Racih Huri
Lübnanlı yazar
TT

Lübnan: Yanılsama ve putların parçalanması

Lübnan’ın genelinde gösteriler düzenleyen ve Reuters’e göre tarihteki en önemli devrimi deklare eden gösterilericilerin taleplerine karşılık Cumhurbaşkanı Mişel Avn’ın konuşmasını dinledikten sonra bir Batılı diplomat bana şunu söyledi: “Lübnan çok ciddi senaryolar ile karşı karşıya. Lübnanlı gençleri sabah oturma eylemlerinin yapıldığı yerleri temizlerken gördüğümde, bana sanki yıkılan yanılsama ve hesapların enkazını süpürüyorlarmış gibi geliyor.”
Bu Lübnan’da patlak veren ayaklanma hakkında yapılmış en iyi tanımlamaydı. Bu ayaklanma sırasında bir milyondan fazla Lübnanlı, dünya genelinde 20’den fazla ülkede 10 gün boyunca sokakları ve meydanları doldurup gösteri yaptı. Yolsuzluğu sona erdirecek, hırsızlık ve yağmaya dalarak ülkeyi iflasın eşiğine getiren siyasi sınıftan hesap soracak köklü bir değişim talep etti.
Gösterilerin başlamasından 10 gün sonra Cumhurbaşkanı halkın karşısına, daha önce çokça duyduğu ama hiçbiri uygulanmayan bir reformlar yelpazesi ile çıktı. Ondan önce de Başbakan Saad Hariri salı günü Cumhurbaşkanlığı Sarayı’ndan halka seslenerek 25 maddeden oluşan bir reform paketini açıklamıştı. Ama her zaman yinelenen vaatlerden ibaret olduğu ve uygulanacağını garanti eden bir şey olmadığı için göstericiler bu paketi kabul etmedi. Kabul etmemelerinin bir nedeni de bozdukları şeyi düzeltme ve reform programını uygulama görevini, ülkeyi bu duruma getiren ve yolsuzluğun sorumlusu olan politikacılara veriyor olmasıydı.
Bloomberg, Hariri’nin planını açıklamasının hemen ardından bu planı, kıyamet gününe kadar bir erteleme olarak niteledi. Lübnan’ın borç ödeme programını 3 yıl sonraya ertelemeye yöneldiğini belirtti. Kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s ise, hükümetin bankaları borçlarından daha düşük bir faizi kabul etmeye zorlayan planı nedeniyle Lübnan hükümetinin borcunu ödeme gücüne duyulan güvenin daha da zayıflayabileceği uyarısında bulundu.
Bütün bunlar, Hariri’nin planının ve Avn’ın vaatlerinin; “Devrim, devrim... Hepiniz yani hepiniz” sloganları ile ülkedeki siyasi sınıfın tamamının gitmesini talep eden göstericiler tarafından kesin bir şekilde reddedildiği anlamına geliyor. Göstericilerin bu taleplerinin yerine getirilmesi çok zor. Çünkü bu, ekonomik çöküşe bir de uzun sürebilecek bir siyasi boşluk ekleyebilir. Bunun yanında Avn’ın vaatleri ve Hariri’nin planı uluslararası derecelendirme kuruluşları tarafından da kabul görmedi. Bu da Beyrut’taki dramatik gelişmelerin ardından CEDRE Konferansı’nın kararlarının geçersiz olmasından duyulan korku ve endişeyi arttırdı.
Halkın ve göstericilerin talepleri doğrultusunda Lübnan’ın Malezya deneyimini örnek alması gerekiyor gibi görünüyor. 10 Mayıs 2019’da Mahathir Muhammed, başbakanlık görevine geldikten  2 gün sonra 12 Mayıs’ta bütün sınırları ve havaalanlarını kapatıp eski başbakan Necip Rezak’ı, 9 bakanı, 144 iş adamını, 50 hakimi ve 200 polisi tutukladı. 5 gün içerisinde Malezya Hazinesi’ne 50 milyar doların iade edilmesini sağladı.
Ama bizler Lübnan’da yaşıyoruz. Washington Post ve The Wall Street Journal gazeteleri perşembe günü yayınladıkları haberlerde, ABD Hazine Bakanlığı’nın Lübnan içerisinde ve dışında politikacılara ve takipçilerine ait banka, kurum ve şirketlerin sayımını yapmayı başardığını belirttiler. Habere göre ABD Hazine Bakanlığı bunun sonucunda; 1982-2019 yılları arasında çalınıp içeride ve dışarıdaki banka hesaplarında muhafaza edilen mal varlığının 800 milyar dolara ulaştığını keşfetmiş. İşte biz böyle bir ülkede yaşıyoruz. Elbette bu “rezil yönetim”  söz konusu hayali rakama ulaşan bu mal varlığının hazineye geri dönmesini sağlama gücüne sahip değil. Çünkü bunları çalan eller neredeyse hepsi kendisinden hesap sorulması gereken eller. Bu da bizlere bir kez daha Task Force’den Edward Gabriel’in sözünü hatırlatıyor. Gabriel bir ay önce Beyrut’a düzenlediği ziyareti ve yetkililer ile yaptığı görüşmeleri şu sözle tamamlamıştı: “Evinizi kirli bir bez ile temizleyemezsiniz.”
Devrim başlatan Lübnan halkı, pratik olarak bu bezin değiştirilmesini talep ediyor. Ancak bunu yaparken siyasi bir boşluğa düşmeye karşı da dikkatli olmalıyız. Bu nedenle Cumhurbaşkanı Avn’ın konuşmasında geçici de olsa bir çözüme kapı aralayabileceği izlenimi veren bir ifadeye dikkat çekmek istiyoruz. Avn konuşmasında çözüm olarak hükümet değişikliğini önerisine de yer verdi. Nitekim özellikle Lübnan Kuvvetleri Partisi’nin 4 bakanının istifa etmesi ve İlerici Sosyalist Parti’nin de bakanlarının istifa edebileceğini ima etmesinin ardından bununla ilgili siyasi tartışmalar da arttı.
Eski milletvekili Velid Canbolat, hükümetin açıkladığı reformları geçici sakinleşiriciler, kamu sektörünün satılmasını ise cinayet olarak niteledi. Başbakan’a seslenerek: “el-Ahd dönemini yıkan ve her gün bizlere daha çok kan kaybettiren bu uzlaşıya daha ne kadar bağlı kalacaksın ey Şeyh Saad. Bunun yerine hükümette değişikliğe gitmek, kendisini yolsuzluk ve istibdatın sembollerinden temizlemek daha iyi değil mi?”dedi. Canbolat bu sözlerle açıkça ilk önce Avn’ın cumhurbaşkanı olmasını sağlayan siyasi uzlaşıya, ikinci olarak da Lübnan’da kışkırtma ve tahrikin önde gelen isimlerinden sayılan damadı Cibran Basil’e işaret etti.
Bilhassa göstericilerin Avn ve Hariri’nin vaatlerini kabul etmemeleri ve devrimi sürdürmekte ısrar etmelerinin ardından sürecin nasıl seyredeceği bilinmiyor. Yönetimi yeniden şekillendirmek için gerekli geçiş sürecini yönetecek parti üyesi olmayan uzmanlardan bir hükümet kurulması çağrısında bulunmalarının ardından nasıl ilerleyeceği belirsiz. Ancak Lübnan’da devam eden büyük gösterilerin sonuçlarına ve kazanımlarına geri dönüldüğünde Batılı diplomatın meydanlardan süpürülen enkaz olarak tanımladığı bir grup yanılsama ve korku putunun yıkıldığı söylenebilir.
İlk yıkılan; halkın değişim taleplerinin önüne geçmek için bazılarının körüklediği bazılarının da kendisine güvendiği mezhepçi bölünmelerin yaşanacağına dair bütün yanılsamalar oldu. Lübnan içerisinde ve dışında 3 milyondan fazla göstericinin dodurduğu meydanlarda Lübnan bayrağından başka bayrak yoktu. Müslümanı ile Hristiyan ve Dürzisi yan yana duruyordu. Ulusal marş herkesi bir araya getirmişti. Lübnan’ın ikinci başkenti sayılan ve bir zamanlar Lübnan’ın Kandahar’ı olarak nitelenen Trablusşam bile tam anlamıyla devrimin gelini oldu. Sevinç dolu meydanlarında bütün mezhep ve cemaatler bir araya geldi.
İkinci ve daha da önemlisi gösterilerin Nebatiye, Sur, Baalbek ve Bint Jbeil gibi Hizbullah’ın kalesi sayılan şehir ve beldeleri de kaplaması. Çarşamba günü sert bir şekilde bastırılmaya çalışılsa da  bu gösteriler adeta Hasan Nasrallah’ın konuşmasına verilmiş öfkeli bir doğrudan karşılık gibiydi. Nasrallah bu konuşmasında, hükümetin düşmeyeceğini ve elbette Hizbullah ve Cumhurbaşkanı arasındaki ittifak nedeniyle el-Ahd’ın sona ermeyeceğini belirtmişti. Nasrallah’ın tehditlerine rağmen Şii bölgelerinde gösterilerin sürmesi, Nasrallah’a ve insanları korkutmak için savurduğu sokaklara inme tehdidine verilen doğrudan bir tepki olarak görüldü. Bu da bir korku döneminin yıkılmasına neden oldu. Ayrıca Foreign Policy dergisini çarşamba günkü sayısında; düzenlenen gösterilerin açık bir şekilde İran hegemonyasını hedef aldığı, Irak’ta yolsuzlukla savaştığını iddia eden ama kendi kalelerinde yolsuzlukla suçlanan Hizbullah’a karşı öfke ve sloganların yükseldiği Lübnan’a kadar İran’ın bölgesel nüfuzunun yıkılmak üzere olduğu analizini yapmaya itti.
Üçüncü; bazı tarafların ordunun devrime karşı çıkması ve insanları bastırması hayalinin yıkılmasıdır. Zira salı günü yaptığı açıklamada Genelkurmay Başkanı Joseph Avn, Hizbullah’ın benimsediği ordu, halk ve direniş üçlüsüne karşı ikili bir ulusal slogan sunar gibi ordu ve halk arasındaki dinamik ve etkileşimli ilişkiden bahsetti. Nitekim yolları açmak için gönderilen askerlerin göstericiler ile birlikte göz yaşı dökmeleri bu önemli değişimin en derin ifadesiydi.
Dördüncü; dini grup ve cemaatlerin ruhani liderlerinin halk hareketini destekleyen açıklamalar yapmasıdır. Lübnan Maruni Patriği Beşara er-Rai, açıkça yönetimin yozlaşmış ve yoldan çıkmış olduğunu belirtti.  Başpiskopos Elias Oudeh, siyasilerin tehdit ettikleri boşluğun var olan durumdan daha iyi olduğunu deklare etti. Müftü Abdullatif Deryan, insanların yönetimin yolsuzluğundan çok çektiğini söyledi. Dürzi  Şeyh Naim Hasan da hiç kimsenin halkın taleplerini ve yönetimin yolsuzluğuna karşı öfkesini küçük göremeyeceği açıklamasında bulundu.
Beşinci; uluslararası destek grubu büyükelçilerinin salı günü Başbakan Hariri’ye, Lübnan yönetiminin göstericilerin meşru taleplerine iyi ve derin bir şekilde kulak vermesi ve talepler arasında yer alan erken seçimler aracılığıyla kararı halkın oylarının vermesi gerektiği mesajını iletmeleridir.
Lübnan halkı Cumhurbaşkanı’nın konuşma yapması için sekiz gün bekledi. Bu bekleyişin ardından halkın karşısına çıktığında Cumhurbaşkanı, Hariri’nin açıkladığı listeden bilindik reform vaatlerini tekrarlamakla yetindi. Ancak bunlar çözüm değildi. Dolayısıyla hükümet ve devlet köşeye sıkışmış bir şekilde halkın öfkesi ile nasıl yüzleşiyor ise, Hizbullah da kendi evinde ve kalesinde benzer bir dalga ile yüzleşiyor.
Evet, siyasi enkaz derin Lübnan ayaklanmasının sahalarını dolduruyor ve bunun hükümetin istifa etmesi, kökünden değişmesi veya kaos ve çöküşe gitmekten başka bir çözümü yok.