Hazım Sağıye
TT

Mevcut krizin temeli, Hizbullah ile ÖYH arasındaki uzlaşı

Lübnan’da yaşanan son gerilimi tek bir faktöre ve tek bir tarafa bağlamak zordur. Bir grubun kuşatılmış olduğu hissine ya da bir grubun egemen olma isteğine dayandırmak zordur. Aynı şekilde bu iki durum arasındaki ortak arka plandan yalıtılamaz.
Sözkonusu arka plan ise Hizbullah ile Hristiyan Özgür Yurtsever Hareket (ÖYH) arasındaki Aziz Mihail Uzlaşısı’dır. Bu uzlaşı; yaşanan bütün gerilimlerin asıl sorumlusu ve uzlaşı kıyılarından uzaklaşan herhangi bir sivil isyanın en belirgin aktivasyonudur.
Mezhepçi rejimimizin özellikle aşırı kutuplaşmaya maruz kaldığı dönemlerde; istisnasız herkesin katıldığı bereketli ve cömert gerilim yatakları oluşturduğu doğrudur. Ama 2006 yılının şubat ayında varılan uzlaşı tartışmasız en güçlü olanıdır. Bu uzlaşı vesayet sonrası Lübnan’ın ilk kurucu temel taşıdır.
Peki bu uzlaşının derin ruhu nedir?
Kendi dışında kalan hiç kimse ile uzlaşmamak ve kendisini uzlaşının düzenlediği güçler arasındaki denge nedeniyle sonuçları önceden bilinen çatışmalara çekmektir. Nitekim 2008 Beyrut olaylarının hatırası hala tazedir.
2005 seçimlerini yöneten ve adına “Dörtlü İttifak” denilen ölümcül günah, Aziz Mihail Uzlaşısı’nı doğurmuştur. O dönemde 14 Mart Blok’u; 2 karşıt programı bulunan kolay bir rakip, organları birbirleri ile savaşan bir bedenmiş gibi görünüyordu. Ama aynı dönemde Cebel-i Lübnan’da Hristiyanların zayıf kalmasına yönelik aşırı bir istek olduğu ve Suriye’nin askeri varlığının sona ermesinin onların zayıflığının da sonu anlamına gelmediği görüldü. Bu hata, Avncı akımın içerisinde en saldırgan ve intikamcı kesimleri güçlendirdi ve onu Hizbullah’ın kucağına itti. Hizbullah da o dönemde kendisini Şii alan ile sınırlayan izolasyonundan kurtaracak bir müttefik arayışındaydı.
Aziz Mihail Uzlaşısı; taraflarının savunmadan saldırıya geçme yeteneklerini geliştirdi yani kendini rahat hisseden Hariricilik ile Canbolatçılığa yönelik kuşatmalarını daraltmalarını sağladı. Ancak aynı zamanda bütün kötücül yetenekler gibi bir bütün olarak ülkede ve siyasette ölümcül bir uzlaşının temelini atarak devam eden iç savaş bileşenlerini takviye etti. Söz konusu uzlaşı 2 temele dayanıyordu:
Hizbullah içerisini tımar olarak ÖYH’ye verirken Özgür Yurtsever Hareket de Hizbullah’a sınırları tımar olarak veriyordu. Böylece 2 düşmanca eğilim birbirleri ile ittifak etmiş oldu. Bu eğilimlerden birincisinin Suriye’de zirve noktasına ulaştığına tanıklık ettik. Diğeri ise cumhurbaşkanlığı ve yetkilerinin genişletilmesinden yola çıkarak siyasi kemirme şeklini aldı. Uzlaşı; aynı zamanda hem içeride hem de dışarıda rakiplerini kuşatmaktadır. Lübnan’ın yapısını bilenler bunun aslında her yönden kuşatmak anlamına geldiğini bilirler.
Elbette Avncılık ve Hizbullah arasındaki ilişki her zaman uyumlu olmamıştır. Nitekim uzlaşı içerisinde uzlaşı olmaması için bin tane neden vardır. Dolayısıyla “Aziz Mihail Uzlaşı”sı gereği ÖYH, en önemli egemelik unsurlarından biri olan savaş veya barış kararı alma hakkından vazgeçerken Hizbullah ise Şiilere Hristiyanlar ile aynı bölgede yaşamayı bile çok gören bir tarafa katlanmak zorunda kalmıştır.
Son yaşananlar, bu ilişki ve gerilimlerini özetlemektedir. Son mertebede bizler 2 büyük mezhepçi güç karşısındayız. Birincisi de dinidir ama ikincisinin arasından Hizbullah’ın savaştığı İsrail’e karşı düşmanlıkları sorgulanan önemli şahsiyetler de çıkmıştır.
Bir tutam “beyaz adamın sorumlulukları ile bir tutam “halk kurtuluş savaşı”nın karşımı. Sonuç ise: Kod adı “sevgi” olan bir nefret.
Ancak sahte sevgi uzlaşısı çok daha kötü bir şeyi ortaya çıkarmıştır o da: Karmaşık bir karaktere sahip olsa da uyumlu bir egemen blok inşa etmenin imkansızlığıdır. Dolayısıyla Lübnan toplumunun istikrara kavuşması ve göreceli olarak kalıcı bir barışa kavuşması da olanaksızdır.
İçerisi Hristiyanların, sınırlar ise Şiilerin teorisi; akıllara geçmişte geçerli olan ekonomi Sünnilerin direniş ise Şiilerin teorisini getirmektedir. Bu 2 teori de devleti perakende ve bölünmüş bir şey gibi gören ve buna göre ele alan hipoteze dayanmaktadır. Dolayısıyla bu Maruni-Şii yapının; Suriye tarafından himaye edilen ve 2005 yılında dağılan Şii-Sünni yapıdan daha sağlam olmadığını ve yine bedelinin de ondan daha az olmayacağını söylesek abartmış sayılmayız.
2 uzlaşının da olumsuz ve yamalı karakterini göstermek için bu, yeterli bir kanıttır. Ulusal yaşam döngüsü mahkum edilirken bu yıpranma ve çöküş durumunu sadece 2 büyük değişim durdurabilir:
Lübnan düzeyinde; Sünni liderliğin çok daha etkili, faal olmasını sağlayacak ve ona bir ağırlık kazandıracak bir değişim yaşamasıdır. Bu tür bir değişim, İran-Suriye ittifakının çıkarına olmayan farklı bölgesel dengelere dayanmalıdır.
Cebel-i Lübnan düzeyinde; Dürzi-Hristiyan ilişkilerinde, birikmiş kötü kanı temizleyecek nitelikli bir atılımın gerçekleştirilmesidir. Cebel uzlaşması ne kadar önemli olursa olsun her 2 tarafın, güç kazanmanın yolunun karşı tarafı zayıflatmaktan geçtiğine dair inancından kurtulması için yeterli değildir. Hristiyanlar arasında Avn’ın gücünün artması böyle bir görevi zorlaştırıyorsa bu, başta Lübnan Kuvvetleri Partisi olmak üzere diğer Hristiyan güçleri ile İlerici Sosyalist Parti’nin himayesinde tarihi bir uzlaşıya varma ihtiyacı artmış demektir. Sıradan günlük hesaplamalara göre bile Velid Canbolat’ın aynı anda birkaç cephede savaşması mümkün değildir. Kötü bir şöhrete sahip “Dörtlü İttifak”a benzeyen taktikler ise er geç ölmeye mahkumdur.
Bunun gibi bir davranış, Hristiyanlara zehirli bir elma sunan Dışişleri Bakanı Basil’in ayartmalarını sınırlamak için olmazsa olmazdır.
Ama bu 2 değişimin gerçekleşmesi de bugün çok uzak bir ihtimal gibi görünmektedir.