Haritalar binalar gibidir. Güvenlik ve sağlamlılığının sırrı iyi bir bakımda gizlidir. Tek başına zamanın vesayetine bırakmak onu yıpratır. Yaş, ona saldırır ve kırışıklıklar onu ele geçirir. Bağışıklığı zayıflar ve çatlamaya başlar. Bu çatlaklardan rüzgarlar sessizce sokulur ve kendisine müttefikler ile düşmanlar bulur. Zaten var olan iç savaş nedenlerine yeni nedenler ekler.
İyi bir bakım ile kastedilen ise vatandaşları ile ilgilenen, onları dinleyen ve yönetime ortak eden, yaşam koşullarını iyileştirmek için çok çalışan normal bir devlettir. Birleştirici kurumlar, dürüst ve temiz bir yargı, anayasa ve hükümleri gölgesinde çalışan güvenlik kurumları demektir. Bunlar olmadığında devletler parçalanıp sağlamlık ve dokunulmazlıklarını kaybederler. İçeride yasaları, dışarıdan da sınırları ihlal edilir. İdeolojileri ve milisleri ile haritalar ötesi çatışmalar kendisine sızmaya başlar. Haritası, kendi gücünü aşan çatışmalara boyun eğmek zorunda kalır. Devletlerin kendisi gibi parçalanmış devletlere komşu olması ise bu tehlikeyi daha da arttırır. Çünkü komşusunun kaosu kendi kaosunu besler ve kan gölleri, ölüler ve göçmen kafileleri çoğalmaya başlar.
Politikacı, dünyanın bu çılgın kısmı için önümüzdeki yıllarda korkunç ve karanlık bir tablo çizdi. Ortadoğu ülkelerinin okullara, fabrikalara ve yatırımlara ihtiyacı olduğunu ama kendisine daha fazla savaş ve çatışma vaat edildiğini belirtti. Uçuruma sürüklenmeyi durdurmak için başvurulabilecek bir referansın yokluğuna dikkat çekti. Çünkü BM’nin itibarı, saygınlığı ve kararları aşındı. Küresel güvenlik ve barışı korumaktan sorumlu bir organizasyondan çok bir medya platformu haline geldi. Sorun yalnızca çatışmalara çözüm bulamaması değil, hesapların yeniden gözden geçirilmesine ve nefes almaya izin verecek ateşkesleri sağlamaktan bile artık aciz olmasıdır.
Uluslararası meşruiyetin rolünün zayıflamasına, çok zor bir uluslararası durumun neden olduğuna dikkati çekmek istiyorum. İki kutuplu dünyada, herhangi bir çatışmayı kapsamak, uzatılmasını veya sürekliliğini önlemek için Washington ve Moskova’nın alaşması yeterliydi. Oysa bu dünya geri dönmemek üzere her şeyini toplayıp gitti. Sovyetler Birliği’nin yıkılışının rahminden doğan tek süper güç dünyası da çok uzun ömürlü olmadı. Dünyayı yönetmek, ne kadar büyük bir ekonomik ağırlığa sahip olursa olsun tek başına bir gücün altından kalkamayacağı kadar zor bir iştir. Bu nedenle her zaman yeni ve alternatif dengeler meydana çıkar. Dolayısıyla Avrupa’nın rolü gerilerken onun yerini almak için Çin öne çıkmıştır. Bu yeni dağıtımda, Rusya’nın geri dönüşü, Çin’in yükselişi, ardı ardına yaşanan bilimsel ve teknolojik devrimler nedeniyle dünyada yaşanan değişimler dikkate alınmalıdır.
Politikacı, asıl sorunun, bazı bölgesel devletlerden bahsederken, iç dengeleri vuran derin değişimleri, ardı ardına gelen darbelerin etkilerinden kurtulmayı başaramayan oluşumlara bölgesel veya küresel oyuncuların sızdığını dikkate almamız olduğunu belirtti. Bu nedenle hükümeti kurmak gibi rutin bir eylem zorlu bir göreve dönüştü. Irak ve Lübnan’da hükümeti kurma sürecine eşlik eden sorunlar bunun en iyi kanıtıdır.
Örneğin dünya, Adil Abdulmehdi hükümetinden yapamayacağı bir şeyi talep ediyor. Ama Abdulmehdi hükümetinin Irak’ı ne Washington ve Tahran arasındaki karşılıklı sert mesajların ne de İsrail ve İran arasındaki karşılıklı çatışmaların dışında tutma gücü yoktur. Irak’ın sahasını bu çekişmeler ve düellolar dışında tutmak için atacağı herhangi bir olumsuz adım onun devrilmesi demektir. Abdulmehdi hükümetinin bir dokunulmazlığa sahip olmaması ise, aynı zamanda Irak devletinin de buna sahip olmadığının açık bir ifadesidir. Örneğin Abdulmehdi’nin, Haşdi Şabi’nin İran’ın bölgede girişeceği herhangi bir çatışma ve mücadeleye karışmasını engellemesi mümkün mü? Bu sorunun yanıtı bilindiktir. Konum ve yerel koşullar açısından aralarında farklılıklar olsa da aynı şey, Lübnan’daki Saad Hariri hükümeti için de söylenebilir.
Gerçek şu ki, bölgede dış müdahalelerin içeriye sızmak için kullandığı gedikleri kapatarak ulusal birliğini onarmakta başarılı olamayan devletler ile karşı karşıyayız. Örneğin Irak, DEAŞ’ı yenmek için ABD’nin askeri yardımına ihtiyaç duydu. ABD hava saldırıları olmasaydı DEAŞ, Irak topraklarındaki varlığını uzun süre koruyabilirdi. Ama büyük devletler yardım kuruluşları değildir. Her birinin kendi çıkarları ve talepleri vardır. ABD’nin askeri gücünden faydalanıp ardından ona düşman bir yolda yürümeyi seçmeniz mümkün değildir. Seçeneklerdeki bu kargaşanın bedelleri vardır. Hatta çok daha ağır olan bedelleri vardır. DEAŞ örgütünü ortadan kaldırma operasyonu başarılı oldu. Ama raporlar, örgütün hâlihazırda Musul ve Anbar’ın diğer bölgelerinin yakınlarında tekrar harekete geçmeye hazırlandığı bilgisini veriyor. Asıl sorun, DEAŞ’ın doğuşu için gerekli zemini hazırlayan politikaların DEAŞ’ın ortadan kaldırılması ile ortadan kalkmamış olmasıdır.
Bir başka örnek ise Suriye’dir. Rusya’nın askeri müdahalesi savaşın seyrini değiştirmeyi başardı ve rejimin devrilmesi düşüncesi pratik olarak artık gündemden kalktı. Ama bu müdahale, savaşı bitirmekte başarısız oldu. Kürtleri sınırlarından uzaklaştırmak için Türkiye’nin ABD ile birlikte Suriye haritası içerisinde “güvenli bölge” kurması basit bir şey değildir. Gerçekçi olmak gerekirse, Suriye’nin kendi kararlarını kendi alan, bir devlet ya da milis güçleri tarafından desteklenmeden silahlı kuvvetlerinin bütün haritasına egemen olduğu normal bir devlet olarak yakın bir zamanda geri döneceğini tasavvur etmek zordur. Suriyeli mültecilerin yaşamak zorunda bırakıldıkları kamplardan kendi evlerine ve topraklarına dönmemeleri radikalizmin bir kez daha yayılması için gerekli zemini sağlamaktadır. Kürtlerin DEAŞ’a karşı savaştaki fedekarlıklarının hiçbir şekilde göz önüne alınmadığına dair düşünceler, patlamak için bir fırsat bekleyen duygular üretmektedir.
Eskiden İsrail’e komşu olan ülkelerin Arap-İsrail çatışmasının oluşturduğu fay hattı üzerinde yaşadıkları söylenirdi. Bugün ise bu çatışmanın artık bölge halklarının korku ya da ilgilerinin ilk sırasında yer almadığını söyleyebiliriz. Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinin ardından İran’ın bölgeye akın etmesi, birçok devleti yeni bir fay hattı ile karşı karşıya bıraktı. Birden fazla bağlılıklara sahip ülkelerde görülen çatlaklar, daha tam olarak sona ermeyen bir depremi tetikledi. Nitekim İsrail’in son olarak Irak, Lübnan ve Suriye’de gerçekleştirdiği hava saldırıları da yeni bir fay hattı oluşturuyor.
Yemen haritasındaki çatlak da açıkça görülüyor. Son günlerde tanık olduklarımız ise, sorunlarını çözecek ve geleceklerini şekillendirecek tek yol olarak Suudi Arabistan’ın çağrıda bulunduğu diyalog konusunda Yemenlilerin kesin bir karar almamaları halinde neler yaşanabileceğine işaret ediyor. Husilerin İran’ın faal bir vekiline dönüşmesi de Yemen haritasındaki çatlağın ne kadar genişlediğini gözler önüne seriyor.
Rusya, haritalarda gittikçe büyüyen bu çatlaklar ile yaşayabilir. Aynı şekilde ABD ve belki de bazı bölgesel devletler de bununla yaşayabilir. Ancak soru, yeni çatışmalar ithal edip bunları eski çatışmalara ekleyen çatlaklarla dolu haritaların gölgesinde parçalanan halklar ile ilgilidir.
TT
Çatlayan haritalar ve uzun ömürlü çatışmalar
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة