Tevfik Seyf
Suudi yazar ve düşünür
TT

Böyle buyurdu Muhammed Şahrûr...

Dr. Muhammed Şahrûr, kendilerini geleneksel dini kurumlara veya değerlerine borçlu görmeyen düşünürler grubundandır. Aynı şekilde kendisini ne hadisçilere, fıkıhçılara ve müfessirlere ne de dini metni okuma ve kendisinden hüküm çıkarma metotlarına borçlu görmez. Aksine, büyük saygı duydukları gelenekçi değer ve kuralları inkar ettiğini gizlemez.
Şahrûr, farklı bir felsefe ve muhakeme zemininde çalışır. Dolayısıyla, geleneksel dini ekolde bilinen sonuçların aynısına ulaşması mümkün değil. Aşağıdaki satırlarda, metodunu bu okulda bilinen metottan ayıran en önemli birkaç unsura yer vereceğiz:
İlk olarak; Şahrûr dini, bütün nesillere açık bir araştırma programı olarak ele alır.
Şahrûr, Kur'ân’ın hitâbını, insanın Allah’ın kelimelerini yani doğanın yasasını anlama konusunda kaydettiği gelişmenin ışığında anlar. Ona göre bu yüzden, her neslin kendi çağında ortaya çıkan yeni bilgilere bağlı özel bir yorumu vardır. Belirli bir zamanda yapılmış Kur'ân tefsiri, kaçınılmaz olarak o dönemde mevcut olan bilgiyi yansıtmaktadır. Bunun, dilsel içerikle bir ilgisi yoktur. Bilakis ilahi söylem ile doğa yasası arasındaki derin bağı özümsemekle ilgilidir.
Bu düşünce sistemi, geleneksel ekolün iç mantığıyla iki önemli yönden çelişir: Vahyin indiği zamana daha yakın oldukları için eski alimlerin görüşünün referans olarak çağımızdaki alimlerin görüşünden önce geldiği düşüncesi. Kur'ân tefsirine sanki metindeki dilsel, sanatsal sentezin işlenişi gibi davranmak.
İkincisi; yukarıda zikredilenler dini sistemin bir kısmının tamamen insani bir içtihat olduğu anlamına geliyor. Yani kendisi (gelenekçi hatiplerin ve konuşmacıların tasvir ettikleri gibi) tamamen semâvî değildir. Şahrûr “Yalnızca 14 haram vardır” dediğinde okuyucularını şok etmişti. Çünkü ona göre, yasak koymak Allah’a mahsus bir yetkiydi ve Kur'ân bunu apaçık bir şekilde açıklamıştı.
Fıkıhta yasak olarak bilinen diğer şeyler ise, kamu düzeni için bir gereklilik sayıldığından dini bir karakter taşısa da geleneksel yasaklardır.
Şahrûr’un görüşüne göre, peygamberlerin, imamların ve fakihlerin bir şeyleri haram kılma, yasaklama yetkisi yoktur. Ancak, hepsi de kamu düzeninin bozulmasına yol açabilecek herhangi bir eylemi engellemekle yetkilidir.
Üçüncüsü; Şeriat hükümlerinin ıslahı. Fıkıhçılar arasında mevcut geleneğe göre, fıkıh usulünde bilinen kurallara dayanarak çıkarsanmış ve nass (Kur'ân ya da hadis) ile bağlantısı kanıtlanmış  şer'i hüküm doğrudur.
Şahrûr ise, gerçekliği bir şer'i hükmün doğru ya da yanlış olduğunu kanıtlayan laboratuvar olarak görür. Şer'i hüküm ya görünür rasyonel bir maslahat gerçekleştirmeli ya da görünür bir kötülüğü ortadan kaldırmalıdır. Fıkıhçıların gizli menfaat dedikleri şeyi gerekçe olarak kullanmak doğru değildir. Bunun yanında şer'i hükmün, subutu kat'i (otantikliği kesin) ya da delâlet-i kat'i (açık anlamlı) bir nassa dayanması da yeterli değildir. Çünkü o hüküm özel bir tarihsel duruma bağlı olabilir.
Dördüncüsü; Şahrûr dini kimliğin (sosyolojik anlamda) dinin gereksinimlerinden olmadığına inanır. Bütün ritüelleri, yaşam biçimi ve ahlak sistemiyle dini toplum, dinin takipçilerinin seçmiş oldukları bir kimlik ve yaşam biçimini somutlaştırır. Fakat bu kesinlikle din değildir. Bilakis dinlerini hiçbir şekilde dışa vurmayan toplumlarda bile dinin ruhu kendisini gösterebilir. Onun deyimiyle, “Çoğulcu toplumların lisân-ı hâli sadece Allah’ın tek, yartılmışların ise çoğul olduğunu söyler” ve “Gelişmiş toplumların lisân-ı hâli Allah’ın sabit ve değişmez onun dışındaki her şeyin ise değişken olduğunu söyler.”
Diğer bir deyişle, belirli bir dinin özelliklerini şeklî olarak göstermese de Allah’ın yasalarını takip eden bir toplumda büyük dini değerlerin somutlaştığını görebiliriz.
Bu oldukça hızlı düşünce turuyla, çıkış noktaları ve genel felsefede gelenekçi düşünceye karşı çıkan dolayısıyla geleneksel okulda bilinenden oldukça uzak yollarda ilerleyen merhum Şahrûr’un düşüncelerini özetle ortaya koyduk. Şahrûr’un böyle olması etkisinin sınırlı olmasına yol açıyor ama – yavaş da olsa- çok farklı bir gelecek de yaratıyor.