Bazen, terör olgusu, ortaya çıkışı, terör eylemlerinin doğası ve gizli hedefleri hakkında derinlemesine düşünmek gerekir. Bir intihar saldırısı ya da patlamanın ardından paniğe kapılmadan, sakin bir şekilde, sebepleri analiz etmemiz icap edebilir. Geçmişte, terör olaylarının saldığı korku nedeniyle, kafa karışıklığı yaşarken hızlı çözümler üretmeye davrandık. Maalesef terör projelerinin gerçek anlamı, eylem ve düşünce arasındaki bağ üzerine yeterince yoğunlaşamadık. Oysa savaş, aklın sakince çalıştırılmasını gerekli kılar. Duru bir zihinle, dikkatli bir biçimde, düşünmeli, olaylar arasında bağ kurmalı ve sebep sonuç ilişkisine odaklanmalıydık.
Şüphesiz terör eylemleri 11 Eylül 2001’den önce de vardı. Ancak bu tarihte zirvesine çıktı ve sonrasında artış göstererek devam etti. 11 Eylül olduğunda sorulması gereken ilk soru, terör saldırısı kimi niçin hedef aldı? Olmalıydı. Bir başkası yerine niye biz, ya da ‘niçin bizden nefret ediyorlar? Sorularından daha önemli bir soruydu bu.
En çok terör saldırılarına maruz kalan ülke hangisidir? Amerika Birleşik Devletleri değil mi? Terör örgütleri, ABD çıkarlarını ve büyükelçiliklerini hedef alıyordu, bu saldırıların sonuncusu da ABD’nin Tunus Büyükelçiliği yakınındaki intihar eylemidir. Şu ana kadar ABD kurumlarına yönelik gerçekleştirilen saldırıları saymamıza gerek yoktur. Ancak şu çıkarımı yapmamız mümkündür: terör eylemi, hedefleri ve hedef alınan ülke arasında mantıklı ve güçlü bir bağ vardır.
Analizimizde bir adım ileri giderek şunu söyleyebiliriz: terör eylemi planlayıcıları, dünya genelinde, özellikle gergin bölgelerde ABD çıkarlarına saldırı gerçekleştirdiğinde, nihai hedefleri sadece ‘maddi’ zarar verme amaçlı değildir. Bir diğer deyişle, bizim hedef olarak değerlendirdiğimiz şey bir araç ve vesileden ibarettir. Durumu böyle değerlendirdiğimizde, terör meselesindeki düşünce biçimimiz tamamen değişir. Bu durumda gerçek sebepler üzerine kafa yoracağımız için, eski analizlerimiz alt üst olabilir.
İtimat ettiğimiz bu yeni düşünce yöntemine göre; terör şebekelerinin maalesef planlarında başarılı olduğunu ve ABD’nin atılan ‘yemleri’ yuttuğunu söyleyebiliriz. ABD askerlerini kışlalarından çıkararak gergin bölgelere sevk etti ve kayıplar yaşadı.
Terör projelerinin amaçlarından biri olan ve üzerinde fazla durulmayan husus: ABD’nin dışarıya açılarak, aşamalı olarak güç kaybetmesi, çabalarının bölünmesi ve ‘düşler ülkesi’ imajının zedelenmesidir. Terör kurgucularının bu hedefi nispeten gerçekleşmiştir. Dünyanın en güçlü ülkesine yapılan saldırılar, ABD’nin üzerine fazla düşünmeden aşırı tepki vermesine neden olmuştur. Bu şok edici darbeler ABD aklını gölgelemiş ve terör projesinin stratejisini kavrama fırsatını kaçırmasına sebebiyet vermiştir. Bir başka sorun ise, ‘terör projesinin’ bu hilesinin başarılı olması, Amerikan efsanesinin sona ermesine, açıklarının ve İsrail taraftarlığının derinliğinin ortaya çıkmasına imkân sağlamıştır. Aynı zamanda ABD’nin canı yandığında özgürlükleri nasıl çiğnediğine ve insan haklarını ihlal ettiğine, Ebu Gureyb Hapishanesinde olduğu gibi şahit olunmuştur.
Yani ne yazık ki, ‘terörist proje’ bazı hedeflerine ulaşarak, ABD’nin imajını baltalamayı başarmıştır. Şimdi birinci soru ile ilişkili olan ikinci soruyu ele alalım, niçin ABD terörle mücadelede özellikle Arap ülkelerine çekilmiştir? Bu soruyu yanıtlamaya çalışmadan önce, Arap devletlerinin meselenin neresinde yer aldığına odaklanmak isteriz.
Terör örgütü mensuplarının Müslüman ve Arap devletleri içinden çıkmış olması, ABD’nin bu ülkeler üzerindeki baskısını arttırmasına, suçlamasına ve bu ülkeleri karşısına almasına neden oldu. ABD niçin bu ülkeleri hedef aldı diye sorulacak olursa, yanıt oldukça açıktır; çıkarlarının hedef alınmasından kaynaklanan kayıplarının faturasını bu ülkelere ödetmek için. Öyleyse ‘cihatçı terör projelerinin’ gerçek hedefi: Arap devletlerini zayıflatarak, güvenlik boşluklarına neden olmak ve güvenlik birimlerini ‘tağut’ gibi göstermektir. Dolayısıyla şu anda, ‘selefi toplum anlayışını pekiştirmek’ için kurgulanmış ‘stratejik bir planla’ karşı karşıyayız. Terör örgütü ideologları, kimlik sorunlarını, İslamafobi ve İslam düşmanlığını kendi kirli emelleri için kullanmaktadır. Tabi özellikle Avrupa’daki sağ partiler İslam düşmanlığını seçimlerde kullanmakta, ancak terör örgütlerinin bu meseleyi ele alışı daha tehlikelidir.
Toparlamak adına kronolojik olarak değerlendirirsek: Önce ABD terör örgütlerinin ‘oltasına gelerek’ askeri olarak ölçüsüz bir şekilde dışarıya açıldı, ardından Arap ülkelerine baskı uyguladı ve bu ülkelerle ilişkisini ‘tazminat ve terörle mücadele’ alanıyla sınırlandırdı. Bu ülkelerin terör örgütlerine yönelik baskısı, terör örgütleri tarafından ‘mağduriyet’ bağlamında kullanıldı.
Sonuçta; cihatçı terör örgütleri şüphesiz tehlikeli suçlulardır, ancak maalesef ABD’den daha zeki davranarak, ABD’yi ve Arap ülkelerini projelerinin peşinden sürükleyebilmiştirler.
TT
ABD zeki bir devlet midir?
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة