Mısır'da yüz milyonuncu bebeğin doğumu ilan edildiğinde, nedense hafızam beni Taha Hüseyin’e götürdü. Gerçi bu büyük yazarı hatırlamak için herhangi bir olaya ya da etkinliğe ihtiyaç duyduğum söylenemez. Her zaman yazdıklarını, ya da ona dair yazılanları okurum. Ona olan hayranlığım acaba üstün edebi niteliğinden ötürü müdür, yoksa sefalet içinde ve acılarla şekillenmiş muhteşem karakterine duyduğum yakınlık hissiyle mi ilgilidir, hiçbir zaman tam olarak bilemeyeceğim. Taha Hüseyin asla kendisine şefkat duyulmasından hoşlanmazdı. Kaderin bir cilvesi olarak gözleri kör olmasına rağmen, gören insanların kolay kolay elde edemeyeceği bilgilere erişti. Mısır Ezher’deki eğitimi ile yetinmeyerek, dehasına ve güçlü iradesine istinat ederek Fransa’ya gitti ve Sorbonne Üniversitesi’nden, kendisine ‘Arap Edebiyatının Rektörü’ unvanını sağlayacak olan doktora çalışmasıyla döndü.
‘Çarşamba Söyleşisi’nin’ sahibi, ardından çok çeşitli eser bıraktı, bu eserlerin en güzellerinden biri de ‘’Karavan Duası’ adlı romanıydı. Romanda küçük kör bir çocukla bir kuş arasındaki dostluk işleniyordu. Küçük çocuk, ağabeyi başının altındaki yastığı aldığı için, yastıksız bir şekilde kuş ötüşünü dinleyerek uyuyordu.
Taha, on üç çocuklu ailenin yedinci çocuğu idi. Üç yaşındayken gözlerinde bir sorun olduğu anlaşıldı, yanlış tedavi uygulayan köy berberi, görme yetisini kaybetmesine neden oldu. Bu engelli çocukla daha çok ilgilenilmesi gerekirken, annesi ve babası tarafından sert muameleye maruz kaldı. Kardeşleri de kendisine kötü davranıyor ve onu kör olduğu için hor görüyordu. Daha sonra eşine hüzünle: ‘’Ailemin nazarında en aşağıdaydım, ihmal ediliyor ve hor görülüyordum’’ diyecekti.
Ezher’deki ilk eğitimi sırasında da zorbalığa maruz kaldı. ‘Günler’ adlı efsane eserinde değindiği üzere, hocaları genelde kendisine; ‘’hey kör, gel buraya’, ‘hey kör, kes sesini’ diye hitap ediyordu. Araplar ‘Günler’ derken, genelde savaş zamanı yaşanan olayları anlatır. Taha’nın hayatının da savaş ortamından az kalır yanı yoktu.
Taha Hüseyin'i ve o büyük aile içinde yaşadığı yoksulluğu hatırladığımı söyleyerek başlamıştım. Böylesi bir ailenin içinden, tüm dert ve cefaya rağmen böylesi devasa bir yazar ortaya çıkabildi. ‘Hey kör’ diye çağırılan çocuk büyük işler başardı. Acaba yoksulluk, büyük ailelerde ebeveynleri daha az müşfik olmaya mı yönlendiriyor? Bu çerçevede 100 milyonuncu bebeği düşündüm. Bir işi, insan onuruna yakışır bir hayatı ve geleceği olmayacak milyonlarca bebek aklıma düştü. Mısır’daki sokak çocuklarının sayısı her geçen gün artış gösteriyor, doğal bir hayatı tanımadan yaşıyor ve ölüyorlar. Ailede çok fazla çocuk olması, küçük Taha Hüseyin’i başını koyabileceği bir yastıktan mahrum etmişti, hatta bir yastık dahi değil, küçük bir kırlentten yoksundu.
TT
Yastıktan dahi mahrum bir çocukluk
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة