İslam alemimizde neredeyse her gün yaşanan intihar saldırıları ile ilgili haberler, kurbanları için özellikle de aralarında çocuk ve kadınlar da bulunuyor ise duyduğumuz üzüntü ve acı dışında artık bizleri şaşırtmamaktadır. Ama bu intihar eylemini bir kadın gerçekleştirmiş ise o zaman bu haber önemli ölçüde dikkatleri çekmeyi sürdürmektedir. Kadınlar tarafından düzenlenen intihar saldırılarının sayısı artmış olsa da kadınların sadece aşırılık ve terörün kurbanı değil artık bir parçası ve öznesi olduğunu bilmek halen dehşete kapılmamıza ve rahatsız olmamıza neden olmaktadır.
Geçen hafta Pakistan’ın kuzeybatısında bir kadın intihar eylemci, hastane dışında düzenlediği eylem ile 8 kişinin hayatını kaybetmesine ve 26 kişinin yaralanmasına yol açtı. Bu eylemin sorumluluğunu Pakistan Talibanı üstlendi. Haberlere göre saldırıyı gerçekleştiren kadın 18 yaşındaydı ve burka giymişti.
Geçen yıl da Tunus’ta 30 yaşında bir kadın, başkentin merkezindeki Burgiba caddesinde kendisini patlatmıştı. Tunuslu yetkililer de DAEŞ örgütünü bu eylemin arkasında durmakla suçlamıştı. Bazı araştırmalara göre; terör örgütleri üyeleri arasında kadınların ortalama oranı %10-15’dir. Bazı araştırmalar da Irak ve Suriye’de DAEŞ örgütüne katılan yabancı savaşçı kadınların geldikleri bölgeleri, oranlarına göre şu şekilde sıralıyor: Doğu Asya %35, Doğu Avrupa %23, Batı Avrupa %17, Amerika kıtası, Avustralya ve Yeni Zelanda %12, Ortadoğu ve Kuzey Afrika %6 ve son olarak Sahra Çölü %1.
Boko Haram terör örgütünün, komşu ülkeler Kamerun, Çad ve Nijer’e ek olarak kuzey doğusunda etkin olduğu ve DAEŞ’in bir kolunu inşa etmeyi amaçladığı Nijerya’da, örgütün intihar eylemlerinde kullanmak için kaçırdığı ve eğittiği kadınların sayısı ciddi oranda yükseldi. Örgütün 2014 yılında Çibok köyünde bir okula düzenlediği saldırıda 276 kız öğrenciyi kaçırması dünyada büyük bir yankı uyandırmış olsa da bu, örgütün gerçekleştirmiş olduğu bir dizi saldırıdan sadece biriydi. Nitekim terör örgütünün, canlı bomba olarak kullanmak için kadınları kaçırdığı kesin bir bilgidir. İstatistikler de 2011 nisanından 2017 yılının haziranına kadar Boko Haram örgütünün düzenlediği intihar saldırılarından %50’sinden fazlasının kadınlar tarafından gerçekleştirdiğine işaret etmektedir.
Kendilerine verilen ad ile Çibok Kızları’nın çok azı kurtulabilirken birçoğu hala örgütün elinde. Alman gazeteci yazar Wolfgang Bauer'in kaleme aldığı, yakın bir zamanda yayınlanan ve örgütün elinden kaçmayı başaran kadınların tanıklıkları ve fotoğrafları ile desteklenen “Çalınan Hayatlar” adlı kitapta; kızlar arasında örgüt üyelerinin amaçlarının dini desteklemek olduğuna onları ikna etmelerinin ardından isteyerek ve gönüllü olarak kalanlar olduğu bilgisine yer verildi.
Tanıklar, bu kızlardan bazılarının intihar eylemlerine katıldıklarını, bu saldırıları büyük olasılıkla iradesiz bir şekilde ya da ne taşıdıklarını bilmeden gerçekleştirdikleri anlattı. Elde edilen bilgilere göre kalabalık pazar yerlerinde ve ulaşım araçlarında intihar eylemi düzenleyen 120 kızdan bazıları 9 yaşından küçüktü. Yine anlatılanlara göre örgüt; intihar eylemini düzenleyecek olan kızların kaçmasını engellemek için peşlerine 2 üyesini takıyor ve kızlar istenen hedefe yaklaştıklarında bu 2 üyeden biri uzaktan cep telefonu aracılığıyla kızların taşıdıkları bombayı patlatıyor. Boko Haram örgütünün elinden kaçabilen kızlar ise toplum tarafından kabul edilmiyor ve kendilerine hain ve örgütün casusları gözüyle bakılıyor. Tecavüze uğrayan ya da örgüt üyelerinden biriyle zorla evlendirilenler, tamamen dışlanıp kendilerine zina eden kadınlar gibi davranılıyor. Kendilerine hiçbir maddi ve manevi destek sunulmuyor. Bu kızlar yetkililere başvurmaktan korkuyor. Çünkü aileleri bile kendilerinden şüphelendikleri bu kızlar, yetkili makamlara başvurduklarında ordu tarafından “terörle mücadele” kamplarına götürülüyor, orada hiç kimsenin kendilerini ziyaret etmesine izin verilmeden sorgulamaya, tehdite, işkenceye ve dayağa maruz kalıyorlar.
Analistler; cihatçı örgütlerin erkek canlı bombaların sahip olmadığı özelliklere sahip oldukları için “Kara Dulları” etkili bir taktik olarak gördüklerine işaret ediyorlar. Kadınlar sıkı bir aramaya maruz kalmadan kolaylıkla emniyet barikatlarından geçebiliyorlar. Çünkü bazı İslam ülkelerinde kültür, adet ve gelenekler kadınların sıkı bir şekilde aranmasını engelliyor. Kadınlar çoğu zaman yüzlerini kapadıkları (dolayısıyla bir erkek kolaylıkla kadın kılığına girebiliyor) ve geniş siyah bir üst giydikleri için kolaylıkla patlayıcıları saklayıp tanınmadan eylemlerini gerçekleştirebiliyorlar. Gözlemciler; dul kadınların yaşamakta oldukları yoksul ve sıkınıtılı hayatta kurtulmak için intihar saldırlarını bir araç olarak gördüklerini ve örgütlerin de daha fazla terör eylemi gerçekleştirmek için bundan faydalandıklarını vurguluyorlar.
Kadın intiharcılar 20. yüzyılın ikinci yarısında Marksist örgütler aracılığıyla ortaya çıkmış bir olgu olsa da gözlemciler, doksanlı yıllardan itibaren cihatçı örgütlerin ilk olarak Çeçen savaşı sırasında ortaya çıkan ve“Kara Dullar” adı verilen kadın intiharcıları kullanma taktiğini benimsemeye başladıklarını belirtiyorlar. Çeçen halkı, 2 savaş sırasında etnik temizlik, tecavüzler, işkence, tehcire maruz kalırken uluslararası toplumun buna sesssiz kalması eşlerini, babalarını, kardeşlerini ve çocuklarını kaybeden bir kadın nesli ortaya çıkardı. Bu kadınlar giriştikleri eylemler ile kadınların geleneksel ve ikinci planda yer alan rollerinden çok farklı bir olan intihar eylemleri düzenleme ve diğer kadınları eğitme rolünü üstlenmiş oldular. Ardından Irak El-Kaide’si de Çeçen kadınlardan ilham alarak intihar eylemlerinde kadınları kullanmaya başladı.
Radikal gruplar ve terör örgütleri için kadınlar, stratejik bir hedef ve örgüt yapısı için temel bir unsur haline geldi. Eylemlerin planlanması, hazırlanması ve uygulanması sırasında bilgi taşımaları, tedarik konusunda önemli bir rol oynamaları, kolayca hareket edebilmeleri yanında kadınlar, radikal örgüt ve düşünceler için önemli bir propaganda ve üye kazanma aracı, gençler ve medya için cazip bir faktör oldu.
Kadınları intihar saldırganı olarak kullananlar sadece İslami örgütler değil. Silahlı saldırlarında kadınları kullanan en önde gelen devrimci örgütlerden biri de ayrılıkçı Tamil Elam Kurtuluş Kaplanları’ydı. Örgüte bağlı intihar eylemcisi kadınlardan biri, 1991 yılında kalabalık bir toplantı sırasında boynuna çiçek demeti asma gerekçesi ile eski Hindistan başbakanı Rajiv Gandhi’ye yaklaşmış ve onu öldürmüştü.
Yukarıda anlatılanlardan kadınları terör örgütlerine katılmaya iten birçok neden olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenler arasında duygusal ve psikolojik etkenler, ideolojik inançlar, ekonomik ve siyasi faktörler, zulüm, baskı, dışlanma duyguları ve şiddet vardır. Erkek savaşçılar gibi kadınların da bu örgütlere katılma amacı; bir topluluğa bağlı olmak, aynı ideolojiye sahip bir grup içerisinde yeni bir hayat arayışı ya da intikam, kendini kanıtlama isteği veya acı bir gerçekten kaçış olabilmektedir.
Boko Haram örgütünden kaçan kadınların topluma kabul edilme ve uyum sağlama konusunda zorluklar ile karşı karşıya kaldıkları gibi DAEŞ’li kadınlar da uyum ve geçmişlerinden kurtulma konusunda zorluklar yaşamaktadır. ABD’nin hazırladığı bir rapor; Suriye ve Irak’taki kamplarda çocukları ile yaşayan ve bir bölümü Ortadoğu, Avrupa ve ABD’deki ülkelerine iade edilen DAEŞ üyelerinin eşleri ve dullarının taşıdıkları tehlike konusunda uyararak onları “saatli bomba” olarak niteledi. Atlantic Council’in 2019 mayıs ayında yayınladığı rapor ise DAEŞ’li kadınların döndükleri ülkelerdeki güvenlik organlarının her birinin “dönmüş olan DAEŞ’li kadınlara nasıl davranılması gerektiği ve takip altında tutulmaları ile ilgili kendi özel sorunları ile karşı karşıya olduğu” ifadesine yer verdi. Batılı hükümetler, bu kadınların tekrar DAEŞ terör örgütünün saflarına katılması ve bunun Avrupa ve ABD’de yeni bir terör saldıraları dalgasına kapı aralaması olasılığından endişe duyuyor. Bu nedenler bazı hükümetler, bu kadınların dönüşlerine izin vermeyi reddederken kadınlar ise içinde bulundukları zor yaşam koşullarından kurtulmak için vatandaşlıklarını kanıtlamaya çalışıyorlar. Suriye ve Irak’ta bir zamanlar DAEŞ’in kontrolü altında olan bölgelerde yaşayan kadınlar arasında da isteyerek ya da zorla yabancı DAEŞ savaşçıları ile evlenmiş ardından boşanmış veya eşlerinin gerçek adlarını bilmedikleri ve sözde cihat etmek için kendilerini bırakıp gitmiş oldukları için babaları bilinmeyen çocukları birlikte dul bir şekilde ortada kalmış birçok kadın bulunuyor. Sayıları binlere ulaşan bu kadınlar çocukları ile birlikte toplum tarafından hem dışlanıyor hem de çocuklarının babaları belli olmadığı ve kimliklerini ispatlayacak belgelere sahip olmadığı için küçük görülüyor.
Diğer yandan, George Washington Üniversitesi’ne bağlı “Terörle Savaş” adlı merkezin haziran ayında Suriye’nin kuzey doğusundaki el-Havl kampında bulunanan aşırılıkçı DAEŞ’li kadınlar ile ilgili yayınladığı rapor; bu kadınların sadece sözlü saldırılar ile yetinmeyip başkalarını bıçakla tehdit ettiklerine, taşladıklarına ve çadırlarını yaktıklarına yer verdi. Kamp içerisinde hücreler kurduklarını ve hain saydıkları “isyancı kadınları” cezalandırdıklarını belirtti.
Bütün bunlar kadın terörünü ciddiye almayı, neden ve etkenlerini kökünden çözmeyi, gönüllü ya da zorla olsun kadınların radikal örgütlere katılmalarının sonuçlarını teşhis etmeyi ve değerlendirmeyi gerektirmektedir. Psikolojik, sosyal, güvenlik ve ekonomik olarak bu kadınların çocukları üzerindeki etkileri ve bunlarla nasıl başa çıkılması gerektiği de bilhassa araştırılmalıdır.
Kadının terörle mücadeledeki rolü meselesi; haziran ayında “Kadınların Güçlendirilmesi” adı altında Kahire’de düzenlenen ve İslam İşbirliği Teşkilatı üye ülkelerinden uzman ve bakanların katıldığı danışma toplantısının ele aldığı temel konular arasındaydı. Bu toplantıda İslam İşbirliği Teşkilatı’na bağlı ve gelecek yıl faaliyete başlayacak olan Kadınların Gelişimi Örgütü’nün neler yapabileceği de ele alındı.
TT
Kadınlar; radikalizm ve terörizm
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة