Birkaç gün önce Al-Masry Al-Youm gazetesinin filozofu, ‘Newton’ yazısında; aptallığın doruk noktasının bir insanın sınırını bilmemesi olduğunu yazmıştı. Diktatörler gerçeği kabul etmeme ya da ona inanmayıp gerçeği kendi istedikleri gibi hayal etmekte ısrar etmeye başladıklarında yıkılırlar. Recep Tayyip Erdoğan; ‘İstanbul’un müezzini’nden Türkiye’nin başbakanına ardından da cumhurbaşkanı ve Atatürk’ten bu yana en büyük partisinin liderine dönüştü ama bununla yetinmedi. Bu ilerlemeden memnun olmak yerine açgözlülüğe kapıldı. Liderlik ile yetinmeyip dokunulmazlıkta ısrar etti. Seçmenler bu yeni davranışlarına yönelik görüşlerini belirttiklerinde ise onları dinlemeyi reddedip, İstanbul’un seçimini yenilenmesinde diretti. Bu ısrarın sonunda İstanbul seçim sonuçları sıradan bir kaybın ötesinde ağır bir yenilgiye dönüştü.
Kendisini bir meyve suyu satıcısından ülkenin liderine dönüştüren İstanbul, ona meydan okuduğunda kendisine bağışladığı saygı ve prestiji elinden alarak, halkın iradesine meydan okuma konusunda tarihi bir ders verdi. Erdoğan, demokrasiyi anlama konusunda kendisini eğitemedi. Onun verdiği derslerden ibret almadı. Nitekim demokrasinin ilk dersi şudur: İktidar da zaman gibi hiç kimsenin malı değildir ve el değiştirebilir.
Erdoğan’ın başına gelen en kötü şey Türkiye’nin onu hayalkırıklığına uğratmış olması değil İstanbul’un onu yenilgiye muhatap kılmasıdır. Yenilgiyi kabul etmeyi reddip seçmenlerin iradesini küçümsemeye karar verdiğinde kendisinden ve destekçilerinden başka (ki bunlar sadece iktidarın destekçileridir) dünyadaki herkes düelloyu şehrin kazanacağını anlamıştı.
Erdoğan’ın sorunu demokrasiyi tek yönlü bir yol gibi görmesidir. Kendisi ile o kadar dolu bir hale geldi ki demokrasi öğretmeni olup herkese ders verir oldu. Müslüman Kardeşleri genelleştirilmesi gereken bir demokrasi modeli olarak gördü. İstanbul’u Mısır, Ürdün ve diğer Arap ülkelerine ders ve müfredat dağıtan bir merkeze çevirdi. Bu dersleri desteklemek için de Suriye, Irak ve Libya’ya güçlerini gönderdi.
Her zaman ve her yerde gururun sonu benzerdir. Erdoğan hiç kimsenin karşı çıkmaya cesaret edemeyeceğini zannederek, Türkiye’nin yönünü değiştirmeyi amaçladı. Ama en büyük veto; rasyonel politikalar takip ettiği ve ülkesi gibi büyük bir ülkeye yaraşır bir lider gibi davrandığı dönemde ikizi olan şehirden geldi. Erdoğan pusulasını kaybetti, yönetimin temel ilkelerini unuttu. Şan ve ihtişamını hedef alanların, kendisine komplo kuranlar olduğunu duyduğunda aklını kaybetti. Türkiye’deki cezaevlerini mahkumlar, sokakları ise işsizlerle doldu. Dış politikada ise Türkiye’yi ABD, Avrupa ve Arap ülkeleri gibi eski müttefiklerinden uzaklaştırarak Rusya, İran ve Katar’a yaklaştırdı.
İstanbul, seçimini yaparak hem iç hem de dış politikaları ile ilgili görüşünü Erdoğan’a iletti. Tıpkı daha önce Ankara’da olduğu gibi. Serbest ekonominin izolasyon ve diktatörlüğe dayanmadığını ve Türkiye’nin en önemli şehrinde üçüncü bir seçim çağrısında bulunmasının hiçbir yararı olmayacağını anlamasını sağladı. Hatta şimdiden sonuçlarını okumaktan korkacağı bir sonraki genel seçimlerden çekinmesi ve endişelenmesi gerektiği mesajı verdi.
TT
Sen kim seçimler kim
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة