Gassan Şerbil
Şarku'l Avsat Genel Yayın Yönetmeni
TT

Süleymani ve kırmızı çizgilerin ölümü

Ortadoğu’nun on yıllardır ilk kez patlamaya hazır bir volkan gibi olduğunu söylersek abartmış olmayız. Tahran, Bağdat ve Beyrut’tan gelen intikam çağrılarından bu açıkça görülüyor.
Bölgedeki ABD varlığının hedef alınması ve ABD güçlerinin Irak’tan çıkarılması çağrılarını ilk halkasını oluşturduğu eşi benzeri görülmemiş sertlikte söylemler bunu kanıtlıyor.
En zorlu yüzleşmeler, taraflarının geri adım atmasının zor olduğu yüzleşmelerdir. General Kasım Süleymani’nin İran rejimi ve bölgesel projesi içerisindeki merkezi rolünü bilenler, bu rejimin öldürülmesine karşılık vermemesinin mümkün olmadığını da bilmektedir.
Süleymani, "Rehber" Hamaney'in en yakın adamlarından olduğu ve tam anlamıyla İran Hilali’nin generallerinin generali sayıldığı için Hamaney intikamını alma sözü verdi. Iraklı Haşdi Şabi liderleri ile Lübnanlı Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah da intikam sözü verdiler.
İran, Süleymani’nin intikamını almak zorunda. Bilhassa Süleymani’nin Afganistan’dan Lübnan’a, Irak, Yemen, Suriye ve diğer sahnelere sabır ve inatla ördüğü karmaşık ağın koruyucusu olduğu göz önüne alınırsa öldürülmesi ile İran rejiminin şeref ve itibarının büyük bir yara aldığı aşikardır. Tahran’da mevcut rejimin yapısını bilenler, Süleymani’nin öldürülmesi haberinin karar alma merkezinde bulunduğu uzun süre içerisinde Rehber’in almış olduğu en kötü haber olduğunu söylüyorlar.
Nitekim, gerçekte yetkileri mevkisinin kendisine verdiği yetkilerin çok ötesinde olan bu generalin etrafında oluşturulan istisnai haleye Dini Lider’in kendisi de katkıda bulunmuştu. Süleymani, İran’ın bölgedeki büyük atılımının mühendisi ve buradaki İran rolünün muhafızıydı.
Bu bir abartı değil. Lübnan’da onun onayı olmadan ne cumhurbaşkanı seçilir ne de hükümet kurulurdu. Aynı şey Irak için de geçerliydi. Suriye’de bir dediği iki olmazdı.
Suriye haritasını Kremlin’in efendisine götürüp mevcut rejimi kurtarması için bu ülkeye müdahalede bulunmaya ikna edenin de o olduğunu hatırlatmak yeterlidir. Süleymani’nin füzeleri ve insansız hava araçları ile Husiler kendilerine verdiği misyonu yerine getirmeye devam ediyorlar.
İran’ın Süleymani’nin intikamını almaması mümkün değil. Buna ek olarak, vereceği karşılığın da vekillerinin değil açıkça kendi parmak izini taşıması, en önemli ve en popüler generalini tasfiye eden darbe ile aynı güç ve etkide olması gerekiyor.
Süleymani’nin öldürülmesi açıkça ABD’nin imzasını taşıdığı gibi İran’ın karşılığı da bizzat ABD ordusunu hedef almalı.
Öte yandan, ABD’nin geri adım atması da mümkün değil gibi görünüyor. Çok ileriye gitti ve daha da ileriye gitmek zorunda kalabilir. Zira bu durum aynı zamanda ABD’nin prestiji, askeri ve güvenlik kurumları, bölgede ve dünyadaki imajıyla ilişkili.
Çıkarlarını da unutmayalım. Bunun yanında, seçimlere hazırlanan Başkan’ın imajını da ilgilendiriyor. Süleymani’nin öldürülmesi emrini vererek Donald Trump, DEAŞ liderinin öldürülmesi kararı yahut selefi Barack Obama’nın el-Kaide liderinin öldürülmesi kararından daha zor bir karar almış oldu. Çünkü Süleymani’yi öldürmek, İran ve kurumlarının yanısıra bölgede çeşitli haritalar içerisinde kurduğu ve beslediği “ordulara” da verilmiş bir mesajdır. Bu yüzden, mücadele alanı düşünülenden daha geniş görünüyor.
Kasım Süleymani ihlallerin ve darbelerin generaliydi. Bölgedeki haritaları ihlal etme ve mevcut dengelere karşı darbe yapmanın generaliydi. Nitekim, Refik Hariri suikasti ve akabinde Lübnan topraklarında yaşanan 2006 İsrail-Hizbullah savaşından sonra Lübnan’da bunu yaptı.
Batı dostu ve istikrarlı bir Lübnan hükümeti kurulmasını engelledi. Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinden sonra Irak’ta da istikrarlı ve Batı dostu kurumların teşkil edilmesini önledi.
Irak’ta ayrıca DEAŞ tehlikesini ve Ayetullahuzma Sistani’nin yapmış olduğu “cihat” çağrısını, Haşdi Şabi’yi silahlandırmak, resmi ve meşru bir güce dönüştürmek için bir fırsat olarak kullandı. ABD’nin Irak karar alma merkezindeki varlığının ve etkisinin azalmasına katkıda bulundu. Ülkesinin Suriye toplumu içerisinde varlığını kökleştirme ve pekiştirme yeteneğinin, Rusya’dan kat kat fazla olduğuna güvenerek  Vladimir Putin ile birlikte Suriye’deki çatışmaların seyrine bir darbe düzenledi. Yemen’de hala şiddetli bir direnişle yüzleşen Husi darbesini himaye etti. Bundan önce de Bahreyn’de başarısız bir sızma girişiminde bulundu.
Süleymani ihlal, sızma ve darbelerin generaliydi. Bazı bölge ülkelerinin stratejik önemlerini azaltmak, kararlarını ve ittifaklarını etkilemek amacıyla komşu ülkelere füze sistemleri konuşlandırarak söz konusu bölge ülkelerini kuşatma girişimlerinin mühendisiydi.
Son aylarda büyük hayalinin gerçek olması yolunda önemli gelişmeye tanık olmuştu. Bu da, Tahran’dan başlayıp Bağdat ve Şam’dan geçerek Beyrut’a ulaşan karayolunun açılışıydı.
ABD’nin Saddam Hüseyin rejimini devirmesinin koaylaştırdığı bu büyük atılım sırasında Süleymani, önündeki en büyük engelin, bölge ülkelerinin İran’ın geniş saldırısını durdurmak ya da ona karşı caydırıcı bir denge oluşturmak konusunda güvendiği ABD ipi olduğunu hissetmişti. En büyük hayali de bu ipi koparmaktı.
Büyük Şeytan’a karşı provokasyonlar, mevcut İran rejiminin benimsemiş olduğu yeni bir yöntem değil. Nitekim, Tahran’daki büyükelçiliklerinde ABD’lilerin rehin alınmasıdan sonra bu provokasyonlar bölgeyi kapsayacak şekilde genişletildi.
Beyrut en çok tercih edilen sahneydi: Beyrut’taki ABD Büyükelçiliği’ne saldırı düzenlendi. Deniz Piyadeleri’ne ait üs hedef alındı. Büyük devletlerin vatandaşları kaçırıldı ve rehin alındı.
Bu son eylem, söz konusu devletleri bir nevi “küçük kafeslere” sokma girişimiydi. Çünkü bu ülkeler ne olursa olsun kaçırılan vatandaşlarını kurtarma sorumluluklarını yerine getirmek zorundaydılar. Ancak, Saddam rejiminin devrilmesinden sonra ABD ordusuna yöneltilen darbeler gibi bu provokasyonların hiçbiri açıkça İran’ın imzasını taşımıyordu.
40 yıl boyunca ABD başkanları, İran’a İran’da karşılık vermekten kaçındılar. Karşılıklı indirilen darbeler hep sınırlı ve kontrollü oldu.
İran son olarak ABD ve diğer büyük ülkelerle kendisinden bölgesel davranışlarını değiştirmesini istemeyen bir nükleer anlaşma imzalayarak büyük bir başarı elde etti. Süleymani de ihlaller ve darbeler politikasını sürdürdü.
Süleymani’nin öldürülmesi operasyonu, İran ekonomisinin Trump’ın uyguladığı yaptırımlar nedeniyle can çekiştiği bir zamanda gerçekleşti. Irak ve Lübnan’ın, İran Hilali ülkelerinde takip edilen politikaların az da olsa başarısız olduğunu gösteren halk hareketlerine tanık olduğu bir dönemde yaşandı. Bu nedenle Rehber'in intikam sözünden geri adım atması imkansız görünüyor.
Bunun yanında, Süleymani’nin Bağdat’ta öldürülmesinin temsil ettiği bir sembolizm daha var. O da Süleymani’nin, Irak-İran savaşına katıldıktan sonra yükselmeye, basamakları tırmanmaya başlamış olması. Süleymani’nin ABD’yi söz konusu savaşta İran’ın zafer kazanmasını engellediği için hiç affetmediğini söyleyenler de bulunuyor.
Bu savaş sırasında koşullar İran’ın lehine dönmeye başladığında ve zafere yaklaştığında, dönemin Iraklı bakanlarından Hamid el-Ceburi’nin anlattığına göre, İran’ın birliklerine ilişkin uydu görüntüleri Kıbrıs’taki ABD Büyükelçiliği’ne oradan da Bağdat’a ulaştırılmaya başladı.
Büyük olasılıkla İran, özellikle askeri darbeler yerine ekonomik yaptırımları tercih ettiğinin ortaya çıkmasından sonra Trump’ın zor güvenlik kararlar alma yeteneğine sahip olduğunu düşünerek onu küçümsedi. Belki de Süleymani’nin kendisi, güvenliğinin hiç kimsenin aşmaya, cüret edemeyeceği bir kırmızı çizgi olduğunu düşünüyordu.
Hiç kimsenin kendisini öldürerek savaşı başlatma riskini almayacağını sanıyordu.
Süleymani’nin öldürülmesine herkes şaşırdı ve diyebiliriz ki onunla birlikte kırmızı çizgiler de öldü.
Ölümü, korkunç Ortadoğu’da yeni bir sayfa ve yeni bir yıl için oldukça sıcak bir başlangıç oldu.