Semir Ataullah
Lübnanlı gazeteci - yazar
TT

İki nehrin aşığı

İnsan, kendisini çevreleyen dünyayı dikkatlice düşündü ve ona sınırsız bir hayranlık duydu. Bu, açıklanması gerekmeyen bir bulmacadır. Çünkü yaratma mucizesi, akla verilen idrak ve analiz yeteneğinin çok ötesindedir. Bu nedenle insan, yaratılıştan kıyamet gününe kadar, hayatını oluşturan bu mucizeyi kutsamaya yöneldi.
İnsan, yaşam döngüsünde karşı karşıya kaldığı her huzur ve rahatlığı ona atfetti. Dünya, insanın hem ikamet ettiği hem de huzur bulduğu, doğduğu ve öldüğü yerdi. İnsanın ister nesir, isterse nazım olsun yazdığı her şey ve ettiği ibadetleri, dünyanın dönmesi gibi hep onun çevresinde döndü.
Su kıyılarında yaşayanlar ise bu edebi ve felsefi eğilime karşı çıkarlar. Mısır ve Sudan halkı için Nil, bütün şiirlerin ana fikridir. Iraklı şair el-Cevahiri, Ebu Fırat (Fırat’ın babası) adını almak için oğluna Fırat adını vermiştir. Fırat ve Dicle, bütün Iraklıların nesirlerinde ve nazımlarında, özellikle de aşkla ilgili veya hüzünlü halk türkülerinde hep vardır.
Bu doğal girişi yapma nedenim, nehirleri ve nehirlere duyulan aşkı seven birini daha keşfetmek. Modern Hindistan’ın kurucusu Cevahirlal Nehru’nun vasiyetini okuyordum. Hindistan’ın toprağı değil sularına duyduğu ulusal bağ dikkatimi çekti ve üzerinde uzun uzun düşünmeme neden oldu.
Nehru, güzel yazısında ve derin düşüncesinde şöyle diyor;
“Öldüğümde küllerimin Allahabad şehrinde, Ganj nehrine serpilmesi isteğimin hiçbir dini duygularla katiyyen bir ilgisi yoktur. Daha küçücük yaşlarda Allahabad bölgesindeki Ganj ve Jamnah nehirlerine aşık oldum ve büyüdükçe bu aşkta benimle büyüdü. Özellikle Ganj, Hindistan’ın nehridir. Hint halkı ona aşıktır. O da onun hatıralarını, beklentilerini, korkularını, yenilgi ve zafer şarkılarını kucaklar. O medeniyet ve kültürün sembolüdür. Sürekli akar ve değişir ama aynı zamanda hep olduğu gibi kalır. Ganj bana, karla kaplı Himalaya zirvelerini ve çok sevdiğim vadilerini, orada yaşadığım ve çalıştığım geniş ve zengin düzlüklerini hatırlatıyor. Kendimi tamamen geçmişten koparmak istemiyorum. Geçmişte olduğu gibi hala hepimizin olan o miras ile gurur duyuyorum. Benim de Hindistan’ın ölümsüz tarihindeki o kesintisiz zinciri oluşturan bireylerden biri olduğumu çok iyi biliyorum. Bu zinciri kesmeyeceğim çünkü ona çok değer veriyor ve ilham kaynağım olarak görüyorum. Bu isteğime ve Hindistan’ın kültürel mirasına verdiğim değere kanıt olarak, bir avuç külümün okyanusun onları oradan taşıyıp Hindistan’ın kıyılarını yıkaması için Allahabad’daki Ganj nehrine serpilmesini vasiyet ediyorum. Küllerimin geriye kalan büyük bir kısmı ise başka bir yöntemle serpilmeli. Küllerimin bir uçaktan, Hint çiftçilerinin ektiği tarlaların üzerine serpilmesini ve böylece Hindistan’ın tozuna toprağına karışmasını, Hindistan’ın geri kalanın ayrılmaz bir parçası olmasını temenni ediyorum.”