiyetin sona ermesinin ardından İran petrolü ithalatını tamamen sona erdirdiğini açıklamıştı. Bu açıklama, şüphesiz Abe’nin görevini daha karmaşık ve zor bir hale getirdi.
Nitekim onun ziyareti de Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas’ın ziyaretinden çıkan olumsuz sonuçtan farklı bir şekilde sonuçlanmadı. Maas da Tahran’da mevkidaşı Muhammed Cevad Zarif ile görüşmelerini şu anlamlı sözlerle bitirmişti;
“Avrupalılar gerçekten de İran’a yönelik taahütlerini yerine getirmek istiyorlar. Ama mucizeler de yaratamayız!”
Bunun anlamı; İran’ın ABD yaptırımlarını delmek için nükleer anlaşmaya imza atan Avrupalı ülkelerin yani Fransa, Almanya ve İngiltere’nin yardımlarına güvenmesinin hiçbir sonuca yol açmayacağıdır. Nitekim bu, yaptırımların yürürlüğe girdiği 4 Kasım’dan bu yana açıkça belli olmuştur. Çünkü bu tarihten itibaren aralarında havayolları şirketlerinin de bulunduğu büyük Avrupalı sanayi şirketleri, yaptırımların ABD pazarındaki geniş çıkarlarına yansımasından korktukları ve aynı zamanda çoğu üretimde ABD yedek parçalarına güvendikleri için İran ile sözleşmelerinden vazgeçmeye ve çekilmeye başladı.
Daha önce de işaret ettiğimiz gibi Avrupalı şirketlerin, 2015 yılında Barack Obama yönetiminin nükleer anlaşmayı imzalamasının ardından İran ile imzaladıkları sözleşmelerin toplam değeri 400 milyar doları aşmazken ABD pazarı pastasının değerinin 18 trilyon dolardan fazla olduğunu hatırlamak faydalı olabilir.
Ne Almanya ve Japonya’nın ne de bir başkasının mucizeler yaratması mümkün değildir. Çünkü mucizeyi yalnızca ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun daha önce belirlemiş olduğu 12 koşul çerçevesinde müzakere masasına dönmeye karar verdiğinde İran rejiminin gerçekleştirebileceği artık açıkça bellidir.
Bu bağlamda, ABD, İran rejiminin davranışlarını değiştirmesi gerektiğini söylediğinde, bunun anlamı, bütün bölgesel müdahale politikalarını ve balistik füze geliştirme programını durdurması, kökten değişmesi gerektiğidir. Buna ek olarak, bölgenin istikrarını sarsan müdahalelerinde çok ileriye gitmesinin, finans ve silah desteği verdiği ve ajandasını uygulamakla görevlendirdiği onlarca milis grubu harekete geçirmesinden, bölgenin en önemli ülkesi olduğunu ve 4 Arap başkenti Sana, Beyrut, Şam ve Bağdat’ı kontrol eder hale geldiğini deklare edecek kadar sınırını aşmasının ardından kendi sınırları içerisindeki doğal boyutuna dönmesi gerektiği anlamına gelmektedir.
Almanya Dışişleri Bakanı, Tahran’dan şu sözlerle ayrıldı;
”Ortadoğu’da durum çok tehlikeli.”
Ama bu sözler hiçbir şekilde savaşın hemen yarın başlayacağı anlamına gelmemektedir. Çünkü Washington-Tahran arasındaki bütün bu korkutma, söz dalaşı ve yıkım tehditlerine rağmen İran’ın kendisi için sonuçları felaket olabilecek bir savaşa girişmeyeceği oldukça açıktır.
Dini lider Ali Hamaney de daha önce birçok kez, ‘İran’ın savaşmayacağını ama aynı zamanda müzakereler öldürücü bir zehir gibi olduğu için müzakere de etmeyeceğini”’ yinelemişti. Buna karşılık hem Kongre hem de ABD kamuoyunda savaşı destekleyenlerin oranı artmasına rağmen Trump’ın da savaşa başvurmayacağı tamamen açıktır.
Nitekim Reuters’ın Ipsos ile işbirliği içinde gerçekleştirdiği anket, herhangi bir İran saldırısına kısmi veya kapsamlı bir şekilde karşılık verilmesini destekleyenlerin oranının yüzde 50 olduğunu kanıtlamıştır.
Ancak durum ABD’nin artan yaptırımların İran rejiminin içinde bulunduğu darboğazı daha da artıracağına ve sonunda onu müzakarelere dönmek zorunda bırakacağına yönelik bahsi çerçevesinde gelişmektedir. Bu nedenle, Hamaney, yukarıda belirttiğimiz gibi müzakereleri ‘öldürücü bir zehir’ olarak nitelese de Dışişleri Bakanı Zarif, İran’ın askeri gerilimin yükselmesini istemediğini ve bunu düşürecek herhangi bir girişim ile işbirliği yapmaya hazır olduğunu birçok kez belirtmiştir.
O zamandan beri, bir çıkış yolu bulmak için birçok ülke harekete geçti ve girişimde bulundu. Bir ay önce Dışişleri Bakanı’nın Tahran’ı ziyaret ettiği Umman harekete geçti. Fransa ile temaslar canlandı. Zarif’in Bağdat ziyaretinden sonra Iraklılar hareketlendi. Almanya ardından Japonya girişimlerde bulundu. Müzakerelere dönmek istemeleri halinde Trump’ın İranlılara ulaştırması için başkanına bir telefon numarası verdiği söylenen İsviçre de gizlice harekete geçti.
Peki Trump’ın geçtiğimiz ayın 27’sinde Şinzo Abe’nin yanında durarak, yeni müzakarelere açık olduğunu belirtmesi ve “Tahran’la yeni bir anlaşma imzalayacağımızı düşünüyorum. Çünkü o da diyalog istiyor. İranlı yetkililer ile yakın bağları olan Abe’nin İran’a gerçekleştireceği ziyaretin ardından neler olacağını göreceğiz” açıklamasının ardından ortaya çıkan sonuç neydi?
ABD’nin geri adım attığını varsayan Zarif, aniden gerilimi yükselten söylemlerine geri döndü. Hafta başında yaptığı açıklamada, İran’a karşı ekonomik bir savaşa girişmesinin ardından Washington’ın güvende kalamayacağını ifade etti. Ama Washington’ın buna karşılığı gecikmedi. Dışişler Bakanlığı Sözcüsü Morgan Ortagus, Salı günü yaptığı açıklamada, Zarif’in açıklamalarını yaptırımlar karşısında artık tipik görülmeye başlanan bir davranışı yansıtan açıklamalar olarak niteledi ve şunu ekledi;
“Zarif’in açıklamaları üzerimizde güçlü bir izlenim bırakmadı. İran basit bir seçenek ile karşı karşıyadır. Herhangi bir sıradan ülke gibi davranmak ya da ekonımisinin çöküşünü izlemek!”
İran Dışişleri Bakanlığı da Trump’ın müzakere konusunda istekli olduğuna yönelik sözlerini sahte sözler olarak niteledi. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Abbas Musavi, Trump’ın açklamalarının ardından bir haftadan kısa bir süre sonra yürürlüğe giren yeni yaptırımların bu kez İran Körfez Petrokimya Endüstrisi Şirketi’ni hedef almasının bunu onayladığını belirtti.
Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ise, “Yeni yaptırım paketinin amacı; İran rejimini Ortadoğu’nun istikrarını sarsmak için kullandığı finansmandan mahrum etmektir. İran üzerindeki baskı devam edecektir” diye konuştu.
Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton da bu açıklamalara daha sert bir karşılık verdi ve İran’da İslam Cumhuriyeti’nin kuruluş tarih olan 1979 yılına işaret ederek, “40 yıldır devam eden terör yönetimine son vermeliyiz” dedi. Bolton, ayrıca ABD Başkanı’nın İran’a geleceğini iyileştimesi için bir fırsat verdiğini ve İran’ın karar vermesi gerektiğini belirtti.
Petrokimya konusunda uzman kişiler, bu sektörün çok canlı olduğunu, İran’da gelirler açısından petrol sektörünün ardından hemen ikinci sırada yer aldığını ve daha önce Trump’ın yaptırım listesinde yer almadığını ifade ettiler.
ABD Hazine Bakanlığı ise yeni yaptırım paketinin, dışarıda 39 şube ve bayiye sahip, bölgesel müdahaleleri bölgenin güvenlik ve istikrarını etkileyen Devrim Muhafızları’nın en büyük mali destekçisi olan İran’daki en büyük ve kazançlı holding grubunu hedef aldığını açıkladı.
Dolayısıyla İran’ın durumunun gittikçe daha da zorlaştığı açıkça görülmektedir. Çünkü İran’ın ne savaşmaya ne de içeride huzursuzluk hareketlerini artırabilecek boğucu ekonomik sonuçlara katlanmaya gücü yetmektedir. Aynı şekilde, Trump’ın Beyaz Saray’dan ayrılması ve onun yerine nükleer anlaşmayı imzalayan Barack Obama’nın yardımcısı Joe Biden’ın gelmesi umuduyla yeni ABD başkanlık seçimlerine kadar dayanmaya çalışacağına yönelik bazı analizlere rağmen İran’ın mevcut duruma 2 yıl daha katlanma gücü de yoktur.
TT
Tek mucize: Müzakare zehiri
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة