Mişari Zeydi
Suudi Arabistanlı gazeteci- yazar
TT

En başta gereken şey dini tecdid

Bu Ramazan, Al-Arabiya kanalında yaptığım ‘En-Nedve’ isimli program aracılığıyla dini düşünce alanında çalışan bazı profesör ve araştırmacılarla tanışma fırsatı buldum. Konuşmamız ve daimî endişemiz şu soru üzerine idi: Dini reform mu yoksa dini tecdid mi? Aralarındaki fark nedir ve bugün bu kavramlarla ne kastediliyor?
Bu alanla ilgilenenlerin verdikleri cevaplarda ortak olan şey, dini reform ve dini tecdid (yenilenme) arasındaki büyük farkı vurgulamalarıydı. Reform, kadim köklere doğru saflığa dönüş ve ilk kaynaktan doğrudan yararlanmak anlamına gelir. Yani ideal geçmişe, eski mükemmellik noktasına doğru geriye yürüyüp günümüz çağına bu noktayı temel alarak yeniden başlamaktır.
Bu ‘selefi’ görüş, herhangi bir Müslüman fırkasına has değildir. Her Müslüman kesimin ve mezhebin Şii olsun, Sünni olsun kendi selefiliği vardır. Sünniler, Şiiler ve hatta İslam dışında olduğu gibi selefilerin başka varyasyonları vardır. Örneğin MS 1546'da ölen Alman rahip Martin Luther ve MS 1564'te ölen Fransız rahip Jean Calvin'in başlattığı Hıristiyan dini reform hareketi, köklere, kaynaklara ve ‘antik’ Hıristiyanlığa dönüşten başka bir şey değildi.
Reform, değişime doğru önemli bir aşamadır. Çünkü reform, burada açıklanan anlamıyla, fikirsel canlılık üzerinde zamanla çoğalan ve ‘prangalar’ biriktiren birçok engeli ortadan kaldırır. Böylece ağırlıklardan kurtulup hareket özgürlüğü sağlanır. Ancak bence reformun rolü burada sona eriyor ve tecdid devreye giriyor. Tecdid, bugünün evlatları ve yarının insanları olduğumuz için hem geleceğe hem de bugüne aynı anda yüzümüzü dönmek demektir.
İşin ironik yanı, Mısırlı Şeyh Muhammed Abduh ve el-Kasımi gibi adamlar selefi reformcular olarak sınıflandırılıyor ve el-Kasımi gibi bazıları Vahhabilikle suçlanıyor. Çünkü bu önemli isimler tasavvufi hurafelere, türbelere tapınmaya ve evliyaların dervişliğine karşıydı. Dini reforma ve İslam dünyasındaki örneklerine duydukları hayranlıkları dile getiriyorlardı. Ancak aynı zamanda onlar, özellikle de Muhammed Abduh, tecdid ve akılcı insanlar olarak sınıflandırılırlar.
Dr. Rıdvan Seyyid, en-Nedve programıma konuşmacı olarak katıldı ve açık bir şekilde tecdid yapılmasının acil bir gereksinim olduğunu söyledi. Geçmişte çok cüretkâr tecdid savunucusu isimlerin olduğuna dair örnekler verdi. Rıdvan, basmakalıp düşüncelere karşı şaşırtıcı bir adımla Hanbeli iki alimden örnek verdi: İbni Teymiyye ve Ebu'l Vefa bin Akil -çok takdir edilmemiştir-. Rıdvan, Ebu’l Vefa’nın siyasetin şeriat olduğunu savunan Şafilere cevaben yazdığı bir mektuptan bahsetti. Ebu’l Vefa daha ziyade siyasetin, otoritenin yani devletin takdiri olduğunu söylemiştir.
Rıdvan, tecdid hakkında en az bir önceki örneğindeki kadar cesur bir örnek daha verdi: İmâmu’l-Haremeyn sıfatıyla tanınan Şafii âlimi Ebu'l-Meali El-Cuveyni. Cuveyni âḥâd hadislerin inanç konularında esas alınmayacağını belirtmiştir. Cuveyni, inançlar ile ilgili hadislere örnek olarak da ahir zamanda yaşanacak sıkıntılar (Melahim), Kıyamet alametleri ve  beklenen Mehdi’ye dair rivayetleri gösterir.
Bugün bu pasajlar üzerinden varılabilecek büyük sonuçların boyutunu bir hayal edin. En önemlisi de bugünün sıkıntıları ve tetikleyicileri geçmişe nazaran kat be kat fazla olmasına rağmen, bu alimlerin tecdid konusunda yeni bir keşfe çıkmada ne kadar cesaretli olduklarını ve günümüz insanlarının sarsılma ve halsiz düşme boyutunu bir düşünün.
Rıdvan Seyyid’in bu gazetedeki son yazısında yazdığı gibi günümüzde “içtihad yoluyla yapılan reform, din ile devlet arasındaki uyumu yeniden sağlamak için yeterli olmadığı gibi, Müslümanların dinleriyle olan ilişkilerinde güven tazelemesi için de yeterli olmadığı” için tecdid yapılmasına çok ihtiyacımız var.