Mişari Zeydi
Suudi Arabistanlı gazeteci- yazar
TT

Abdurrahman Raşid… Nasıriye projesi

Geçtiğimiz günlerde, saygın Suudi dergisi “el-Yemame”de değerli akademisyen Ali Mekki’nin ünlü gazeteci ve yazar Abdurrahman Raşid ile yaptığı güzel bir söyleşiyi okudum.

Söyleşinin mekânı el-Yemame dergisiydi. Konuşulan meseleler ise gazetecilik ve yazarlık mesleğinin geleneksel kalıplar ve yerleşik kurallar karşısındaki zaferini gösteriyordu. Yeni medya ve dönüşüm dinamikleri tartışılsa da deneyimli yazar Raşid’in dediği gibi, günümüz yazar ve araştırmacıları için asıl sorun artık bilgi kıtlığı değil; ‘gerçeği dedikodudan ayırmak’. Geçmişte bilgi azlığı sorun yaratırdı, bugün ise problem yalanların bolluğu. Bu gerçekten de çağımızın gerçek gazetecisi ve yazarının karşı karşıya olduğu en karmaşık sorunlardan biri. Sosyal medya ve çeşitli medya platformlarını dolduran kalabalık gruplar ise bu durumu daha da içinden çıkılmaz hale getiriyor; Raşid’in deyimiyle, adeta boğucu bir kalabalık yaratıyorlar. Bu nedenle onlara verdiği değerli tavsiye de şu oldu: “Önce düşün, sonra ifade et!”

Ama benim yorumum söyleşinin bu kısmıyla ilgili değil. Asıl ilgimi çeken, Raşid’in söyleşide ortaya çıkardığı sürprizdi: Yazar, bir roman yazmak istediğini açıkladı!

Son dönemde, takip edenler hatırlayacaktır, Suudi yazar Reca es-Sani’nin romanı Benatu’r Riyad (Riyad’ın Kızları) üzerine X platformunda bir tartışma yaşandı; taraflar, ünlü Suudi yazar ve romancı Abdullah bin Buheyt ile Abdurrahman Raşid’di. İşte Raşid’in söyleşide bu sürprizi açıklamasının nedeni de buydu. Söyleşide şöyle dedi: “Tarihi ve toplumsal bir olayı anlatan roman yazmayı düşündüm; tıpkı ‘eş-Şemisi’, ‘el-Atayif’ ve ‘Ebu Duhman’ gibi. Ama zorluk şuydu: Riyad’daki Nasıriye mahallesinde yalnızca yedi yaşına kadar yaşadım. Mekânı tanımak için birkaç kez ziyaret ettim, ayrıca tarihine ilgi duyan ve bölgenin önde gelen sakinlerinden Prens Seyfu’l İslam bin Suud’dan detaylar dinledim… Henüz bir şey yazmadım ama o dönemle ilgili çokça bilgi topladım. Amacım, çoğu kişinin bilmediği 1960’lar Riyad’ını ve Nasıriye mahallesini anlatmak.”

Raşid’in bu projesini tamamlaması hem Suudi kuşakları hem de kendi hakkı açısından önemli. Çünkü bu, eş-Şeyh Sultan el-Kasimi’nin bir keresinde biyografisinde başlık olarak kullandığı gibi ‘kendini anlatma’ hakkı.

Ancak temennim, Raşid’in hikâyeyi sadece Nasıriye mahallesi ve çocukluk dönemine sıkıştırmaması. Aynı zamanda, Suudi basınını deneyimlediği dönemleri de ele almalı; kariyerinin başında Suudi Arabistan, ABD, Birleşik Krallık ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) arasında dolaştığı yılları... Bu süreç, Suudi ve uluslararası basın tarihine farklı bir etki kazandırmış, özellikle Al Majalla, Şarku’l Avsat, Al Arabiya ve daha öncesinde Suudi el-Cezire (al-Jazirah) gazetesindeki deneyimleriyle istisnai bir aşamadır.

Bekliyoruz.