Bu yıl Suudi Arabistan’ın dönem başkanlığını yaptığı G20 bugün (Perşembe) olağanüstü bir zirve düzenliyor. Bu zirvenin 1999 yılında kurulan örgütün tarihindeki en önemli zirve olduğunu söylersek abartmış olmayız. Zira bütün umutların, dünyanın bu en güçlü ekonomileri olan 20 devletin anlaşmasına ve insanlığın geleceğine karşı en büyük tehlikeyi oluşturan yeni tip koronavirüsüne karşı mücadelede çabalarını birleştirmelerine bağlandığına şüphe yok.
Geçen yılın son günlerinde Çin’in Vuhan şehrinde ortaya çıkan virüs, şu ana kadar dünya genelinde yaklaşık 500 bin kişiye bulaştı ve yaklaşık 20 bin kişinin canını aldı (Elbette sadece açıklanan vakalardan bahsediyoruz. Açıklanmayanlar daha çok olabilir). Kriz, Tokyo’dan Wall Street’e küresel piyasa göstergelerini düşürdü. Uluslararası hava seferleri ve filo uçuşları askıya alınmasına yol açtı. Milyonlarca insanı çalışmayı bırakmaya zorladı. Bu despot virüs dünyayı nereden bakılırsa bakılsın öldürücü bir ikili ile karşı karşıya bıraktı: Milyonlarca insana bulaşabilecek ve yüz binlerin ölümüne neden olacak bir fırtına, tüm ülkeleri boğabilecek veya altyapısını imha edecek ya da uzun yıllar felç edecek bir ekonomik tsunami.
Dolayısıyla, Suudi Arabistan’ın bu yıl G20 dönem başkanı olması Riyad’ı bir kez daha tarihi bir sorumluluğun karşısında bırakıyor. Bunun nedeni sadece G20 dönem başkanlığını üstlenmiş olması değil. Buna ilaveten, Suudi Arabistan’ı pozisyonları yakınlaştırma, insanlığın karşı karşıya kaldığı bu ölümcül ikili ile mücadelede üye devletler arasında safları birleştirmeye en yetkin ülke kılan gerçeklerdir.
Suudi Arabistan, Arap ve İslam dünyası ile küresel petrol piyasasında en etkili ülke olmasının yanı sıra G20 ülkelerinin büyük bir çoğunluğu ile olumlu ilişkileri olan tek ülkedir. Bu, Riyad’ın son yıllarda benimsediği Batı ülkeleri ile tarihi ilişkileri koruyarak doğuya yönelme politikasının sonucudur.
Örneğin Suudi Arabistan, bir yandan Çin’in diğer yandan tarihi müttefiki ABD’nin elini tutma gücü nedeniyle benzersiz bir ülkedir. Son yıllarda komşuları ile sıfır sorun politikasından herkesle sorunlu bir devlete dönüşen Türkiye dışında belki de Suudi Arabistan liderliği ile bu krize çözüm bulmak için ciddi bir biçimde çalışmaması beklenen bir ülke yoktur.
Mesele şu ki, eğer Suudi Arabistan’ın ilişkilerini ve iyi niyet birikimini değerlendireceği bir zaman varsa şimdi en uygun zamandır. Keza, üye ülkelerin kriz ile başa çıkma yöntemleri ve tutumlarının çatıştığı göz önüne alındığında görevinin kolay olmayacağına kuşku yoktur.
Sözgelimi, zirveye bitkin ve kaderine teslim olmuş, 6 bini aşan kayıpları için gözyaşı dökerek katılacak olan İtalya var. Dünyada en yüksek yaşlı nüfusa sahip devlet olduğu için virüsün özellikle kendisini tehdit ettiği Japonya var. Eşsiz “sürü bağışıklığı” teorisinin sahibi İngiltere var. Başkanının Twitter hesabından “Tedavi hastalığın kendisinden daha kötü olmamalı” paylaşımında bulunarak insanları evlerinde izole etmeye devam etmenin ekonomik çöküşe neden olabileceğine karşı uyardığı ABD var.
İzolasyonun sağlık ve ekonomik yanına ek olarak şüphesiz genel özgürlükler yanı da bulunuyor. Bu, izolasyonun geleceğe dönük etkileri görmezden gelinemeyecek üçüncü bir boyuttur. Bununla, birçok insanın hayatında ilk kez deneyimlediği olağanüstü hal ve sokağa çıkma yasağı tedbirlerinden değil insanlığın salgından önceki haline ne kadar dönebileceğini, seyahat özgürlüğünü ve başkaları ile kamusal alanlarda bulunmasını kastediyoruz.
Üçüncü bin yılın başında terörün; sözgelimi uçuş özgürlüğümüze etkilerini ve nasıl ek kontrol noktalarına, eşyalarımızın adeta dağıtılarak kontrol edilmesine, ayakkabılarımızı çıkarmak zorunda kalmamıza ve sıvı kısıtlamasına neden olduğunu hatırlıyoruz. Dolayısıyla “kovid-19” virüsünün de sağlık nedeniyle ek güvenlik önlemlerinin hayata geçmesine, teknolojiden daha çok yardım alınmasına, yakın gelecekte seyahat özgürlüğümüzün, kamusal alan ve binalara hatta ibadethanelere girişlerimizin kısıtlanmasına olanak tanıyacağını bilmeliyiz. Zira kovid-19 salgına dönüşecek aşırı bulaşıcı ve öldürücü ne ilk ne de son virüs olacaktır.
Çözüm ve bu krizin yol açacağı değişimler ne olursa olsun G20 ülkeleri ve hepimiz dünyanın bu virüsten sonra önceki gibi olmayacağı gerçeğini kavramalıyız. ABD’li yazar Thomas Friedman’ın son yazısında belirttiği gibi: Bundan sonra koronadan önce (BC: before corona) yaşam ile koronadan sonra (AC: after corona) yaşam olacak.
-Suudi Arabistan merkezli Arab News Gazetesi’nin genel yayın yönetmeni
TT
Despot koronaya karşı G20 Zirvesi
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة