İranlı nükleer bilimcinin suikastı ve İran'ın hayati tesislerinde çoğu kimliği belirsiz kişilerle ilişkilendirilen çok sayıda patlama ve yangının yanı sıra Natanz Nükleer Tesisi’nde meydana gelen patlamadan Arap Körfezi ve Umman Denizi sularındaki tanker savaşlarına… Bunların çoğu, Tahran, Washington ve Tel Aviv arasında “gölgelerin savaşı” olarak adlandırılabilecek bağlamda gerçekleşen ve gerçekleşmekte olan güvenlik veya askeri eylemler. Gölgelerin savaşı, MV Mercer Street adlı tankerin İran’a ait olduğundan şüphelenilen dronelar ile saldırıya uğramasının ardından açık bir savaşa dönüşmeye yakın.
Tankeri vurma olayı, bunu izleyen Umman Sultanlığı ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) kıyılarında deniz korsanlığına yönelik girişimler, Lübnan’ın İsrail ile olan sınırının ateşe verilmesi ve ‘İran’ın önleyici olarak ortalığı kızıştırma’ kategorisine konulabilecek provokasyonlar, ABD-İngiltere-İsrail'in Tahran'ın gelecek dönemde maruz kalabileceği cezalandırıcı bir operasyona yönelik hazırlıklarına mâni olmak amacıyla geliyor. Nitekim bu ülkeler İran'ın saldırgan olarak tanımlanabilecek davranışları ve uluslararası seyrüsefer güvenliğine ve uluslararası pazarlara açılan enerji koridorlarının güvenliğine yönelik tehdidine karşı uluslararası seferberliğe başvurdular.
Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi'nde İran'a karşı topluca hareket edilmesi, Tahran'ın uluslararası dostlarını, özellikle de Moskova, Pekin ve İran’ın enerji piyasalarına girmek isteyen bazı Avrupa Birliği (AB) başkentlerini sıkıntıya sokacak. Bu ülkeler Tahran'ın eylemlerini doğrudan savunamayacakları için tutumlarında kısıtlı olacak ve İran’a karşı yapılan uluslararası cezai hamleleri görmezden gelmek zorunda kalacaklar. Ayrıca küresel ekonomiyi koruma savaşı çerçevesinde adımlarını atacak olan kadim ortaklarıyla da karşı karşıya gelmekten kaçınacaklar.
İran'ın bu aşamada ortalığı kızıştırması, iç ve dış dönüşümlerle bağlantılı. Büyük ihtimalle Tahran, iç siyasi dönemin yapısının erkenden resmini vermek ve devrimci seçeneklerini doğrudan uygulamakla ilgileniyor. Nitekim Tahran rejiminin doğası gereği “devrim ve devlet” oyununun sona ermesinin ve uluslararası çevrelerin başta nükleer dosya olmak üzere İran ile ilişkilerinde değişen hiçbir şeyin olmamasının ardından, İranlıları cumhurbaşkanı olarak İbrahim Reisi'yi seçmeye zorlayan devleti yöneten kesim, rejimin tek bir yapı içerisinde içerikle biçiminin bağdaşması için bir plan yaptı.
Tanker savaşları, Suriye'deki hava saldırılarının artması ve İran'ın bölge ile arasındaki açık çatışmada temas hattına Lübnan sınırının hızlıca dahil oluşu… Tüm bunlar, Tahran'ın nükleer müzakerelerden uzak tutmak istediği yayılmacı imtiyazlar olarak gördüğü şeyi savunma amacı taşıyor. Nükleer müzakereler yerinde saymaya başladı. Çok sayıda yapılan müzakere turları ön anlaşmalara ulaşmakta başarısız oldu. Nitekim Tahran yeni ABD yönetiminin verebileceğinden çok daha fazlasını istedi. Özellikle de İranlı müzakereciler, “Anlaşmayı tekrar iptal edin” sloganı ile hareket eden yeni bir Trumpizm akımından endişe duyuyorlar. Bu nedenle, ABD'nin ileride anlaşmadan çekilmemesini garantiye almak için bir ön koşul koydular.
Pek çok problem İran'ı ekonomik durumuyla bağlantılı olarak tansiyonu yükseltmeye itiyor. Zira İran, ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin kaldırmaya pek de hevesli olmadığı görülen sert yaptırımlardan musdarip. Bu yüzden Tahran, Suudi Arabistan'daki petrol tesislerini ve uluslararası şirketlere ait petrol tankerlerini hedef alarak “Petrolünüze karşılık petrolümüz” şeklindeki sloganı fiili olarak uygulamaya koydu. Tahran böylece bu ülkeleri ekonomik açıdan zor durumda bırakarak Washington’a İran ile yapılan enerji ticaretine koyduğu ticari ve ekonomik kısıtlamaları hafifletmesi için baskı yapmaya itiyor.
Savaşın alenileşmek üzere olduğu, Lübnan'ın güney sınırında yaşanan son gerginlikte görüldü. Nitekim Lübnan'daki güvenlik krizi ve İsrail ile yeni bir çatışma çıkma korkusu, Akdeniz kıyılarındaki yeni mülteci dalgaları (Lübnanlılar, Suriyeliler ve Filistinliler) yüzünden her zaman endişe içerisinde olan Avrupalılar için bir iç endişe oluşturuyor. Lübnan'daki kırılgan istikrar, zorlu bir ekonomik krizin ve devletin barış ve savaş kararları üzerinde kontrol gücünün olmayışının bir sonucu. Bu durum, güney cephesini harekete geçirebilecek tarafın, Tahran yanlısı Lübnan otoritesine karşı uluslararası sert bir tavır takınılmasına yardımcı oluyor. Lübnan'da askeri bir maceraya atılmanın bildiğimiz Lübnan'dan geriye kalanların sonu anlamına geleceğine dikkatinizi çekerim.
Dolayısıyla Irak’tan tutun Suriye’ye oradan da Lübnan, Yemen ve Arap Körfezi sularına kadar devam eden ve Akdeniz sularına da sıçraması mümkün olan “gölgelerin savaşı” veya “vekillerin savaşının” doğrudan gerçekleşmesine adımlar, haftalar ve günler kaldı. Özellikle de bazı taraflar her zaman müzakere çözümleri çıkmaza girdiğinde gelen bir çözüme ulaşmak amacıyla bilinçli olarak bu stratejik değişime ulaşmaya çalışırsa, bu gerçekleşecek.
TT
Tahran… Gölgelerin savaşı bitiyor
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة