Osman Mirgani
Şarku'l Avsat'ın eski editörü
TT

İngiltere Müslümanlar İslamofobi…

Batı’da kolayca Müslümanlara saldıranlar, alay edenler, bu konudaki yazıları “basında ilgi uyandırma”nın bir aracı olarak görenler olduğu için ünlü bir İngiliz dergisinin, 12 Aralık’ta düzenlenecek genel seçimlerde, Müslümanların oy vermesini engelleyecek bir yöntem öneren yazıyı yayınlaması şaşırtıcı değildi. Bu konunun yarattığı tartışmanın ortasında İngiltere Müslümanlarının, The Spectator dergisi yazarı Rod Liddle’in yazdığı yazının, “alaycı bir yazı” veya bir “şaka” olduğu, “paragrafın bağlamından koparıldığı” gibi öne sürdüğü gerekçelere inanmamaları anlaşılabilir bir durumdur. Liddle’nin, İngiltere Maliye Bakanı Sajid Javid ve Londra Belediye Başkanı Sadiq Khan’ın da –ikisi de Müslüman-  aralarında olduğu birçok kişinin kendisine ve yazısına yönelttiği eleştirilere karşı sunduğu bu gerekçelerin Müslümanlara inandırıcı gelmemesini anlamak mümkündür.
Şaka ve alay bunun neresinde? Komik olan nedir? Neden Müslümanlar, insanlıklarından soyutlandırılıyor? Nasıl 3.5 milyon İngiliz vatandaşı Müslümandan, kendilerine yönelik bu ırkçı alayı kabul etmeleri talep ediliyor? Bu sorular, Liddle’nin İngiltere’deki erken seçimlerin ne zaman yapılacağı konusundaki farklı görüşleri ele aldığı yazısındaki söz konusu paragrafa işaret eden yorumcuların sorduğu sorulardı.
Liddle yazısının tartışma yaratan bu paragrafında şöyle diyordu: “Seçimler için bir gün seçilecekse bu, üniversitelerin kapalı olduğu, Müslümanların cehennem ya da buna benzer bir şeyden korktukları için herhangi bir şey yapmaktan kaçındıkları bir gün olmalıdır.”
Eleştirilerin ardından The Spectator dergisi editörü Fraser Nelson, yazının dergide yer aldığı şekilde yayınlanmaması gerektiğini itiraf etti. Ancak derginin alay etme hakkını savundu ve yazıda kendilerini hedef alan paragraftan dolayı Müslümanlardan açıkça özür dilemedi. Bu tutum, yazıda komik bir şey olmadığını aksine Müslümanlara karşı ırkçı bir ifade içerdiği ve İslamofobiyi körüklediğini düşünen birçoklarını memnun etmedi. Hatta bazıları, Liddle’nin örneğin Yahudilerin seçimlerde oy vermelerini engelleme çağrısında bulunmaya cesaret edemeyeceğini çünkü o zaman kesinlikle daha şiddetli bir eleştiri ve ırkçılık suçlamalarına maruz kalacağını belirtti.
Sorumuz şu: Liddle neden Müslümanların oy vermelerinin engellenmesini istiyor? Akla gelecek ilk yanıt seçimlerden belirli bir sonucun çıkmasını istediği ve Müslümanların verecekleri oyların bu sonucun aleyhine olmasından korktuğudur. Bilindiği gibi Liddle, The Spectator dergisi ve editörü, İngiliz sağına bağlı ve Muhafazakar Parti hükümetleri ile Boris Johnson’un destekçilerinden. Bazı sağcılara göre, Müslümanların oy vermelerinin engellenmesi durumunda Muhafazakar Parti’nin mecliste çoğunluğu elde etme fırsatı artabilir.
Ancak bu yanıt, ırkçı bir düşünce taşımasının yanısıra doğru da değil. Çünkü İngiltere’de Müslümanlar hem Muhafazakâr hem de İşçi partisine oy veriyorlar. Seçimlerini din değil diğer seçmenler gibi ekonomik durum, eğitim, ideolojik eğilim ve yaşam koşullarını iyileştiren politikalar belirliyor. Onlar yekvücut olmuş bir seçmen kitlesi ya da tarih boyunca hep aynı partiye oy vermiş değiller. Dolayısıyla bu şekilde değerlendirilmeler, doğruluk ve nesnellikten yoksun bir değerlendirmelerdir. Rod Liddle, bunu anlıyor ve Muhafazakar Parti’ye oy veren Müslümanların olduğunu kesinlikle biliyor olmalı.
Liddle’nin “şaka” olduğunu söyleyerek kamufle etmeye çalıştığı tutumu aslında onun da İslamofobi, Müslümanlarla alay etme, onlara saldırma ve İngilizliklerini sorgulama kervanında yer aldığını gösteriyor. The Spectator dergisi editörünün, yazıya tolerans göstermesi, olduğu gibi yayınlaması ve özür dilemeyi reddetmesi ise daha yaygın bir fenomenin göstergesi. Bu fenomen, pek çok İngiliz medya aracının İslamofobiye tolerans göstermesi, Müslümanları rahatsız eden başlık ve yazıları masum bir şaka, alay, yanlış anlaşıldığı gibi özürlerle haklı göstermeye çalışmasıdır.
Liddle’nin yazısının yarattığı tartışma ve gürültünün ortasında BBC’ye bağlı Radio 4, milliyetçi sağ görüşlü Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi’nin (UKIP) eski üyesi ve The Spectator dergisinin yazarlarından olan Douglas Murray’ı konuk etti. Murray, program sırasında “İngiltere’de daha az İslam’a ihtiyacımız var” ifadesini kullanmakta tereddüt etmedi. Sky News kanalının konuk ettiği eski UKIP üyesi ve İslam’a düşmanlığı ile bilinen Lord Malcolm Pearson ise nefret dolu bir tonda ‘İngiltere’de demografik değişim riski’ne karşı uyardı. Müslümanlar arasında doğum oranının diğer İngilizlere göre 10 kat daha fazla olduğunu ve bu nedenle Müslümanların İngiltere’yi yutacağını belirtti. 12 yıl içerisinde aralarında Birmingham’ında olduğu 11 İngiliz şehrinde Müslümanların çoğunluğu oluşturacağını ifade etti. Bununla da yetinmeyerek şunu da ekledi: “Müslümanların önde gelen isimlerinden birisi arkadaşıma, sizlere bombalı saldırılar düzenlemeyi sürdürmemize gerçekten gerek yok. Tek ihityacımız olan beklemek. Çünkü seçim sandığının gücüyle kültürünüze egemen olacağız demiş.”
Demografik silah, İngiltere’de aşırı sağcılar tarafından sosyal medyada uzun süredir kullanılıyor. Ancak bu, televizyon ekranlarında ya da radyoda dillendirildiğinde kendisine hemen karşılık vermek gerekiyor. Ama bu canlı yayınlarda nadiren gerçekleşiyor. Bunun yerine İngiltere’de bazen Müslümanların sayısı kasıtlı olarak şişiriliyor. Bunun arkasındaki hedef, açık ve net. O da aşırı sağın, Müslümanların demografik ve kültürel bir tehlike, ülkenin kimliğine yönelik bir tehdit oluşturduklarına yönelik iddialarının propagandasını yapmak.
İngiltere’de Müslümanların sayısının arrtığı doğru ancak genel nüfus içerisindeki oranları yaklaşık % 4.4 olarak tahmin ediliyor. Bu nedenle İngiltere’yi yuttukları düşüncesi nereden bakılırsa bakılsın saçma bir düşünce. Müslüman doğmak, otomatik olarak radikal olmak ya da İngiliz kimliğine tehdit oluşturmak veya aşırı sağcıların propagandasını yaptıkları gibi “getto”lara kapatılmak anlamına gelmiyor. Bunun yanında İngiltere’de Müslümanların yaklaşık yarısının en yoksul bölgelerde yaşadığı ve bu yoksulluklarına rağmen milyonlarca Müslümanın kamu hayatına olumlu katkılarda bulunduğu görmezden geliniyor. Sözgelimi Sajid Javid ve Sadiq Khan İngiltere’de toplu taşıma araçlarında şoförlük yapan iki göçmenin çocukları.
Terör ve güç meselelerinden beslenen Müslüman düşmanlığı, pek çok Batılı ülkede açık bir biçimde artıyor. İngiltere’de Brexit’in, özellikle aşırı sağcıların seslerinin yükselmesi ile Müslümanlara ve göçmenlere karşı artan düşmanlık dalgasına katkıda bulunduğuna dikkat çekiliyor. Aynı şekilde birçokları, Brexit seçimleri olarak adlandırılan gelecek seçimlerin, çekişmeli geçeceği ve aşırı sağın azınlıklar ve göçmenlere karşı düşmanlığı daha çok körüklemeye çalışacağını düşünüyor. Buradan yola çıkarak Liddle’nin yazısı gibi yazıların adeta yangına körükle gittiğini söyleyebiliriz. Böyle bir atmosferde Müslümanların oy vermesini engelleme çağrısını, bir şaka olduğu gerekçesi ile haklı göstermeye çalışmak mümkün değildir.