Sovyetler Birliği ve bloğunun düşmesi ile özgürlük büyük bir zafer elde etti. Totaliter imparatorlukların en büyüklerinden biri, kendinden önce İkinci Dünya Savaşı’nda çöken Nazi imparatorluğunu takip ederek yıkıldı.
Buna rağmen bu büyük kazanımdan doğan yan etkiler de en az onun kadar büyüktü. Bu yan etkilerin en önemlisi de toplumsallık meselesinin dumura uğraması ve zayıflamasıdır.
Bu savaştan zaferle ayrılmış olan kapitalist ve demokratik ülkelerde yönetici seçkinler; komünist imparatorluğu sayfasının kapanması ile sanki söz konusu mesele de dürülüp bir kenara konulmuş gibi davrandı. Bu, sanki komünizmi aşarak bizzat yoksulluğun kendisinden intikam alınıyormuş gibi bir izlenim ortaya çıkardı. İkinci Dünya Savaşı sonrası takip edilen Keynesyen ekonomik metot, ‘refah devleti’ ile işsizlik ve ekonomik daralmayı engellemek için harcama ve talep artışını teşvik eden politika terkedildi.
Bu eğilimin arkasındaki nedenlerden biri de İtalya ve Fransa’da komünist partinin yükselişini sınırlamaktı. Fakat SSCB’nin yıkılması ve Avrupa’da komünist partilerin gerilemesi kapitalizmin rahatlamasını ve bazı temel içgüdülerini geri kazanmasını sağladı. Mizacı bu eğilimine üstün gelerek onu bastırdı. Borsalar ve vergi cennetleri, genç Karl Marks’ın ünlü ifadesi ile 'dinsiz dünyanın dini' haline geldi.
Sovyetler Birliği’nin çöküşünün akşamında görülen küreselleşme sonucunda başlayan ve tarihsel olarak eşi benzeri görülmemiş şaşırtıcı zenginlik ile Ronald Reagan’ın ABD, Margaret Thatcher’in İngiltere’nin başına gelmesiyle yükselen eleştirel neoliberalizm arasındaki mutsuz buluşma bu dönüşümlerin daha da kötüleşmesine yol açtı. Durum; servet dağılımında ek bir dengesizlik ile sınırlı kalmayıp, kendisine, değerler sisteminde paranın şahsından başka bütün değerleri kovmasını sağlayan aşamalı bir darbe eşlik etti. Bunun etkileri; üniversitelere, kültüre, gençlerin ve küçük yaştakilerin eğilimlerine yansıdı. Ama aynı zamanda bizatihi toplumsal bağlara da yansıdı. Özellikle de bazı eski üretim ve sanayi sektörlerinin ortadan kalkması, ucuz işgücü ve düşük ücretlerin olduğu ülkelere kaydırılarak kurumların boşaltılması ile bir kez daha 2 millet gerçeğine döndük: Zenginler milleti ile yoksullar milleti.
Komünizmin yıkılmasının ardından iktidara gelen 'orta sol' liderler 'sağın soluna' kaydılar: Örneğin; ABD ‘de Bill Clinton, İngiltere’de Tony Blair, Almanya’da Gerhard Schröder ve Fransa’da Lionel Jospin gibi.
Eski ve bir zamanlar sosyalist partilerin tabanını oluşturan işçi sınıfları da bu dönüşümlerle işbirliği yaptılar. Ücretli işgücüne kıyasla sanayi işçilerinin oranı niteliksel olarak azaldı. Sendikalar daraldı ya da İngiltere’de Thatcherizm tarafından maruz kaldıkları gibi sistematik bir parçalanmaya maruz kaldılar. Dolayısıyla işçi grevleri de zayıfladı. Üçüncü Sanayi Devrimi toplumlarının üretim yapısını değiştirdi: Üçüncü sektör sanayiye baskın geldi. Hizmet sektörü geleneksel üretim sektörlerinin aleyhine gelişip büyüdü. Orta sınıfın büyümesi ekonomik hassasiyetleri, talepleri ve genel olarak mücadeleyi zayıflattı. Bilgi kas gücüne üstün geldi.
Sosyalizmin yaşadığı gerileme sosyal eleştirinin de gerilediği anlamına gelmiyordu. Ama sosyal eleştiri farklı konulara taşındı ve 'topluluk' adı altında bir araya gelen eller tarafından ele geçirildi: Çevreciler, feministler, cinsiyet eşitliği talep edenler ve insan hakları destekçileri gibi. Bunların büyük bir çoğunluğu 'sivil toplum' adı altında çoğalmaya başladılar ve bu sorunları dile getiren dernekler ve birlikler şeklinde organize oldular. Aktivist sıfatı mücadeleci sıfatının önüne geçti.
Toplumsallığın yükselişi, liberal eğilimli ve kozmopolit bir yüze sahip orta kentsel sınıfların liderliğinde asil değerlerin yükselişiydi. Sloganları 'sınıfsal'dan çok 'insani'ydi. 1997 yılında bu toplumsalcılar; 5 yıl önce kara mayınlarının yasaklanması için uluslararası bir kampanya yürüten ABD’li Jody Williams’ın Nobel Barış Ödülü’nü alması ile en büyük uluslararası başarılarını elde ettiler. Bu kişiler ekonomik meseleler ile ilgili yaklaşımlarında ise 'hak' ilkesini vurguluyorlardı: Çalışma, barınma ve onurlu bir yaşam hakkı...
O halde mesele; herkesin bölünmesi değil etrafında birleşmesi gereken doğru, adil ve mantıklı olanın desteklenmesine yakın bir hale geldi. Kültürel ve entelektüel mücadele ve en öne çıkan araçları sosyal medya platformları birinci sıraya yükseldi.
Sınıfsaldan entelektüele bu dönüşümün öncülleri çok erken bir dönemde 60 yıl önce ABD’de ortaya çıktı. Düşman 'sömürü' değil 'soygunculuk'tu. Teknisyenler ile öğretmenler, doktorlar ve sekreterler gibi beyaz yakalılar yeni proletaryalar olarak sunuldular. Daha sonra bu asil hassasiyet daha fazla genişlemeye ve diğer din, ırk ve etniklerden kardeşleri aşarak yeryüzündeki insan ve insan dışı bütün varlıklara sempati duymaya başladı.
Zenginlik ve yoksulluk ikilisi ortadan kalkmadı ama daha az görülür bir hale geldi. Sefalet artık üretim içerisinde bir konumun değil üretim dışı bir konumun ürünü oldu. Entegrasyonun değil köleliğin bir sonucu haline geldi. Az görülür hale gelmesi; kurbanları ile kamuoyu, siyasi partiler ve geniş tabanlı medya endüstrisini etkileyen kentsel ve kozmopolit çevre arasındaki uçurumu genişletti.
Sonuç olarak; mevcut ikilemi şu şekilde niteleyebiliriz: Sosyalizm iktidarda iken toplumsallığa önem vermemişti. Örneğin sendika başkanları hep erkekti ve temsil ettikleri çevre de ırkçılıktan ve yabancı düşmanlığından uzak değildi. Nitekim popülist ve sağcı partilerin, komünistlere desteği ile bilinen işçi tabanını miras alması da bunun kanıtıdır. Bu, sosyalizmin kıtlığının ve donukluğunun işaretlerinden ve daha sonra kolayca aşılmasına yol açan nedenlerdendi. Bugün toplumsallık da sosyalizme karşı aynı düşük hassasiyeti göstermekte, liderleri sosyalistleri popülist hareketlerin kucağına itmekte ve aynı “halk”ın içerisindeki kopukluğu arttırmaktadırlar.
Bugün, çevre sorununun bu 2 grup arasındaki mesafeyi kapatmak için en uygun olduğunu düşünenler vardır. Kim bilebilir belki de öyledir!
TT
Sosyalizm ile toplumsallık arasında bölünmüş dünyamız
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة