Geçen ay Suriyeli düşünür ve Şam Üniversitesi’nde felsefe profesörü Tayyib Tizini’nin ölüm haberi yayılır yayılmaz Suriye’de kendisi ile ilgili tartışmalar baş gösterdi. Rejimin destekçilerinin ölü ya da diri olsun kendilerini topa tutmaktan kaçınmadıkları muhalifler arasında yer alan Tayyib Tizini ile ilgili muhalifler ve rejimin destekçileri arasında bir bölünme ve anlaşmazlık görülmesi doğaldı. Ama Tizini ile ilgili tartışmalar bununla sınırlı kalmayıp muhalif saflara ve kendisinin de önde gelen isimlerinden biri olduğu Suriyeli aydın ve seçkinlere kadar uzandı.
Tizini etrafında dönen tartışmaları başlatan kişi; arkadaşı, düşünür ve felsefe profesörü Ahmed Barkavi oldu. Barkavi Facebook sayfasından paylaştığı mesajında; Tizini’nin arkasında bıraktığı bütün kitap ve yapıtların kendisi için hiçbir şey ifade etmediğini yazdı. Bu sözler diğer Suriyelilerin arasında da yankı buldu. Birçoğu Barkavi’yi bu sözlerinden dolayı ayıpladı. Kimileri bu sözlerinin ne yeri ne de zamanı olduğunu söylerken kimileri de bunu bir hesaplaşma olarak değerlendirdi.
Buna karşılık Berkavi’ye yakın kişilerden de yorumlar ve açıklamalar yapıldı. Ancak Şam Üniversitesi Şeriat Fakültesi eski profesörü İmadeddin El-Reşid’in açıklamaları ile birlikte tartışma bambaşka bir boyut kazandı. İmadeddin El-Reşid; yalnızca fanatik tekfirci bir tutum çerçevesinde değerlendirilebilecek bir adım ile Tayyib’in fikri ve siyasi tutumlarının bütün olumlu yanlarını hiçe sayarak onları “küfür” olarak niteleyen, başsağlığı dileyen ve kendisine mağfiret dileyen İslamcıları azarlayan bir yazı kaleme aldı. Bu da Suriyeliler arasında Tizini hakkında yaşanan bölünme ve ihtilafta El-Reşid’in düşüncesini destekleyen ile karşı çıkan entelektüel ve din adamlarının karıştığı yeni bir cephe açtı.
Şahsiyetler ve ideolojiler ile ilgili bütün anlaşmazlıklarda olduğu gibi tartışmaların başlaması ile taraflar asıl konudan oldukça uzaklaşır ya da onu ve kendisini çevreleyen detay, ayrıntıları tartışma konusu yapmak yerine çatışma ve anlaşmazlık konusu haline getirirler. Ama üzerinden biraz zaman geçip tartışmaların yarattığı fırtına dindiğinde temel meselelere yani Tizini’nin hayatına dönmemiz de mümkün olacaktır. O zaman; hepimizin geçen on yıllar içerisinde kendisine dair bütün imgelemlerimizden çok daha kötü olduğunu keşfettiğimiz gerçeği yenmemiz gerektiğini düşünen siyasi, fikri ve kültürel mirasına odaklanabileceğiz.
Tizini’nin hayat öyküsü 85 yıla uzanmaktadır. Kendisi Suriye’nin Humus şehrinde standart bir Suriyeli ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası şehrin münevverlerinden biriydi. Bu da Tayyib’in hayatı farklı yönleri ile tanıma ve öğrenmesinin önünü açtı. Kitap okuyarak, tartışmaları dinleyip onlara katılarak adım attığı bu hayat aynı zamanda onun gelecekteki seçeneklerini de etkiledi. Felsefe okudu.1967 yılında Almanya’da ilk doktarasını yaptı. Bu sayede Şam Üniversitesi Felsefe bölümünde çalışmaya başladı. Aralarında yüksek lisans ve doktora öğrencilerinin de olduğu binlerce öğrenciyi eğitti. Öğrencilerinden biri onu şöyle anlatır: ”Ondan çok şey öğrendim çünkü bize sadece amfide ders vermekle yetinmezdi. Odasının kapısı her zaman öğrencilerine açıktı. Bizleri odasında kabul eder, bizimle tartışır, açık bir akıl ve sevgi dolu bir kalple bizi dinlerdi. Farklı olanı kabullenme ve hoşgörü timsaliydi. Sözde değil gerçek bir demokrattı”.
Üniversite’de profesörlük yaparken öne çıkan özelliklerinden biri de Esed rejiminin üniversite hocalarının maaşlarını düşürüp yoksullaştırarak yaygınlaştırdığı rüşvet ve yolsuzluk dairesinin dışında kalmakta direnmesiydi. Bu davranışı kendisine bir bağımsızlık kazandırmış ve istemediği şeyi reddetme gücü vermişti. Örneğin; yetmişli yılların ortasında rejimin üst düzey yetkililerinden biri kendisinden, Hafız Esed’i bir düşünürmüş gibi anlatan bir kitap yazmasını istediğinde bunu kesin bir dille reddebilmişti.
Yetmişli yıllarda üniversite hocası olmak ve üniversitede eğitim vermek önemli bir prestij, maddi ve sosyal bir kazanımdı. Ama bu durum, ülkesindeki değişimin kaygısını taşıyan bu genç hoca için çok farklı anlamlara sahipti. Ülkede kimileri bu değişimi, iktidardaki solcu Baas Partisi’ne mal ederken kimileri de Marksizm ile bağlantılı görüyordu. Tizini ise değişimi; bütün bunların ötesinde bir ideoloji, ilk olarak Suriye ardından Arap gerçekliğinin özgüllüğü ile ilgili bir araştırma konusu olarak görüyordu. 1971 yılında bu yöndeki çalışmalarının ilk ürünü olan “Ortaçağ’da Arap Düşüncesine Yeni Bir Bakış Açısı Projesi” adlı tezini yayınladı. Ardından yazı hayatını sürdürerek onlarca düşünce kitabı yayınladı. Bu kitaplarda “Üçlü Yolsuzluktan Sivil Toplumun Sorunlarına” gibi hâlihazırda tanık olduğumuz sıcak konuları da ele aldı.
Tizini’nin hayatında gerçekleştirdiği en önemli üçüncü faaliyet ise; konferans ve forumlarda bulunduğu katkılar, gazetelerdeki yazıları ve kamusal faaliyetlere katılımıdır. Bu katılımlar son 20 yılda Suriye’deki rejimin yapısı, politikaları ve uygulamalarına yönelik sert ve keskin bir eleştiri boyutunu aldı. Rejim ve politikalarına yönelik eleştirileri yanında Şam Baharı boyunca sürekli bir şekilde reform çağrısında bulunmuş ve Binler Deklarasyonu’nu imzalamıştı. Suriye devriminin son 8 yılında ise Tayyib’in katıldığı en önemli faaliyet, 16 Mart 2011’de Şam’da İçişleri Bakanlığı önünde siyasi tutukluların ailelerinin düzenlediği oturma eylemidir.
Tayyib’in katıldığı ikinci önemli etkinlik; 27 Mart 2011’de aralarında Aref Dalila, Luay Hüseyin, Fayez Sara’nın bulunduğu diğer isimler ile daha sonra rejimden ayrılan Tuğgeneral Manaf Talas gibi rejim içerisinde etkin isimleri bir araya getiren ve Semira El-Mesalma’nın evinde düzenlenen (resmi olmayan) akşam yemeği davetidir.
Üçüncüsü ise; Esed rejiminin 2011 yılının Temmuz ayında Şam yakınlarındaki Sahara Oteli’nde düzenlediği ve Faruk El Şara’nın da katıldığı “Diyalog Konferansı”dır.
Tayyib Tizini hayatını, ülkesi ve halkını seven, aktif ve faal bir insan olarak yaşadı. Üniversitede çalışırken sadakatle ülkesine hizmet etti. Bir düşünür olarak yaptığı çalışmalarda Suriyelilerin ve Arapların geleceği ile ilgilendi. Ama onu en çok meşgul eden konu, Suriyelilerin son 10 yılda içine düştükleri durum oldu. Akan kanı durdurmak, Suriyelileri ve ülkelerini içine düştükleri felaketten çıkaracak bir siyasi çözüme ulaşmak için çabaladı.
TT
Tayyib Tizini’den tartışmadan bahsedebilmek
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة