Semir Ataullah
Lübnanlı gazeteci - yazar
TT

Hapis değil cezaevi

Şu anda dünyada en çok ne okunuyor biliyor musunuz? Bulmaca! Sıradan, derin ya da edebi eserler değil, bildiğimiz bulmaca ekleri. Çünkü karantina günlerinde can sıkıntısına, gam ve bunalıma (Se’m, hem, dacer) en iyi meydan okuyan şey bulmacadır. Arapçada ne kadar çok eşanlamlı kelime olduğunu fark ettiniz mi?
İngiliz filozof Bertrand Russell’ı, savaş sırasında barış çağrısı yaparak halkın moralini bozduğu suçlamasıyla 1918’de Londra banliyösündeki Brixton Hapishanesi’ne soktular. Russel bu süre zarfında düşünmeyi ve okumayı sürdürdü. Beş ay içinde en önemli eserlerinden birini yazdı. Hapishane günlerine dair şunları söylüyor; “O dönemde oldukça çok okuyor ve okumaktan keyif alıyordum. Bir defasında Victoria Dönemini anlatan bir eseri okurken kahkaha attım. Bunu duyan gardiyanlardan biri yanıma gelerek; ‘Burası gülünecek yer değil cezaevidir’ dedi. Herhangi bir karar almama gerek olmuyordu, düşüncemi kesintiye uğratacak ziyaretçiler de yoktu.’’
Lübnanlı hiciv yazarı Said Takiyiddin, ‘Köpekleri seviyorum’ diyordu, “Hırsızları uzak tuttukları için değil, ziyaretçileri engelledikleri için.’’ ‘Yabancı’ adlı eseriyle tanınan varoluşçu yazar Colin Wilson, ‘’Hayvanların da canı sıkılır, ancak sadece insan can sıkıntısından şikâyet eder’’ diye yazmıştı.
Psikolog Neil Burton, en kötü can sıkıntısı vakalarının, müdahale edemediğimiz durumlarda yaşandığını söylüyor. Havaalanında rötar yapan bir uçağı beklemek gibi, can sıkıntısıyla ekrana bakarsınız ve yapabileceğiniz bir şey yoktur.
Koronavirüs karşısındaki çaresizlik ise saatler içinde çözülecek gibi değildir. Biletinizi değiştirme ihtimaliniz yoktur. Albert Camus, ‘Veba’ romanında, ‘can sıkıntısıyla, herhangi bir şeyin yaşanmasıyla baş edilebilir’ diye yazmıştı. Geçenlerde oğlum telefonda, New York Times gazetesinde Camus hakkında çıkan makaleyi okuyup okumadığımı sordu. Benzerini çok öncesinde yazmıştım dedim, büyük gazetelerle rekabet halinde olduğum için değil, bizim nesil Camus’u yakından tanır ve kriz anlarında eserlerine müracaat eder. Anlamı pekiştirmek için kamus (sözlük) kullanmak gibi bir eğilimdir bu.  
Kahrolası koronavirüs Wuhan’da ortaya çıktığından beri, dünya yazarları arasında, bu salgın bağlamında Albert Camus’un ‘vebasını’ anmayan kalmadı denilebilir. İnsanlar artık bıktı ancak bıkkınlığın sebebi, Cezayir doğumlu bu efsane yazarın memleketi Vahran’ı vuran salgın değil, evlere hapsolmuş olmalarıdır. Gerçi bazı kadınlar, kahvehanelerin ve gazinoların kapanmış olması dolayısıyla, bir süreliğine bu durumdan memnun olmuştur. Cezayir Kültür Bakanı bu bağlamda ‘koronanın’ bazı faydalarının olduğunu inkâr edemeyeceklerini söylemişti. Bakan Melike Dude’nin bir felsefeci olduğunu hatırlatalım.