İstemi Yılmaz
TT

Türkiye’nin hissi diplomasisi

Tunus hafta başına büyük bir değişiklikle uyandı. Bir süredir devam eden hükümet karşıtı gösterilere kayıtsız kalamayan Cumhurbaşkanı Kays Said, parlamentoyu 30 günlüğüne askıya alıp Başbakan Hişam el-Meşişi ve tüm kabinesini azletti. Yürütme görevini uhdesinde toplayan Said’e karşı çıkan ise üç aktör var. Meclis Başkanı ve Nahda Hareketi lideri Raşid Gannuşi, Katar merkezli El Cezire televizyonu ve Türkiye...
Gannuşi, azil kararının ardından Cumhurbaşkanı Said’in “darbe” yaptığını öne sürdü. Meclis Binası’nın önüne gidip oturma eylemi başlattı. Taraftarlarını sokağa çağırdı. İtirazını dünyaya duyurmak için de Katar ve Türkiye medyasını tercih etti. Nitekim kendisine ilk destek de bu ülkelerden geldi. Elbette Müslüman Kardeşlerle iltisaklı bir partinin lideri olması ve Ankara ile yıllara dayanan ilişkisi, durumu açıklığa kavuşturuyor. Fakat yine de bir süredir “hislere dayalı diplomasi anlayışından” ulusal çıkarlarını önemseyen stratejiye geçiş yapan Türkiye’den bu kadar ani bir tepki görmek şaşırtıcı. Zira Ankara, Mısır’da Müslüman Kardeşleri devirerek Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturan Abdulfettah es-Sisi ile dahi masaya oturacak kadar “normalleşmiş” görünüyordu.
His ve duygularla harekete geçilen bir diplomasi anlayışına dönüş belki de Türkiye’nin en zayıf karnı. Ankara sanki bir daha Tunus Başkanı Said ile muhatap olmayacak gibi adım atıyor. Ancak desteklediği Nahda Hareketi lideri yanlışını çabuk anlamış olacak ki çark etti. Gannuşi eylemleri bitirip Said’in meclisi yeniden açması halinde her türlü tavizi vermeye hazır olduklarını bildirdi. 2018’de düzenlenen genel seçimlerde oyların yüzde 28’ini alarak Tunus Meclisi’nin dörtte birinde temsil edilen Nahda için Cumhurbaşkanı’nın hiddetini tek başına göğüslemek pek akıl karı değildi.
Sanılanın aksine Gannuşi’nin tavizi, cesaret eksikliğinden kaynaklanmıyor. Arap Baharının kıvılcımının yakıldığı Tunus’ta bundan 11 sene önce yönetim devrildiğinde Nahda Hareketi iktidarı bir anda kucağında bulmuştu. Fakat Tunus Müslüman Kardeşleri, yönetemeyeceğini anlayarak geri çekildi. Koalisyona kapı açtı. Anayasa değişikliği sırasında da laik ve sol kesimlerin toplumsal muhalefeti sırtlamasıyla başta kürtaj gibi bazı kırmızı çizgilerinden vazgeçti.
O gün yaşananlarla bugünün ortak özelliği meydan okunulan kişi veya kurumun arkasındaki halk desteği. Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said, oyların yüzde 72,7’sini alarak göreve geldi. Kısacası halkın büyük bir kısmının desteğini alarak koltuğa oturan “bağımsız” Cumhurbaşkanı’na “darbeciliği” yakıştırmak komik kaçıyor. Üstelik Said ilk bir haftadaki icraatlarıyla iki şeyi hedeflediğini ortaya koyuyor. Seçmenine söz verdiği gibi yolsuzluğa bulaşan siyasileri uzaklaştırmak ve sistemi tehdit eden unsuları temizlemek.
Ankara ise desteğini esirgemediği Gannuşi’nin değişimine ayak uyduramamış durumda. Seçilmiş Cumhurbaşkanı’nı karşısına almaya devam ediyor. İktidara yakın gazetelerde ise “darbenin” arkasında Kahire ve Abu Dabi izi aranıyor. Mısır lideri Sisi’nin askeri, Birleşik Arap Emirlikleri’nin de medya desteğiyle Müslüman Kardeşleri Tunus’tan silmek istediğine yönelik analizler yapılıyor. Pek tabii bu analizler, “dolaylı olarak Türkiye’nin hedef alındığı” teziyle son buluyor.
Ankara ve Gannuşi haklı olabilir mi? Elbette bu ihtimal dahilinde. Ancak Suriye ve Mısır gibi ağız yakan örnekler hala güncelliğini koruyor. Türkiye’nin Kuzey Afrika’daki önemli müttefiki Tunus’u kaybetmek pahasına dış siyasetini hissiyat üzerine kurgulaması hala geçmişten ders almadığına işaret ediyor.