Tunus bizlere politika ahlakı konusunda dersler vermeyi sürdürüyor. Politikanın bir ahlakı mı var diye soracaksanız, uygulanması şartıyla evet, bir ahlakı var. Aynı gelenekleri ve kuralları olduğu gibi. Nitekim Tunus; son seçimlerde bütün bunlara bağlı kaldı.
İlk olarak, kararlaştırılan tarihte sandık başına gitti. Adaylık kapısını herkese açtı. Sivil bir tutuklunun bulunduğu yerden seçim yarışını sürdürmesine izin verdi. Seçimlerin ikinci kazananı olmasının ardından da cezaevinden tartışma ve münazaralara katılmasına izin verme kararı aldı.
Birinci sırada yer alan ve en çok oy alan aday ise Tunus halkının daha önce denediği ve buna göre değerlendirdiği geleneksel politikacılar ile siyasi partilerin dışında bir isimdi.
Nitekim Munsif Marzuki’nin halkını çok iyi tanıyor ve iktidar deneyiminin tekrarlanmaya değer olmadığı için kendisini seçmeyeceğini biliyor olması gerekiyordu.
Tunuslular, kültürlü ve bilinçli bir seçmendir. Kendisine seçme özgürlüğü tanındığında ona nasıl saygı duyması gerektiğini iyi bilir. Buna ek olarak bütün bu iklimin büyük ve üstün bir devlet adamına yani Kaid es-Sibsi’ye borçlu olduğu da unutulmamalıdır. Zeynelabidin bin Ali’yi deviren, devrimden ölümüne kadar bu cesur ve aydınlanmış devlet adamı, ülkesini yasalara son derece saygılı bir şekilde yönetti. Büyük Mücahit gibi narsisizmlere kapılmadan, içinde yetiştiği Burgibaizmi korudu. Tek parti ve tek adam yönetimini tek model ve çok partili bir yönetime dönüştürdü. Es-Sibsi gurur ve kibir ile değil dürüstlüğü, güvenirliği ve yasalara saygısı ile üstün bir konuma yükselmeyi başardı.
Halkına büyük ölçüde restore edilmiş bir devlet bıraktı. Bin Ali gibi baskı ve despotluğa başvurmak zorunda kalmadan, güvenlik ve barışı sağladı. Es-Sibsi’nin bizlere verdiği ve unutmamız gereken bir ahlak dersi daha var. O da bin Ali’nin öldüğünü duyduğunda -ki bu bir söylentiydi- Tunus’un eski devlet başkanı olarak kendisine uygun bir merasim düzenlenmesini önermesidir.
Başka bir lider olsa bunu reddederdi. Üstelik dünyanın sonuna da gitse bulunup ülkesine geri getirilmesini ve cezalandırılmasını isterdi. Oysa bu tür davranışlar yalnızca semboliktir. Nitekim Türkiye, halen komünist şair Nazım Hikmet’in mezarnın Türkiye’ye taşınmasına izin vermiyor. Halbuki Nazım Hikmet, komünist değil Türk milliyetçisiydi. Buna karşılık Erdoğan, yüzyıllardır Suriye topraklarında gömülü olan Süleyman Şah’ın mezarını taşıması için askeri birlik gönderdi.
Burgiba’nın ünü, bin Ali’nin geçici dönemi, Marzuki’nin geçiş dönemi ve es-Sibsi’nin devleti, yeni cumhurbaşkanının teslim alacağı büyük bir emanettir.
Son Haberler
TT
Tunus'tan politika dersleri
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة