Büyüklerden yararlanmak, onlardan destek görmek için hep çocuk kalmak gerekir. Ben öyle yapıyorum. Bilerek isteyerek çocuk kalıyorum. Büyüdüm dediğim gün yol göstericilerim ile aramızdaki bağın kopmasından korkuyorum. Her akşam geçmişimin, artık hayatta olmayan büyüklerimin dizlerinin dibine oturur onlardan bugüne dair geçmiş zaman hikayelerini dinlerim bu yüzden. Peygamberimize (s.a.v) nispet edilen bir hadis var “Başınız sıkıştığında kabir ehline müracaat edin” diye. Böyle bir duruma işaret ettiğini düşünürüm. Bu yöntemi devlet yöneticilerine de tavsiye ederim. Bugün artık kabir ehli olan büyüklerin hikayeleri tadındaki tarihe kulak vermelerinde büyük fayda var çünkü.
Geçenlerde İslam alemini, Ortadoğu’yu, son zamanlarda Lübnan’dan, Irak’a, İran’a kadar iyice alevlenen halk gösterilerini ve periyodik olarak gerçekleşen bu olayların bir türlü istenen, beklenen iyileşmelerle sonuçlanmamasını, bütün bunların sebeplerini kara kara düşünüyordum ki imdadıma yetişti her zaman büyük kalanların himmeti.
Büyükler anlatırlardı. Vakti zamanında bizim oralarda Silê Lolî (Lolan aşiretinden Süleyman) adında zalim bir ağa varmış. Hem çok zengin hem de merhametsiz biriymiş. Memlekette kıtlık hüküm sürüyormuş. İnsanlar aç sefil yaşıyorlarmış. Her gün açlıktan yüzlerce insan ölüyormuş. Silê Lolî ise kimseye yardım etmezmiş. Kapısına bir şey almaya gidenler eli boş dönerlermiş. Aynı zamanda cimri olan bu zalim ağa insanlardan kurtulmak için bir yol bulmuş kendince. Tarlalarımda çalışanlara günde bir öğün yemek vereceğim demiş. Tabi yemeği yemek de hiç de kolay değilmiş. Hatta imkansızmış. Çünkü Silê Lolî yemeği ağzı kapalı bir çanakta gönderiyormuş ve bu çanağın ağzını açmadan yiyin yiyebildiğiniz kadar diyormuş. Ağzını açmaya kalkanı da yaşadığına pişman ediyormuş. Bir parça yemek yerim ümidiyle giden insanlar tekrar aç dönüyorlarmış. Tarlada aç karnına çalışmak da cabası.
Bir gün Mirze Mihemed adında kendine güvenen bir genç, ben bu yemeği yiyeceğim demiş ve gitmiş Silê Lolî’nin tarlasına. Yemek her zamanki gibi ağzı kapalı bir çanakta iki muhafız tarafından getirilmiş. Mirze Mihemed eline ucu sivri bir taş almış ve pür silah muhafızların şaşkın bakışları arasında çanağın kenarını ustaca delmiş. İçindeki yemekten yiyebildiğini yemiş, kalanını da çoluk çocuğuna götürmüş. Tabi Silê Lolî çanağın ağzı açılmadığı yani kırmızı çizgisi aşılmadığı için bir şey yapamamış.
Bir arkadaş sohbetinde Türkiye’deki Kürt sorunu bağlamında da anlattım bu hikayeyi. Çözüm de yok ümit de yok dedim. Bir taraf çanağın ağzını açmaya yanaşmıyor, bir tarafın çabaları da çanağın büsbütün kırılması riskini barındırıyor. Ülkeye yaklaşık seksen yıl hakim olan tek parti rejimi ülkeyi özellikle Kürt sorunu bağlamında tam bir Silê Lolî düzeniyle yönetti. “Şu sınırları aşmayın, şu çizgileri geçmeyin, ondan sonra istediğiniz kadar özgür olabilirsiniz” dedi. Hatta isteyen kıvanç bile duyabilirmiş. Ne kıvanç duyması, mutlu bile olabilirmiş. Tabi halk nezdinde, özellikle Kürtler açısından “Ben mutluyum, hatta kıvanç bile duyuyorum” demekle hayat yürümüyordu. Böyle söyleyenlerin sesini hüzünlü bir mide gurultusunun sesi bastırıyordu. Çanağın ağzını açmadan yemekten yemenin tek yolu olarak kenarını delmek kalıyordu doğal olarak. Tabi herkes Mirze Mihemed kadar usta değil. Kenarını deleceğim derken bütün çanağı kırma tehlikesi var. Tek parti zihniyetiyle zehirlenmiş devlet erki çanağın ağzını açmaya yanaşmıyor, öbür tarafta çanağın kenarında delik açma niyeti bütün çanağı kırıp parçalama riskini taşıyor. Sohbet esnasında bir arkadaş “Ayrıca çanakta da yiyecek bir şey yok” dedi. Gülüştük. “Kısacası işte böyle bir açmaz içindeyiz” dedim.
Büyüklerimden dinlediğim ve Kürt sorunu bağlamında Türkiye ile ilgili olarak anlattığım bu hikaye aslına bakarsanız bütün bir Ortadoğu için geçerlidir. Ortadoğu’yu ağzını batılıların sıkı sıkıya bağladığı, başına da devlet yönetimi adı altında ceberut muhafızlar diktiği bir çanağa benzetebiliriz. Ortadoğu dediğimiz şey Silê Lolî düzeninin Paris, Londra görmüş şeklidir anlayacağınız. O yüzden biraz daha havalıdır o kadar. Yoksa düzen aynı düzen. Halklar çanağın kapağının açılmasını talep edip durdular on yıllarca. Baktılar olmuyor, Arap baharı sürecinde kenarında bir delik açmak istediler. Ama günün sonunda çanağın tuz buz olmasından başka bir şey kalmadı ellerinde. Hatta arkadaşımın dediği gibi esasında çanakta da yiyecek bir şey yokmuş. Libya’da, Irak’ta, Suriye’de…olan budur.
Benim kanaatime göre devletleri yönetenler Ortadoğu düzenini kuranlar tarafından çanağın ağzını açmaya mezun kılınmamışlar. Onların görevi çanağı bu haliyle korumak. Hatta içlerinde bazıları çanağın ağzını açmaya ve halklarına bir şeyler tattırmaya kalksa analarından emdikleri süt burunlarından getirilir. Bunu bilmeyen halklar da doğal olarak öfkelerini çanak muhafızlarına yöneltiyorlar. Günün sonunda muhafız değişir belki, ama halklara da daha berbat bir durumda yaşamak kalır.
Bugünlerde yeniden büyüklerin dizlerinin dibine yatıyorum ve onlara, “Durumu tespit etmeme yardımcı oldunuz, ama çanağı kırmadan içindeki yemeği yemeye yardımcı olacak bir yol göstermediniz” diyorum. Büyüklere bir şey dayatmak doğru olmaz, ama acele etseler iyi olur. Çünkü Ortadoğu halklarının çanağı büsbütün kırmayı göze almaları riski var. Lokal örneklerde de görüldüğü gibi böyle bir durumda herkes enkazın altında kalıyor.
Ben bugüne kadar beni yol göstericisiz bırakmayan büyüklerimden ümitliyim. Cevabını alınca sizinle de paylaşacağım.
TT
Silê Lolî düzeni
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة