Müslümanlar her yıl, Hz. Peygamber’in (sav) sünnetine tabi olduğu ve Allah'ın Hz. Musa'yı (a.s) ve kavmini boğulmaktan kurtardığı gün olmasına da hürmeten hatırlanması gereken bir gün olarak Aşura'yı kutlarlar. Ayrıca bu gün, dinlerin birbirleriyle irtibatını, peygamberler arası uyumu ve mesajlarının ortaklığını vurgular. Bir hadis-i şerifte şöyle buyurulmuştur:
“Tüm nebiler, evladu allâttırlar (baba bir kardeş); anneleri farklıdır, ama dinleri birdir.”
Yani, peygamberler arasında kan kardeşliği değil, nübüvvet kardeşliği vardır. Nübüvvetteki babaları birdir ve Hz. Adem’dir (a.s). Farklı olan ise şeriatlarıdır.”
Şu kanıt, peygamberler arasındaki irtibat ve uyumu en güzel şekilde göstermekte ve başka bir şeye ihtiyaç bırakmamaktadır:
Hz. Peygamber (sav) Medine'ye geldiğinde Yahudilerin Aşura günü oruç tuttuklarını görür. Onların, “Allah bu günde Musa ve İsrailoğullarını Firavun'a karşı üstün çıkardı. Biz de Musa'ya hürmet ederek bu günü oruçlu geçiriyoruz” sözleri üzerine, “Biz Musa'ya onlardan daha layığız” diyerek o gün oruç tuttu ve tutulmasını emretti.
Bu, asil peygamberlik çağrısının amaçlarına ilişkin derin bir bakışı göstermekte ve çok önemli bir sonucu doğrulamaktadır:
İslami yasalara dayanan hoşgörü ve dini kardeşliğin pekiştirilmesi çağrısı, yalnızca Müslüman topluma değil tüm insanlığa yöneliktir. Aynı zamanda bu, semavi şeriatlar arasındaki uyumun derinleştirilmesi, diyalog yoluyla farklılıkların idaresi, güvenlik, barış ve emniyet içinde bir arada yaşamanın teşviki ve özelde din, genel olarak ise tüm insanlar arasındaki kardeşliğin vurgulanmasıdır. Burada ötekini dışlamanın ve silmenin yerini, İslam'a katılıp katılmadığına bakılmaksızın inancına göre onunla bir arada yaşama modeli almaktadır. Bu, en birincil ilke ve Müslüman toplumlarda ötekiyle ilişki kurmanın ve bir arada yaşamanın temelidir.
İslam, Aşura gününe büyük önem vermiş ve bu gün için oruç ibadetini tahsis etmiştir. Bununla birlikte Suudi Arabistan Krallığı ve İslam dünyasının geri kalanındaki cuma camilerinin çoğunda, Aşura'nın ilham verici hikayesinin bir hatırlatıcısı olarak günün anlam ve önemine ilişkin hutbe verilir. Yine Krallık’ta ve İslam aleminin genelinde bu günde oruç tutulmayan ev hemen hemen yok gibidir. Bu da Müslümanlar arasındaki ilişkilerin güçlenip geliştiğine ve onların bir yandan peygamberler ve elçilerle, diğer yandan diğer din ve kültürlerin takipçileri ile aralarındaki bağa dair önemli işaretler içerir.
Fıkıh kitaplarında, Medine Sözleşmesi’nden ilhamla gayrimüslimlerin hakları geniş bir şekilde ele alınmıştır. Gelişmekte olan İslam devletinin çerçevesini çizen ve sivil devletin ilk anayasası mesabesindeki bu sözleşme, insanlar arasında din, ırk, cinsiyet ve renk ayrımı yapmaz. İslam'ın diğer din ve kültürlerin takipçileri ile tanışma ve diyalog temelindeki ilişkisine odaklanır. Ayet-i kerimede yaratılıştaki bu çeşitliliğin amaçlarından biri olarak emredilen de budur:
“Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdar olandır” (el-Hucurât, 49/13).
Dolayısıyla bu tarihi gün gelir ve din kardeşliği vasıtaları çerçevesindeki bir pratik olarak oruç tutulur. Bu, Müslümanların barışa ve bir arada yaşamaya değer verdiklerini, peygamberlere ve dinlere saygı duyduklarını göstermektedir. Şayet Müslümanlar böyle ise Musa, İsa ve tüm peygamberlerin ve elçilerin sevilmesine ilişkin bu rabbani inanç (ki onlara imanla bağlıdırlar), onların kitaplarına ve mesajlarını saygıyı da beraberinde getirir. Ruhu ve bedeni koruyan İslam, bunu yalnızca Müslümanlarla sınırlamaz. Müslümanlar ve diğerleri bu hususta ortaktır. Çünkü bu hak, inançları farklı da olsa tüm insanlar içindir.
Çünkü peygamberler insanları bir araya getirir ve insani şeytanlar ise onları ayırır. Bu iki dinin mensuplarını birleştiren, adaleti, barışı, hoşgörüyü ve bir arada yaşamayı yaymaya yetecek olan şeyleri derinliklerinde taşıyan bu günün, dinin işgalci amaçlarla, terör ve aşırılığın yayılmasında ve radikaller tarafından işlenen suçların gerekçelendirilmesinde kullanılmasının önlenmesi için vesile olmasını umuyorum. Barışı, bir arada yaşamayı ve merhameti seven iki dinin mensupları, Resûlullah'ın (s.a.v) vermiş olduğu dersten ve yüce değerlerden ilham alarak bu mübarek günün atmosferinden yararlanmaya daha layıktır.
Yüce Allah’ın kulları için tahsis ettiği zamanlar, bir şükür, lütuf, hatırlama, nitelendirme, ikram, sevinç ve mutluluk vesilesidir. Bu günler, bir arada yaşama değerlerini teşvik etmenin ve yine bir arada yaşama ilkelerini dini, siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel olarak istikrarlı temeller üzerine oturtmanın açık göstergelerini içermektedir. Resûlullah'ın (sav) Aşure için oruç tutması, kınanacak bir benzeyiş olmadığı gibi tevhid inancına aykırı bir iştirak de değildir. Onun bu gün oruç tutması, bu mübarek günde salih kimselere ve insanlığa nimet ve lütuflardan dolayı Allah Teâlâ'ya şükürdür.
Yüce Allah'tan, yaratılmışların en hayırlısı Hz. Peygamber’in (sav) Hz. Musa sevgisi ile bize öğrettiklerinin ve kendisine bahşedilen ikramların -insanlığa en güzel örneklik gibi- ışığında, bu büyük günü Aşure ruhundan ilham alınması için bir fırsat kılmasını niyaz ediyorum. Bilgeler ve iyiler, zulüm, işgal, şiddet, aşırılık ve terör yerine barışın ve adaletin hakim olması için nice dinlerin hüküm sürdüğü bu diyarda barış ve birlikte yaşama çağrısına kulak verecekler mi?
Son Haberler
- Trump yönetimi, “Epstein’a benzeyen” bir kişinin yer aldığı yapay zekâ tarafından üretilmiş karikatür nedeniyle alay konusu oldu
- İsrailli yerleşimciler, Batı Şeria’nın kuzeyindeki Kusra’da 13. gündür evleri kuşatmayı sürdürüyor
- «Sözümüzü tuttuk»... Ben-Gvir, Filistinlilerin asılarak idam edilmesi için ayrılan alanın görüntülerini paylaştı
TT
Aşura, din kardeşliğinin ve bir arada yaşamanın sembolüdür
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة