İyad Ebu Şakra
Siyasi analist, tarih araştırmacısı
TT

Sudan, nihai çözüm yokluğunda anlaşmalara doğru ilerliyor

Geçtiğimiz saatlerde Sudan’da ağır bir hava hâkimdi, zira Askeri Geçiş Konseyi (AGK) ile Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri (ÖDBG) arasında bir uzlaşının ilan edilmesi bekleniyordu.
Herkes bekliyor ve iyimser, ancak eli kalbinin üzerinde son birkaç haftadır yaşadığımız gibi yeni bir engelle karşılaşmaktan korkuyor.
Büyük olasılıkla herkes değişim trenini raylara geri oturtacak bir anlaşmanın yapılmasını istiyor. Ancak, nihai çözümlere ulaşma konusundaki iyimserlik seviyesi, birkaç veri ortaya çıktığından bu yana önemli ölçüde geriledi, öne çıkan veriler:
-Ana omurgasındaki uyuma rağmen "ÖDBG", halk hareketinin geniş bileşenlerinden oluşuyor. Geniş bir ideolojik yelpazeyi temsil ediyor. Kabile, partizan ve bölgesel bağlantılar içeren Sudan gibi bir ülkede elbette ki çoğulculuğun kırılganlığı var. Kaçınılmaz olarak, “derin devlet”e bağlı bazı cemaatlerin bu harekete sızmış olma ihtimali vardır. Hatta belki de bu güçlerin bazıları, o derin devletin farklı dönemlerinde, “meşruiyetin” bir parçasını oluşturdukları gibi şu anda da vazgeçilmez bir unsur haline geldiler.
-AGK’nin kendine has bir anlayışı var ve bu anlayış  “ülkeyi korumak”, “anayasayı korumak” ve “sivil huzuru korumak” gibi rolleri içermektedir ve bu durum tüm dünyada askeri kültürde yaygın olarak vardır. Ancak AGK’nin, hayati güvenlik konularının tevdi edildiği “egemenlik konseyi” başkanlığını elinde tutma ısrarı anlaşılabilir ve müzakere edilebilir bir konu değildir.
-Halk oturma eylemlerini Hartum’daki Kolombiya bölgesi’nden başlayarak kırma girişimleri esnasında yaşanan kanlı hadiseler, AGK üyelerinin bazılarının tehdit içerikli açıklamaları ve sonrasında AGK’nin oturma eylemlerini kırma girişimi esnasında yaşanan şiddet eylemlerinden eski rejime bağlı bazı askeri tugayları sorumlu tutması herhangi bir uzlaşı eyleminde vazgeçilmez bir unsur olan güven ortamını zedelemektedir. Ayrıca, bazı muhalif grupların ÖDBG’nin AGK ile olan siyasi müzakerelerinde kendilerinin görmezden gelindiği söyleyerek İslamcı sloganlar atması güven ortamına hizmet etmemekte.
-Devrik Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir'in devrilmesi sadece sokak hareketleriyle gerçekleşmedi. Kıdemli ordu subaylarının Beşir’e karşı hareketi merkezi bir rol oynadı. Muhalefetin büyük bir bölümü Nisan Devrimi'nde rejimin üst kademesinde sınırlı bir değişikliğin gerçekleştiğini düşünüyor. Muhalefetin bu kısmı 30 yıl boyunca bu rejimin başında kalmış Beşir'in hala bu iktidara yük getirdiğine inanıyor...
Ayrıca eski rejim, kendisini yeniden inşa etmeyi rejimin çıkarına görüyor.
Bu dört veri, gerçekçi ve köklü anlaşmalar yapılmasını engelleyen “güven krizi” yaratmak için yeterlidir.
Özellikle iç ve dış şartlar açısından Sudan gibi ülkelerde geceden sabaha güven inşa edilemez.
İç şartlar bakımından, Beşir'in güneyin ayrılmasına ilişkin sorumluluğu ve kendisini uluslar arası arenada suçlu konumuna getiren Darfur'daki durum bir yana, yönetimini zayıflatan en önemli faktörlerin politik ve ekonomik faktörler olduğunu söylemek mümkündür.
Belki de en belirgin politik faktör, askeriyeden birtakım kıdemli çalışma arkadaşları üzerindeki kontrolü kaybetmesidir.
Özellikle 2005 Anayasası metninin aksine Cumhurbaşkanlığına aday olma kararı bu faktörlerden biridir. Daha sonra özellikle bazı hassas güvenlik bölgelerinde çalışan bazı üst düzey askeri yardımcılarını ve partide ve hükümette etkili bazı politikacıları görevden alması bu politik faktörlerden bazılarıdır.
Yaşamsal ekonomik faktörlere gelince, sokaktaki hoşnutsuzluk ve kızgınlığı arttırmada çok etkili oldu.
2018 Ocak ayında hükümetin dolar bazında gümrük fiyatlarını 6,9 cüneyhten 18 cüneyhe çıkarması yerel ve ithal malların fiyatlarında keskin bir artışa neden oldu, öyle ki bazı ürünlerde % 300'e ulaşan bir artış yaşandı.
Beşir hükümeti piyasadaki likiditeyi emmek istediğini ilan etti, müşterilerin banka hesaplarından para çekmelerine üst sınır getirdi, pek tabii ki bu da önemli bir likidite daralmasına yol açtı.
Tabii ki, bu hamleler sokakta yaygın bir öfkeye yol açtı, Sudan'ın çeşitli şehirlerinde, yaşam koşullarının bozulmasını, yüksek fiyatları ve temel ihtiyaçların karşılanamamasını protesto eden gösteriler düzenlendi. Ancak yetkililer bu gelişmeleri önemsemediler ve hafife aldılar, Protestocuları ihanetle suçlamayı tercih ettiler, haklı talepleri karşılama yoluna gitmek yerine baskıcı bir tutum benimsediler.
Yavaş yavaş protestolar büyüdü, iktidarın anlaşılmaz inadı ve olumsuz tavrı yüzünden olaylar alabildiğine büyüdü.
Sonunda, Beşir olanları görmezden gelmenin yarattığı kısırdöngüyü fark etti ancak kontrolü kaybetmişti.
Bunlar Sudan içinde yaşananlar, Sudan dışında ise, aslında "siyasal İslam"a dayanan Beşir’in durumu daha iyi değildi.
Ülkeye uygulanan uluslararası yaptırımların ardından, Sudan’ın bölünmesine ve güneyin ayrılışına boyun eğmek durumunda kaldı.
Yaptırımlar bir süreliğine donduruldu, ancak bu defa da kendisini ‘siyasal İslam’ ile ‘askeri alternatif’ arasında kutuplaşmış bir bölgesel iklim içinde buldu.
Dolayısıyla rejimi bölgesel gelişmelerle çelişen bir konuma düştü, artık rejimi açısından "yorgun bir arada yaşama" durumu vardı.
Burada, bazı ülkelerde "siyasal İslam" ile "askeri kurum" arasında "birlikte yaşama" örnekleri olduğu belirtilmeli…
Bunlardan biri de Pakistan. Pakistan'da ülkenin kimliği -hatta bağımsız bir devlet olarak varlığının gerekçesi- İslam'dır. Bu nedenle, “Ulus-İslam kimliği” Hindistan’ın “laikliğine” yani doğu sınırındaki “düşman”a karşı kalkan görevi görmekte.
Bu kimlik bizzat ordu tarafından güvence altında tutulmakta. Bu nedenle, Pakistan ordusu ile İslami cemaatler arasında kronik bir ilişki vardı.
Elbette, Sudan’ın büyük bir kısmı İslam’ı benimsemesine rağmen, Sudan’ın durumu Pakistan modelinin bir kopyası değil.
İslam, en eski iki sivil partinin "etnik" kimliğinin bir parçası olmuştur. ‘Ensar’ hareketinin tarihi siyasi temsilcisi Milli Ümmet Partisi’ni ve uzun zamandır Hatmiyye tarikatı ile ilişkilendirilen Demokratik Birlikçi Parti’yi bu bağlamda zikredebiliriz.
İhvan tarafından temsil edilen "siyasal İslam"a gelince ordudaki varlığını kesintisiz sürdürdü, gerek El Beşir döneminde gerekse İhvan Hareketinin tarihi liderlerinden Hasan Turabi döneminde buna şahitlik ettik.
Yukarıdaki veriler ve şu anki sisli aşama göz önüne alındığında şimdilik geçici bir çözümün en iyi seçenek olduğunu düşünüyorum, çünkü gerçek çözümler üzerinde anlaşmaya varmak için fırsatlar mevcut değil.
Bu türden çözümler güven ortamı ve bölgesel uzlaşı gerektirir ve ne yazık ki, her ikisi de şu an için mevcut değil!