Şiilerin Necef’teki en yüksek dini otoritesi Sistani, Irak’taki 1 Ekim halk hareketine şartlı destek verdi. Şartı ise hareketin barışçıllığını koruması, yasalara ve kurumlara saygılı olması.
Ayetullahuzma Sistani ayrıca aktivistlerden, halk hareketini siyasilerin yerel hesaplaşmalarından korumalarını istedi.
Ayetullahuzma, göstericilere eylemlere iç ve dış sızma girişimlerini engelleme, hareketin bölgesel çatışmalarda kullanılacak bir araca dönüşmesine engel olma çağrısında bulundu.
Dini otoritenin bu çağrıda bulunmasının nedeni, halk hareketinin dış bağlantıları olan örgütlü politik ve askeri güçler tarafından ele geçirilmesi konusunda endişeli olması.
Dış güçlerin, devlet kurumlarının içindeki etkilerinden yararlanarak resmi mekanizmalar ve siyasi partiler aracılığıyla nüfuzlarını yeniden dayatmak için bu ayaklanmayı kullanmasından kaygı duyması.
Nitekim dış güçlerin devlet içinde sahip olduğu etki onlara, Irak’ı içinde bulunduğu durumdan kurtarabilecek gerçekçi alternatifleri engelleme gücü de veriyor.
Sistani’nin protestolara yönelik tutumu, Bağdat Tahrir Meydanındaki protestocuların taleplerini destekleme aşamasına ulaşana kadar yavaş yavaş gelişti.
Bu tutum, son açıklamalarında krizden çıkışın yol haritası olduğunu söylediği öneriler ile açıkça görüldü.
Bu öneriler, halk hareketinin siyasi tutumunu netleştirmede başarılı olmasından sonra 2003 yılından beri ülkeyi yöneten rejimden, bu hareketin meşru isteklerine karşılık vermesini talep etti.
Bu bağlamda, Şii hareketler uzmanı Dr. Hişam Davud, Ayetullahuzma Sistani’nin son açıklamalarını şu şekilde yorumladı: “Dini otoritenin söyleminden anlayabileceğimiz en önemli stratejik değerlendirme şudur, “Bugün toplumsal hareket, göreceli bir özgürlüğe sahiptir ve baskın dini-siyasi yapılardan bağımsızdır. Dolayısıyla dini otorite dahil hiç kimse üzerinde otorite sahibi değildir.”
Bugün Ayetullahuzma Sistani çok önemli bir soru ile karşı karşıya bulunuyor: Protestolar onsuz da devam ediyor ancak onunla birlikte daha kesin bir hale geliyorsa ne yapmalı?
Görünüşe bakılırsa dini otorite protestocuların safında yer almayı ve yasalar ile kurumlara saygılı olmaları şartıyla meşru taleplerini desteklemeyi seçti.
Sistani’nin ayaklanmaya yönelik tutumu, taleplerinin gerçekleşmesi sürecini hızlandırmada protestocular için ek bir yardımcı faktör.
Şartlı olsa da halk hareketinin tarafını tutması, dini otorite ile Yeşil Bölge’deki politikacılar arasındaki uçurumu da büyüttü. Dini otorite, protestocuların dinamiklerini anlayarak ve bunları siyasi, kültürel ve sosyal dönüşümlere bağlayarak, gerçek bir reforma ihtiyaç olduğunu dile getirererek bazı tarafların kendisine yönelttiği suçlamalara da karşılık vermiş oldu.
Dini otoritenin her zaman siyasi boşluğu önlemeye çalışan ve iktidarın barışçıl bir şekilde değişimini destekleyen bir tutum benimsediğini açıklamasına rağmen bu taraflar, 2003 yılından itibaren dini otoritenin siyasi süreci desteklemesinin siyasi sınıfa meşru bir dayanak sağladığını öne sürüyorlar.
Oysa dini otorite, şimdi de halk hareketinin, hükümeti değiştirme, yürütme organını silahlı örgütlerin vesayetinden ve dinci partilerin baskısından kurtaracak yeni bir seçim yasası taleplerinin haklı olduğuna ikna olmuş durumda.
Ayaklanmanın başında Sistani, orta bir yol bulmaya çalışan bir tutum benimsedi. Ancak çok geçmeden bu tutumu siyasi ve sosyal olarak gelişti. Sonunda göstericilerin taleplerini benimsedi. Göstericilere karşı kullanılan aşırı şiddeti kınadı. Çok sayıda kişinin hayatını kaybetmesinin sorumluluğunu hükümete yükledi. Ancak dini otoritenin son protesto gösterilerine yönelik tutumunda geleneksel olmayan bir taraf da vardı. O da kamu işlerine doğrudan karışmaktan kaçınan klasik doğası ile koruyucu rolünü uyuşturma kararı almasıdır. Dini otorite, Necef şehrinde düzenlenen protesto gösterilerine Şii medrese/havza öğrencilerinin de katılmasına izin vererek barışçıl protestoları destekleme konusunda ilerici bir adım atmış oldu.
Bu kararın ardından Necef meydanlarında düzenlenen bazı protestolara havzanın önde gelen birçok ismi katıldı. Nitekim dünyadaki Şii ilim havzasının lideri merhum Ayetullahuzma el-Hoi’nin torunu ve Daru’l İlm kurumunun başkanı Ayetullah Cevad el-Hoi’nin de protestolara katılması oldukça dikkat çekiciydi.
Bunun yanında Sistani, Irak üniversitelerinin de greve gitmesi ile eş zamanlı olarak dini havzadaki dersleri durdurma kararına da karşı çıkmadı. Ancak en önemlisi, Sistani’nin oğulları Muhammed Rıza ve Muhammed Bakır’ın, dersleri durdurma kararına uyarak havzadaki derslerini durdurmalarıydı.
Aynı şekilde Kerbela’daki iki önemli türbe olan İmam Hüseyin ve İmam Abbas türbeleri yönetimleri de Kerbela’da büyük bir gösteri düzenlenme çağrısında bulunarak Yeşil Bölge’deki yönetime sert bir darbe vurdu.
Bu çağrı güvenlik güçleri ve milis güçlerin müdahalesi sonucu çok sayıda kişinin hayatını kaybettiği protestoların ardından yapıldı. Yine Kerbela ve Necef’teki türbelerin yöneticileri kararlı bir şekilde şehirlerin meydanlarında ve özellikle de Tahrir de oturma eylemlerine katılan binlerce kişiye yemek dağıtma görevini sürdürdü.
Tahrir ile Yeşil Bölge arasında dini otoritenin ayaklanmanın tarafını tutması çok doğal. Çünkü temel etkeni, yolsuzluğa batmış çürümüş Şii siyasi elitlere karşı Irak sosyal yapısından doğan göstericiler yoksul ve ihtiyaç sahibi bir Şii sınıftanlar.
TT
Şii din adamları Irak halk hareketine karşı nasıl tavır aldı?
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة