Semir Ataullah
Lübnanlı gazeteci - yazar
TT

Leke üstüne leke

Sinemanın ilk dönemlerinde filmlerdeki öpüşme sahneleri yasaktı ve müstehcen sayılıyordu. Zamanla özgürlük ve müstehcenlik hem sinemada hem de hayatta birlikte genişledi; cinsel birliktelik sahneleri sıradanlaştı, ardından pornografi bir endüstri ve ticaret alanına dönüştü. Toplumlar da giderek bayağılaştı; ünlülerin hikâyeleri sıradan manşetler haline geldi, tüm kurallar ve sınırlar birer birer çöktü.

Epstein skandalının iki yüzü var: İlki, özgürlüğün toplumlara neler yapabileceği. İkincisi ise mağdurlarını da hedef alan dizginlenmemiş, vahşi teşhirin nasıl bir yıkıma yol açabileceği. Eski ABD Başkanı Bill Clinton’ın mavi bir kadın elbisesi içinde gösterildiği fotoğraf tüm dünyaya yayıldı. Son derece tiksindirici ve mide bulandırıcıydı. Binlerce kişi bu görüntüyü kınayarak yorumladı; buna suçlular da dahildi.

Kısa bir süre sonra fotoğrafın ‘sosyal medya ürünü’ olduğu ortaya çıktı. Buna rağmen adam ve eşi bu konuda sorgulanmaları talebiyle karşı karşıya kaldı; dünya ise ‘elit’ toplumlarda ahlaki çözülmenin şeytanı olarak görülen bu davaya ait 180 bin görüntüyü seyretmeye devam etti.

O halde ortada iki fail var: Biri, kasıtlı ve örgütlü bir kötülükle hareket eden asli fail; diğeri ise bilinçli bir yönlendirme ve planlamayla suç işleyen ikinci fail. Her ikisi de genel çöküşün, toplumların gerileyişinin ve kötülük fikrinin basitleştirilmesinin işaretleri.

Her ahlaki sapmada olduğu gibi, toplu felaket önce marjinal bir aşırılıkla başlar, sonra olağan bir olguya dönüşür. Bu çevrelerde dolaşan isimleri okuduğunuzda, her şeyin siyah-beyaz bir filmde izin verilen bir öpücükle ya da cesur bir kıyafetle başladığını fark edersiniz. Mesele çıplaklık değil, cüret meselesidir. Kimse bu büyüklükte bir skandalın bunca yıl nasıl olup da bir polis memurunun, bir karakolun ya da bir muhbirin dikkatini çekmeden sürdüğünü sorgulamıyor. ABD bir anda, kullanılmış yağlardan oluşan bir bataklığa saplandığını keşfediyor: Leke üstüne leke.