Abdurrahman Şalkam
TT

Binbaşı Callud ve Arap Birliği savaşı

Binbaşı Abdülselam Callud’la, Libya, Arap dünyası ve dünya arasında gidip geldiği -destansı- anılarında bizi uzun yolculuklara çıkarıyor. Bu yolculukta her ne kadar genellemelerin bulunduğu duraklar olsa da Binbaşı Callud bazı duraklarda uzun ayrıntılar veriyor. Anılarda anlatılanlar ile hemfikir olalım ya da olmayalım en nihayetinde bunlar, Libya'nın uzun yaşamı içindeki önemli bir figürün hatıraları olduğu için dikkatli ve objektif bir okumayı hak ediyor.
Bu hatıraları birçok kez okudum ve bazı gerçekleri doğrulamak adına bu dönemde yaşamış olan bazı kardeşlerle temasa geçtim. Onların gözlemlerinden çokça faydalandım. Burada Callud’un gerçekler olarak anlattığı bazı düşünceleri üzerinde duracağım.
Callud kitabının 79’uncu sayfasında kelimesi kelimesine şöyle diyor:
“Fatih Devrimi, Arap dünyasında devrimci ve ulusalcı bilinci yaydı. Birlik kültürü, okyanustan körfeze dek yayıldı ve birlik meselesi Arap gerçekliğinde güçlü bir şekilde gündeme geldi. Fatih Devrimi’nin yarattığı bu birlik dalgasının çağrıları ve çığlıkları altında Kral 2. Hasan ve Habib Burgiba’nın iki birlik anlaşması imzalamasından söz etmek yeterlidir.”
Ancak Binbaşı Abdülselam Callud, kitabın 80’inci sayfasındaki şu sözleriyle önceki satırlarda dile getirdiklerini geçersiz kılıyor: “Fakat ne yazık ki bu girişimler ve denemeler başarısız oldu. Bunun sebebi birlik kültürünün olmaması ve buna öncülük edecek liderlerin bulunmamasıdır.”
Callud’un kitabından yaptığım bu iki alıntı aynı sayfada yer almaktadır ve arada uzun satırları birbirinden ayıran bir virgül bile yoktur. 
Yine 80’inci sayfada hitabet yeteneğini konuşturmaya başlayan yazar Arapların durumuna karşı savunma ve saldırı cephelerine geçerek, Müslüman Kardeşler, Hamas ve İslami Cihad'ın terör örgütleri olarak sınıflandırılmalarını eleştiriyor ve bundan amacın “Mısır'ın ümmete ve İslam'a önderlik etmesini istememeleri” olduğunu söylüyor.
Aralarında mantıksal bir bağ olmayan bu ifadeler üzerinde uzun uzun durdum. Bir tarafta Fatih Devrimi’nin birlik bilincinin yayılmasındaki rolünden birlik bilincinin yokluğuna geçiş, diğer tarafta ise ABD’ye ve Arap rejimlerine düşman olan İslami siyasi örgütlerden Mısır'ın ümmete ve İslam'a önderlik etmesinin istenmemesi meselesine atlayış… Burada binbaşının herhangi bir suçu yok. Asıl suç, öncelikle onu yazan yazara aittir. Anlatı bağlamında bu bariz kusura dikkat etmesi gerekiyordu.
Binbaşı Abdülselam Callud, Arap birliği ve siyasi İslam hakkındaki yorucu teorik konuşmaların akabinde Mısır, Suriye, Fas, Cezayir ve Tunus gibi bir dizi Arap ülkesiyle birlik sağlamak için yapılan pratik girişimlere geçiyor. Burada sözlü çatışmaların ve usule ilişkin çeşitli yorumların eksik olmadığı toplantılara çağrıda bulunmak gibi rolünden de bahsediyor.
Şüphesiz Abdünnasır’ın Mısır’ı ilk duraktı. Ardından Nasırcı milliyetçi hareket, Libyalı birlikçi ve özgürlükçü subayların kafalarında devrimin fitilini ateşledi. Bunlar, özgürlük, sosyalizm ve birlik sloganıyla Libya'da rejimi değiştirmeyi başaran örgütlerini kurdular.
Callud kitabın 122’nci sayfasında şunları söylüyor:
“Nasır'ın vefatından sonra Mısır ve Suriye ile birliği sağlamak için çalışmaları yoğunlaştırdık. Sedat kabul etti. Bunun için çok uğraştık. Sonra üç ülke arasında birlik kurmaya karar verdik. Ancak Sedat'ın, gücünü pekiştirmek ve Nasırcıları ortadan kaldırmak için bir taktik olarak bunu kabul ettiğini fark ettik. Amacı, 15 Mayıs 1971 darbesinin önünü açmaktı. Arap Cumhuriyetleri Birliği'nin anayasasını hazırlamak üzere üçlü bir komite kuruldu. Libya tarafına ben başkanlık ediyordum. Mısır tarafının başında Hüseyin Şafii, Suriye tarafında Cumhurbaşkanı Yardımcısı Mahmud Eyyubi vardı. Libya heyetinde ise Mansur Raşid Kihya ve Avukat Kâmil Makhur yer alıyordu.”
Ardından Binbaşı Callud, Sedat'ın Nasırcılara yaptıklarını ve onlara yönelik darbeyi anlatmaya geçiyor. Bunu, İsrail'e karşı savaş stratejisi konusundaki anlaşmazlık takip ediyor. Arap birliği yolculukları bundan böyle hep böyle olacak, yani her uzlaşı beraberinde bir anlaşmazlığı, hatta bir çatışmayı getirecek.
Kitabın 125’inci sayfasında Callud’un şu sözleri yer alıyor:
“Kahire'deki toplantıdan döndükten sonra Cezayir'e gittim ve Devlet Başkanı Bumedyen ile görüştüm.  Kendisine, Sedat’ın hezimetle sonuçlanacak bir savaşa girmek istediğini, Siyonist güçlerin Süveyş Kanalı'nı geçip Kahire'yi tehdit edeceğini, Mısır'da bir Vichy hükümeti kurulacağını (İkinci Dünya Savaşı sırasında Fransa'nın Vichy kentinde kurulan, Almanya'ya bağımlı ülke. ç.n.) ve ardından Mısır’ı ve Arap milletini teslimiyete zorlayacaklarını söyledim. Bu nedenle böyle bir durumun gerçekleşmesi halinde Libya ile Cezayir arasında acilen bir birliğin kurulması, teslim olmayı reddettiğimizin duyurulması, Libya ve Cezayir’in batı cephesini oluşturması ve savaşın devam ettiğini ilan etmesi gerektiğini dile getirdim. Bu, Suriye ve Irak'ı doğu cephesini oluşturmaya sevk edebilirdi. Bumedyen bu teklifimi kabul etti.”
Tarih kitabının sayfaları birbirine bağlıdır ve aşağıdan yukarıya doğru okunamaz. Abdülselam Callud’un “kehaneti” gerçekleşti ve Ekim 1973'te Mısır ve İsrail arasındaki savaş patlak verdi. İsrail güçleri Süveyş Kanalı'nı geçti. Libya ve Cezayir arasında planlanan bu acil birlik kuruldu mu? Irak ile Suriye arasında doğru cephesini oluşturmak üzere birlik kuruldu mu? Öncesinde Mısır'da Vichy hükümeti kuruldu mu? Bu ülkelerin Mısır ve İsrail arasındaki barış anlaşmasına tepkisi, Libya, Cezayir, Suriye, Irak, Güney Yemen ve Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) arasında kurulan Kararlılık ve Ret Cephesi oldu.
Burada uzun uzadıya bir okuma yapmaya ihtiyaç yok. Söylendiği üzere hadiseler, neticeleriyle değerlendirilir. Libya ve Suriye, Kararlılık ve Red Cephesi’nin odak noktasıydı ve Irak’a karşı İran'ın yanında savaşmışlardı. Güney Yemen’de liderler birbirlerini katlettiler. Kararlılık ve Ret Cephesi’nin Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile ilişkisi ise karışık bir meseledir. İleride bunun üzerinde uzunca duracağız.