Alberto Moravia yirminci yüzyılın en önemli romancılarından biriydi. Filistin meselesindeki cesur duruşu ve Arap yazarlarla olan dostluğu sayesinde eserleri büyük ölçüde İtalyancadan Arapçaya çevrildi. Ancak romanlarının yayılması, daha harika olan Moravia karakterini göz ardı etmemize neden oldu. Dünyanın bilinmeyen ve önemli yerlerini araştırmakla yanıp tutuşan bir gezgin... Onun bu yönünü bize Roma'da yaşayan ressam Nebil el-Mahayeni açıkladı. Mahayeni (Meda Yayınevi) güzel bir dille Afrika'ya yapılan üç gezi konulu hikayelerden biri olan “Hangi kabileye mensupsun?” isimli hikayeyi Arapçaya çevirdi.
Bu hikaye, roman yazarı ile gezginin oyunudur. Bu hikayede gizli ayrıntılar ve anlamlar aramanın ve konuyu sunmanın eğlenceli yolu belirlenir. Moravia, Afrikalı bir çocuğu şöyle tasvir ediyor:
“Belini çevreleyen ve küçük iç çamaşırı gibi, bacaklarının arasına asılan bir dizi mavi boncuk dışında üzerinde hiçbir şey yoktu.”
Afrikalılar parlak renkleri sever. Lübnanlı göçmenlerin Afrika’ya gidip oranın sakinlerine altın karşılığında boncuk verdikleri ve böylece onları aldattıkları söylenir. Ancak Moravia bize bu hileyi başlatanın 18’inci yüzyılda yaşayan Venedik tüccarları olduğunu söylüyor. Yani Lübnan göçünden çok önce.
Moravia, Afrika pazarındaki renk cennetini gözlemliyor. Pazar, gerçek işleri alışveriş olan Afrikalıların yaşadığı şehirlerin kalbidir. Çünkü alışveriş olmadan Afrika'daki insani yaşam kaybolur ve vahşet dönemine geri dönülür. Pazar aslında bir sergi, aynı zamanda dini ve politik bir toplantı, büyülü bir buluşma, kültürel bir alışveriş ve bir aşk kaçamağıdır. Moravia, Afrikalıları şöyle değerlendiriyor:
“Afrikalılar, bireyler ya da gruplar şeklinde sürekli hareket halinde yaşıyor. Birçok kabileleri olmasına rağmen herhangi bir devlet veya ırka mensubiyetleri bulunmadan geniş bir doğal boşluk ortasında sürekli göç halinde yaşadıkları izlenimini veriyorlar. Sınırlar ise Avrupalıların arzuları doğrultusunda uyguladıkları dayatmadan başka bir şey değildir.”
Moravia şaşkınlık ifadeleri kullanmaktan geri duramıyor;
“Afrikalı hayatının her anını dans ederek yaşar. Bu yüzden dansları her zaman şaşırtıcı, otantik ve öngörülemez bir şeydir.”
Afrikalılar daimi bir korku ile yaşayan insanlardır. Bu nedenle, her zaman bir elinde uzun bir sopa diğer elinde nerede ortaya çıkacağı kestirilemeyen yırtıcı hayvanlara karşı kullanacağı bir mızrak bulunur. Moravia, Afrikalıların yaşadığı korkuyu uzun boynunu sola ve sağa doğru yalpalayarak ileriye doğru kaçan zürafanın hissettiği korkuya benzetiyor.
Afrika'daki her şey tarih öncesi döneme kadar uzanıyor. Mesela, Atlantik Okyanusu'ndan Hint Okyanusu'na kadar kesintisiz uzanan yağmur ormanları ve savan çayırları... Binlerce mil boyunca tek bir renk göze çarpıyor; o da yeşil. Daha sonra bu renk binlerce mil boyunca siyaha dönüşüyor. Bir de eski nehirlerin ve yıllanmış ağaçların yılların monotonluğunda kendi başına oluşan renklerine...
TT
Çobanın sopası ve avcının mızrağı
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة