Kameri takvime göre dün gece Rebiulevvel ayının on ikinci gecesiydi. Yani peygamber efendimizin (s.a.v) doğduğu gece. Yerleşik ifadesiyle mevlit gecesi. Rebiulevvel’in on yedinci gecesinde doğduğunu söyleyenler de var. Bu yüzden “vahdet haftası” veya “kutlu doğum haftası” adıyla iki günü birlikte bu muhteşem olayın kutlanmasının fırsatı olarak değerlendirme temayülü de söz konusudur. Hakikaten Resul-i Ekrem’in doğumu muhteşem bir olaydır ve onun varlığı, tevhidi tebliğ edişi lafta değil, fiiliyatta da vahdete sebep olmuştur. Önce Medine’de Evs ve Hazrec’i, sonra Mekke’de Kureyş’in çeşitli kollarını, ardından bütün bir Arap yarımadasını birleştirdi, vahdeti sağladı ve onun vefatından sonra da izleyicileri çeşitli milletlerden oluşan Müslümanları birleştirdiler, ümmet vahdeti diye bir gerçekliği dünyaya gösterdiler.
Birlik ve vahdet derken siyasal ve coğrafi birlikten söz etmiyorum. Ruh, birliği, hedef birliği, ilke birliği, hayat tarzı birliği diyebileceğimiz bir olgudan bahsediyorum. Müslüman milletler bu olayın değerini bildikleri için çeşitli vesilelerle üzerinde durmuş, camilerde kutlaya gelmişlerdir. Bu bağlamda Bursa’da Süleyman Çelebi Türkçe bir mevlit yazarak Resul-i Ekrem’in doğumunu destanlaştırmıştır. Öbür tarafta Hakkari’de Mela Huseynê Bateê Kürtçe bir mevlit yazarak bu muhteşem olayı bir şaheserle dile getirmiştir. Her iki mevlitte de duygular, yaklaşımlar, amaçlar, ilkeler…aynı. Ama ne Süleyman Çelebi Kürtçe biliyordu, ne de Melayê Bateê Türkçe biliyordu (en azından bildiklerine dair bilgim yok). Aralarında dağlar, ovalar, uzun mesafeler vardı. Herkes kendi dağında, kendi ovasında kendi kültürel özgünlüğüyle yaşıyordu. Ama Peygamberin birleştirici doğumu ve daveti maddi mesafeleri kat etmelerine gerek duymadan onları aynı duygu etrafında birleştirmişti.
Bugün mesafeler ortadan kalkmış, dillerin farklılığı kalktı kalkacak kadar zayıflamış. Ama o kadar uzaklaşmışız ki birbirimizden. Camilerimizde her sene bu vesileyle Türkçe, Kürtçe ve başka dillerden mevlitler okunuyor ve teknoloji sayesinde en ücra köşelerine kadar ulaşıyor. Ama o duygu, o ilke, o hayat tarzı birliği, vahdeti…hak getire. Yan yana, omuz omuz omuza şarktan garba kadar birbirimizden uzağız.
Modernizm, maddi mesafeleri kaldırdı, bizleri karma toplumlar haline getirdi, ama camdan duvarlar ördü aramıza. Dışarıyı gösteren ama içeriyi göstermeyen cinsinden. Birbirlerinin dilini bilmedikleri devirlerde aynı duyguları terennüm eden Kürtler ve Türkler bugün dil sorunu yaşamadıkları halde aynı duygulara sahip değildirler ne yazık ki. Dil sorunu yaşamıyorlar dediğimde Kürtlerin Türkçeyi bildiklerini kast ediyorum. Yoksa Türkler maalesef Kürtçeyi bilmiyorlar. İçeriyi göstermeyen camdan duvar tam da budur. Kürtler Türkçeyi, Türk tarihini, Türk kültürünü biliyorlar, ama Türkler Kürtçeyi, Kürt tarihini, Kürt kültürünü bilmiyorlar. Yok sayıyorlar. Çünkü modernist Kemalizm’in ördüğü içini göstermeyen camdan duvara baktıklarında yine kendi suretlerini görüyorlar.
Bu camdan duvarı kırıp ortadan kaldırmak gerekir. Geçen hafta Beyan yayınları arasında çıkan son kitabım “Kürtler kimdir” de bunu yapmaya çalıştım. Destek verirseniz kucaklaşmamız yakındır.
Bu vesileyle Resul-i Ekremin mevlidini tebrik ediyorum. Mewlûda Pêxember mubarek be.
TT
Bedenen yakın ama ruhen uzağız birbirimizden
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة