Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) öncülüğünde yirmiyi aşkın siyasi örgüt, silahlı hareket ve meslek örgütünün Nairobi'de Kuruluş Anlaşması’nı imzalamasının üzerinden bir aydan fazla zaman geçti. Bunlar arasında Abdulaziz el-Hilu liderliğindeki Sudan Halk Kurtuluş Hareketi- Kuzey, Ümmet Partisi'nin Fadlallah Burma liderliğindeki bir kanadı, Devrimci Cephe İttifakı ve bir dizi başka parti, silahlı hareket ve siyasi figür yer alıyor. Bu grubun, açıklamalara göre öncelikli olarak HDK'nin kontrolündeki topraklarda konuşlanacak bir hükümet kurma kararını duyurması bekleniyor. Bunu kurulacak hükümet için hazırlanan anayasa taslağının imzalanması takip edecek. Taslağın ilk maddesi Anayasal Bildirge’nin ilk maddesini iptal ederek devletin laik olduğunu vurguluyor ve ülkede tek ulusal ve profesyonel ordunun kurulmasını öngörüyor. Anayasada ayrıca, cumhurbaşkanlığı konseyi, başbakan ve 15 bakandan oluşan bir bakanlar kurulu ve yasama konseyinin kurulması da yer aldı.
Teorik olarak HDK'nin uzun yıllardır varlık gösteren, siyasi programları olan, bu program ve vizyonları hayata geçirmek için inkâr edilemez bir siyasal mücadele veren ortaklarla birlikte artık bir siyasi projesi var. Bu programlar ve vizyonlar Sudan halkına hitap ediyor ve onu kendi saflarına çekmeye çalışıyor ya da en azından öyle olduğu varsayılıyor. Dolayısıyla bunun, HDK'nin tek başına kontrolü altındaki veya Kurucu Koalisyonunun ortak güçlerinin kontrolü altındaki bölgelere de yansıması gerekiyor, çünkü HDK iki yıl süren savaş boyunca siyasal bir proje ortaya koyamadı.
Sudan halkının bedelini ağır bir şekilde ödediği, on binlerce şehit ve yaralı verdiği, milyonlarca insanın yerinden edildiği ve mülteci olduğu, altyapı ve özel mülklerin tahrip edildiği savaşın iki veya üç hafta içinde sonuçlandırılabileceğine dair her iki tarafın da yanlış askeri hesapları bir yana, savaşın başından beri iki tarafın siyasi hesapları farklıydı. General Hamideti birkaç hafta içinde zafer elde edeceğini, sonra oturup siyasi ve toplumsal güçler arasında kendisine müttefikler arayacağını düşünüyordu; el-Burhan ise bunu savaş başlamadan önce düşünmüştü.
Burhan, İslamcıların ve bazı askerlerin savaşın çıkarlarına olduğunu düşündüklerini, muharip kadrolara, silaha ve geçmişte savaş deneyimlerine sahip oldukları için savaşın güç dengesini kendi lehlerine döndürebileceğini ve iktidarın kılcal damarlarını kontrol etmelerini sağlayabileceğini biliyorlardı. Öte yandan kendisine bağlı ve Demokrat Blok'u temsil eden güçler de var. Bu nedenle Burhan’ın, siyasi alanda ve sahada birbiriyle çelişen ve çatışan çıkarları içinde barındıran bir ittifak içine girdiği doğru ama çatışmaları ve mücadeleleri, bunların tüm karşıtlıklarından yararlanabileceği gelecekteki bir aşamaya ertelemeye karar verdi.
Buna karşılık Hamideti, savaşa kendi kişisel hırsları ve kendi kuvvetleriyle girdi. Daha sonra, savaş daha uzun süre devam edip kuvvetleri daha fazla insana ihtiyaç duyunca, kabileleri seferber etme ve ganimet karşılığında savaşmaya hazır gruplardan destek isteme yoluna gitti. İlk aşamada askeri açıdan büyük bir zafer elde etmeyi başardı, başkent Hartum ve çevresindeki bölgelerin büyük bölümünü ele geçirdi ve daha sonra da kontrolünü orta bölgelere doğru genişletti. Ne var ki, kendisine bağlı kuvvetler ve ittifak kurduğu milis gruplar tarafından işlenen büyük suçlar ve yaygın ihlaller nedeniyle ağır bir siyasi bedel ödedi. Kuvvetlerinin kontrolü altındaki bölgeleri yönetme ve idare etme konusunda herhangi bir siyasi projeden veya kapasiteden yoksun olduğu açıkça görüldü. HDK grupları, nerede olursa olsun savaşlarının vatandaşa karşı olduğunu söyleyen ölümcül mesajlar gönderdiler. Böylece girdikleri her yerde, nüfuzlarının güçlendiği her bölgede sıradan sivillerin desteklerini kaybettiler.
HDK'nin artık siyasi proje ve siyasi ittifaklar konusunu ele aldığı anlaşılıyor ki, bu da dediğimiz gibi hem siyasi hesaplar açısından hem de yakın dönemlerde el-Cezire ve Hartum eyaletlerinin kontrolünü kaybetmiş olduğu göz önüne alındığında askeri hesaplar açısından geç kalınmış bir adımdır.
Bu deneyimi tamamlanmadan, hatta başladıktan sadece birkaç hafta sonra yargılamanın adil ve doğru olmadığını söyleyenler olabilir, ancak HDK'nin siyasi ittifaka dahil olmasının ardından davranışlarında herhangi bir değişiklik olup olmadığını sorgulamamız doğaldır.
Gerçek şu ki, hiçbir değişiklik olmadı ve HDK'nin gerek el-Abyad, el-Faşir ve Omdurman bölgelerindeki sivil yerleşim yerlerini bombalaması gerekse Hartum'dan çekilen kuvvetlerinin Omdurman'ın batısındaki el-Cemu'iye bölgelerinde işlediği korkunç suçlar ve katliamlar olsun sivilleri hedef alan davranışları devam ediyor. Bu davranışların sorumluluğunu sadece HDK taşımıyor, aynı zamanda kendisi ile siyasi ve askeri ittifaka dahil olan yeni ortakları da taşıyor. Bu ortaklar ya HDK’nin davranışlarını düzeltecekler ya da bu suçların sorumluluğunu yüklenecekler ve böylece kendi tarihlerinin de bir parçası olacaklar.