Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron tarafından İran’ın Trump yönetimi ile müzakere masasına oturması için yapılan ısrarlı çağrılara İran rejiminin lideri Ali Hamaney’in Pazar günü verdiği karşılık, kendisi ile aynı fikirde olduğumuz nadir anlardan biriydi.
İran devlet televizyonun aktardığına göre Hamaney şunları söyledi:
“Fransa hükümeti arabuluculuk yapıyor, iki tarafa mesajlar taşıyor ve görüşmeler gerçekleştiriyor. Fransa Cumhurbaşkanı da ABD ile görüştüğümüzde bütün sorunların çözüleceğini söylüyor. Kendisi ya saf ya da ABD’nin suç ortağıdır.”
Doğrusu bankacı ve Fransız Sosyalist Partisi’nin eski liderlerinden Emmanuel belki de bu özelliklerin her ikisine de sahip. Yani hem saf hem de kurnaz. İlginç bir karışım öyle değil mi?
Siyasi bilgeliğine ve uzak görüşlü olmasına aşırı güveniyor. Küresel politikayı arındıracak yeni bir temsilci, büyük davaların destekçisi, çağın ruhunu yakalayan ve eski politik gelenekleri yıkan bir lider olduğuna inanıyor.
Birçok yazar ve gazetecinin de dikkatini çektiği gibi bu aşırı güveni ile rol modeli, liberal ve popüler bir fenomen olan Barack Obama’ya benziyor.
Macron ile Obama’nın seçim kampanyalarındaki teknikler arasındaki benzerliklere dikkat çeken birçok haber yapıldı. Bu teknikler, genç neslin seferber edilmesi, devrimci politik söylem modelinde olduğu gibi insanlara ait doğrudan verileri toplama yönteminin kullanılması ve her ikisinin de eski siyasi sınıfın dışından olmasıdır.
Macron bunu bilinçli olarak yapıyordu. Yani Obama’yı örnek alıyordu. Nitekim Sosyalist Parti’den ayrılıp “İlerleyen Cumhuriyet” Partisi’ni kurduğu zaman Barack Obama’nın 2008’deki ABD seçimlerinde yürüttüğü seçim kampanyasından çok şey öğrendi.
Bu yüzden Obama, Macron’a verdiği coşkulu desteği gizlemedi. Fransa’da 2017 yılının ortasında gerçekleşen cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turu düzenlenmeden üç gün önce Macron’u desteklediğini duyurdu.
The Atlantic dergisi, 2017 nisanında Macron’un yürüttüğü seçim kampanyasında Obama modelini benimsediğini yazmıştı. Nitekim Laura Haim de (ABD’de haber sunuculuğu yaptı. Daha sonra İlerleyen Cumhuriyet Partisi’nin sözcüsü oldu) Macron’a ilk olarak Obama’yı model almasını tavsiye ettiğini, onun da bu tavsiyeye tam anlamıyla uyarak uyguladığını söylemişti.
Bunlar ikisi arasında mobilizasyon ve medya alanındaki benzerliklerdir. Ancak daha da tehlikeli olan bölgemize yönelik yaklaşımlarındaki siyasi benzerliktir.
Macron’un İran ile büyük devletler arasında imzalanan ve 5+1 olarak bilinen eski nükleer anlaşmayı korumak konusunda ne kadar coşkulu olduğu açık ve nettir. Oysa bu anlaşma, İran’ın nükleer silah elde etmesini engellemek ile sınırlı kalıp –kasıtlı olarak- İran’ın ülkelerimize yönelik yıkıcı faaliyetlerini görmezden gelmişti.
Macron böyle yaparak Obama’nın “doktrinini” uyguluyor. Sebepsiz bir kültürel gurur ile birleşen bu siyasi doktrin, ülkelerimize ve bütün ülkelere Obama ve dahi Macron’un o büyük bilgeliklerini nasıl anlamaları gerektiğini öğretmeyi amaçlıyor.
Ancak Macron ya da Avrupa’nın Obama’sı şu anda bir şok yaşıyor. Bunun nedeni de Beyaz Saray’da Trump’ın olması ve Suudi Arabistan ile Arap ülkelerinin İran kadehi ile sunulan bu Batılı zehri içmeyi kati bir şekilde reddetmesidir.
TT
Macron, Avrupa'nın Obama'sı mı?
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة