Racih Huri
Lübnanlı yazar
TT

Lübnan Şamon mezarlığında

Lübnan krizi, “çatışma/kırma” sürecine girdi. Politik olarak kim kimle çatışıyor. Yani kim kimin kafasını kırıyor. Geçmişte acı ve yıkıcı tecrübeler yaşayan bu ülke, geçmişten ders çıkarmamış gibi. Uzlaşma ve anlaşma dışında istikrara kavuşmasının ve ilerlemesinin mümkün olmadığını anlamamış gibi. General Mişel Avn’ı Cumhurbaşkanı yapan siyasi çözüm, daha önemli ve daha derin bir uzlaşmaya ihtiyaç duyuyor. Çünkü ilk çözüm, yaklaşık 2,5 yıl süren cumhurbaşkanlığı boşluğunu giderdi. Ülkenin yeniden şiddetli çatışmalara hatta iç savaşa kaymasını engellemek için şu an ikinci bir çözüm/uzlaşma gereklidir.
Hem “El-Ahd” ve Özgür Yurtsever Hareketi(ÖYH) hem de İlerici Sosyalist Parti(İSP) arasında daha kötüye giden ilişkiler, Kabr Şamon olayının ardından ilişkileri koparma ve düşmanlık seviyesine ulaştı. İlk başta El-Ahd, Mültecilerden Sorumlu Devlet Bakanı Salih el-Garib’e suikast düzenlemek için hazırlık yapıldığını söyledi. Daha sonra ise Mişel Avn’ın damadı Bakan Cibral Basil’e suikast düzenlemek için hazırlık yapıldığını dile getirdi.
Taraflar, birbirlerini çelişkili istihbari kayıtlara sahip olmak, baskı yapmak ve müdahalede bulunmakla suçladı. İSP, El-Ahd’in, olayı hem Yargı Konseyi’ne sevk ederek hem de hâkimleri belirleme noktasında müdahalede bulunarak yargıya baskı yaptığını söylüyor. Bu da siyasi bakımdan dolaylı olarak Velid Canbolat ve İSP’ye yönelik bir suçlamadır. Öte yandan El-Ahd ve ÖYH, suikast girişiminin olduğunu ve yargının bu konuda kararını vereceğini söylüyor. Tüm bunlar, daha fazla çekişmeye sevk ediyor.
Kabr Şamon olayını Yargı Konseyi’ne sevk etmek için bu olayı Bakanlar Kurulu’nun programına dâhil edip etmeme konusundaki anlaşmazlık nedeniyle Cumhurbaşkanı Mişel Avn ile siyasi çözümün mühendisi Başbakan Saad Hariri arasındaki ilişkiler de kötüye gidiyor. Buna paralel olarak Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın Bakanlar Kurulu’nu toplantıya çağırmaya ve Bakanlar Kurulu’nun programını belirlemeye yönelik anayasal yetkileri yeniden gündeme geldi.
Bu artan anlaşmazlıklar nedeniyle Bakanlar Kurulu, bütçeyi uygulamak ve özellikle de Sedir Konferansı’nın maddelerini uygulamaya zemin hazırlamak için iki aydır toplanamadı. Bu şekilde Bakanlar Kurulu’nu toplantıya çağırma ve programını belirleme noktasında Avn’ın anayasal rolüyle ilgili anlaşmazlık artıyor. Bu da Müstakbel Hareketi’ni, eski başbakanları ve Sünni otoriteleri bu duruma karşı çıkmaya ve ülkenin yürütme organını yönetme konusunda başbakanın rolüne bağlı kalmaya sevk etti.
İki gün önce Temsilciler Meclisi Başkanı Nebih Berri, Başbakan Saad Hariri’nin öncelikle hükümetin toplanmasını istediğini söyledi. Başbakan Saad Hariri, daha önce de Kabr Şamon olayından birkaç saat sonra toplantı düzenlemişti. Fakat ÖYH’li bakanlar, toplantıyı engellemek için kasıtlı olarak geç kaldılar. Bunun için Hariri, yatıştırma politikasına bağlı kalarak şunu söylüyor: “Kişiler sakinleştiği zaman 3 ihtimal çerçevesinde Bakanlar Kurulu’na geri döneceğiz.”
Ya yeterli çoğunluğun sağlanamadığı bir ortamda özellikle de Baabda ve el-Muhtara arasındaki gerilimin ardından hükümet toplantıya çağrılacak. Ya da Bakanlar Kurulu, yeterli çoğunluğa ulaştığı zaman toplanacak. Veyahut hükümet, içerden patlayıp ülke, yönetim konusunda açık bir krize gidecek.
Bilindiği üzere El-Ahd ve Lübnan Güçleri Partisi arasındaki ilişkiler de daha kötüye gidiyor. ÖYH ile Temsilciler Meclisi Başkanı Nebih Berri arasındaki ilişkiler ise Basil’in kargaşayla ilgili sözlerinden bu yana iyi değil. Basil, geçen yıl iki taraf arasında neredeyse fitneye yol açacaktı.
Avn’ın Hizbullah’ın müttefiki olduğu doğrudur. Siyasi çözümün, Hizbullah’ın Avn’ın cumhurbaşkanlığı konusundaki ısrarını yerine getirdiği doğrudur. Fakat aynı zamanda Hizbullah’ın Canbolat’ın rolünü zayıflatmak için 8 Mart Bloğu’nu Suriye ve İran’la desteklediği de doğrudur. Hizbullah, Canbolat’ın “Suriyeliler, yazılı olarak Şebaa Çiftlikleri’nin Lübnan’a ait olduğuna karar verene kadar bu çiftlikler, Lübnan’a ait değildir” sözünün İran, Suriye ve kendisini(Hizbullah) kızdırdığı için değil, aksine 14 Mart Bloğu’nu parçalamak için 8 Mart Bloğu’nu Suriye ve İran’la destekledi. Bunun için Hizbullah, Kabr Şamon olayının Yargı Konseyi’ne gönderilmesinde ısrar etti ve Bakanlar Kurulu’nun toplanmamasından dolayı eleştirilerini sürdürdü. Yargı Konseyi’nde ısrar etmesine rağmen Hizbullah, Bakanlar Kurulu’nu engellemeye çalıştı ve hükümeti parçalamakla tehdit etti. Bazıları, engelleme politikası aracılığıyla bu durumun, yetkileri Taif Anlaşması’nda kabul edilen “paylaşma” ilkesi yerine “üçleme” esasına göre yeniden dağıtan kurucu bir konferansa götürmesine yardım edecek bir süreç olduğunu söyledi.
Bu çerçevede ABD’nin Beyrut Büyükelçiliği’nin Çarşamba günü bir açıklama yapması sürpriz oldu. Büyükelçilik, yaptığı açıklamada, herhangi bir siyasi müdahale olmadan ya da mezhepçi ve bölgesel kışkırtmalar başlamadan Kabr Şamon olayında adaletin sağlanması çağrısında bulundu. ABD’nin açıklamasından önce Avn’ın yaptığı açıklama da dikkat çekiciydi: “Lübnan, hiç kimsenin dayatmalarına boyun eğmez. Hiç kimse Lübnan’ı etkileyemez.” Bakan Cibran Basil’in Beyrut’ta ABD Büyükelçisi’yle görüşmesinin ardından hızlı bir şekilde bu açıklamanın yapıldığı anlaşıldı.
Bu anlaşmazlıklar ortamında fiili olarak yeni bir siyasi uzlaşmaya ihtiyaç olduğu görülüyor. Fakat duvar, herhangi bir çıkışa ya da çözüme kapalı gibi. Temsilciler Meclisi Başkanı Berri, arabuluculuk rolünü askıya aldı. General Abbas İbrahim’in girişimi ise, Yargı Konseyi üzerinde ısrar edilmesi nedeniyle çıkmaza girdi.
Mevcut duruma yönelik en doğru tanım, bu defa duanın ötesine geçen Patrik Beşara er-Rai’den geldi. Er-Rai, Kabr Şamon olayının Lübnan’daki tüm kusurları ortaya çıkarttığını dile getirdi. Zira bu olay; mahkeme ve yargı, Cumhurbaşkanı ile Başbakanın yetkileri ve Bakanlar Kurulu’nu toplantıya çağıranlar konusunda yetkililerin ve politikacıların anlaşmazlıklarını ortaya çıkarttı. Er-Rai, yetkililerin anayasaya ve kanunlara aykırı davrandığını ve vizyon sahibi olmadıklarını belirtti. Er-Rai, “Güçlünün zayıfı ezdiği bir ülkede arzularına göre yargıyı yönlendiren mezhepler ve güçlüler devletine dönüştük” dedi.
Yargının durumu, güvenlik organlarının durumuna benziyor. Bunun için Müstakbel Hareketi’nin İç Güvenlik Güçleri’ndeki İstihbarat Şubesi’nin Kabr Şamon olayıyla yürüttüğü soruşturmaların sonuçlarından niçin şüphelendiği anlaşılıyor. Bu, hedefleri net bir politikaya dönüştü. İstihbarat Şubesi’nin imajını zayıflatan haber siteleri ve milletvekilleri, bu politikanın propagandasını yapıyor. Bu politika, Kabr Şamon olayından sonra kabul edilemez bir seviyeye ulaştı. Mevcut suçlamalar nedeniyle yeni bir soruşturma sürecine ulaşmak amacıyla İstihbarat Şubesi’nin yürüttüğü soruşturmaları görmezden gelmek için müdahale yapıldığı dile getirildi. Burada Canbolat ve İSP’yi hedef alan suçlamaları kastediyoruz. Bu sözlerin doğrudan Cumhurbaşkanı Avn’a yöneltildiği görülüyor.
Siyasi çözümden geriye ne kaldı?
Geriye hiçbir şey kalmadı. Çünkü Mişel Avn’ın cumhurbaşkanı olduğundan beri meydana gelen gelişmeler ve yaşanan sorunlar, Avn’ın Hizbullah ve 8 Mart yanlısı bir tutum sergilediğini gösteriyor. Oysaki çözüm ruhu, Taif Anlaşması’na, anayasaya, yetkilere ve Lübnan’ın tarafsızlığına dayanıyordu. Mevcut vaziyet, Lübnan’ı politik ve ekonomik bakımdan yıkıma götürebilir.