Semir Ataullah
Lübnanlı gazeteci - yazar
TT

Yarışmak kazanmaktan önemlidir

ABD’deki başkanlık seçim kampanyaları, ABD vatandaşı olmayanların kavramasının zor olduğu bir festival ya da karnaval havasında yaşanır.
Her yarış gibi bir kazananı vardır, çoğu zaman favori aday kazanır, bazen de at yarışı deyimiyle söylersek; ‘sürpriz at’ yarışı önde bitirebilir.
Bu şaşırtıcı yarışı takip etmeye başladığımdan beri bazı yanıtlar arıyorum, belirli bir aday hakkında değil, bu sonuz mücadelenin mahiyetini sorguluyorum.
Başkan seçilir seçilmez yeni bir seçim mücadelesi başlıyor, ortaya adaylar çıkıyor, başkanın ikinci dönem kazanıp kazanmayacağı hakkında ya da kimin şansının daha yüksek olduğuna dair kehanetlerde bulunuluyor.
Cumhuriyetçi ve Demokrat partide isimler beliriyor, sonra bu isimler ortadan kayboluyor. Sürpriz bir adaydan bahsediliyor sonra sebepsiz yere söz konusu aday siliniyor, kimse neyin ne olduğunu anlayamıyor.
Geçtiğimiz hafta, ülkedeki en zengin insanlardan Michael Bloomberg yarıştan çekildiğini açıkladı.
Bloomberg’in çekilmesi, eski Başkan Yardımcısı Joe Biden'ın talihini değiştirdi.
Atılgan aday adayı Bernie Sanders’ın durumu zorlaştı.
Peki bu üç Demokrat partili aday adayının ortak noktası nedir?
Üçü de yetmişli yaşlarının sonuna gelmiştir. Buna rağmen bir eyaletten diğerine, kâh trenle kâh uçakla az bir uyku ile koşturmaktalar.
Bloomberg şu ana kadar seçim kampanyasında beş yüz milyon dolar harcadı.
Biden ve Sanders de, destekçilerinin bağışlarıyla on milyonlarca dolar harcadılar.
Cumhuriyetçilerin ve Demokratların seçim yarışının başladığı günden bu yana ne kadar para harcadığı ise bilinmiyor. Bu meblağların hayal gücümüzü aştığı ise kesin bir gerçek.
Soru şudur: Başkanlık koltuğu, tüm bu çabaya, yorgunluğa ve paraya değer mi?
Benim gibi saf insanların aklına, ABD’nin daha makul bir seçim sistemi bulması ve tüm bu paraların hayır işlerinde kullanılmasının daha iyi olacağı düşüncesi gelir. Ayrıca halkın zamanını ve enerjisini de böyle boş yere harcamamış olurlar.
Bunu söylediğinizde yanıtları hazırdır, Bloomberg örneğinde olduğu gibi, zenginler zaten her halükarda yeterince bağış yapmaktadır.
ABD’de ‘bağış kültürü’ siyasiler ve zenginler arasında yaygınlık kazanmıştır. Bu bağış miktarları öteki halkların hayal edemeyeceği kadar yüksektir. ABD’nin dünyada en başarılı addedilen üniversite sistemi de bu bağışlarla ayakta kalabilmektedir.
Bağışlar, hayır, bilim ve kültür kurumlarını kapsar. Bağışlar yüksektir çünkü vergiden muaf tutulur. Yarışın önde götüreni yetmiş üç yaşındaki delikanlı Donald Trump gibi görünüyor.
Aday adaylarının programlarına ve kazanacak olan kişinin planlarına baktığında, insan kendine sormadan edemiyor; siyaset, bir ihtimal için, insanlara bu kadar enerjiyi nasıl verebiliyor?