Geçen hafta, Fransa eski Cumhurbaşkanı François Hollande'ın terör saldırılarına Fransız halkına ulusal birliklerini ve cumhuriyetin değerlerini, yani özgürlük, eşitlik ve kardeşliği hatırlatarak yanıt verdiğini belirtmiştim. Bir meslektaşım, “Yani terörizmin çaresi konuşmalar mı...” şeklinde bir yorum yaptı. Neredeyse “Evet, ben de tam olarak böyle düşünüyorum” diyecektim ama tereddüt ettim ve yanlış anlaşılmaktan korkarak susmayı tercih ettim.
Sonra kendime sordum: Konuşmalar gerçekten terörizm gibi ciddi bir olguya çözüm olabilir mi? Kendime şunu da sordum: Analistler ve düşünürler neden konuşmadan siyasetin bir aracı olarak bahsetmiyorlar? Etkinliğinden şüphe mi duyuyorlar, yoksa bunu yapmanın konuşmalarda bir patlamaya yol açacağından ve politikacıları etkili eylem yerine kelime ustalarına dönüştüreceğinden mi korkuyorlar?
Aslında amacım terörizm veya suç gibi şiddet olaylarını ve bunlarla nasıl başa çıkılacağını tartışmak değil, devlet ve toplum arasındaki ilişkiyi tartışmak. Bu ilişkinin açık, olumlu ve şeffaf olmasının gerekliliğini vurgulamak istiyorum. Bana göre, siyasi veya sosyal şiddet uygulayanları destekleyici veya hoşgörülü bir ortamdan mahrum bırakan faktörler bunlardır.
Terörist eğilimlerin, cinayet vakalarında intikam çağrıları veya onura ve namusa leke sürmek olarak algılanan durumlar gibi şiddet uygulamalarına hoşgörü göstermeye alışmış toplumlarda kök saldığına inanıyorum. Bildiğimiz gibi, bunlar aşiretçiliğin yaygın olduğu toplumlarda görülen uygulamalardır. Bazı bölümlerine ilk elden tanık olduğum bir hikâyeyi hatırlıyorum. Kısaca anlatmam gerekirse, Pakistan'ın kuzeyindeki bir köyde büyük bir aile, başka bir ailenin evini kuşattı ve oğulları ailenin en büyük kızıyla evlenmediği takdirde evlerine baskın yapıp içerideki herkesi öldürmekle tehdit etti. Sebep, oğullarının kendi kızları ile konuşup evlenme sözü vermesi, ancak daha sonra çalışmak için Körfez'e gitmesiydi. Kızın ailesi bunu öğrenince, bunu onurlarına sürülen bir leke olarak gördüler ve onlara göre bu ancak kanla temizlenebilirdi. Genç adam gerçekten de işini bırakıp ailesinin hayatını korumak için hiçbir hazırlık yapmadan evlenmek zorunda kaldı. Bana, köylerinde daha önce de benzer olayların yaşandığını, kadınların ve erkeklerin aynı nedenlerle öldürüldüğünü söyledi.
Böyle bir toplum, terörizmin –yani ideolojik güdülerin yönlendirdiği şiddetin– ortaya çıkması için verimli bir zemin sağlar. Şiddet, çeşitli biçimleriyle insan doğasında var olan bir şey değildir; aksine, erken çocukluk veya ergenlik döneminde bireyin zihnine sızan sosyal çevrenin bir ürünüdür. Bu, kimi zaman “kurt olmazsan kurtlara yem olursun” ve “kendinden başka kimseye güvenme” gibi inançlar, kimi zaman da bireyi ihtiyaç anında destekleyen “sosyal sermayenin” değerini, zayıf ve ezilenler için bir koruyucu ve sığınak olan hukukun değerini reddeden inançlar şeklinde kendini gösterir.
Böyle bir toplum genellikle kültürel olarak kendi içine kapalıdır, başkalarına şüpheyle yaklaşır ve geçim kaynağı veya kimliği konusunda sürekli tehdit altında hisseder.
Toplumda şiddet patlak verirse –ister siyasi, ister sosyal, isterse de suç kaynaklı olsun– ilk tepki, ülkemizin güvenlik liderlerinden birinin bana bir keresinde söylediği gibi, “yangını söndürmektir”. Ancak uzun vadeli çözüm, bu grubu kendilerini çevreleyen kültürel izolasyon duvarını yıkmaya ve daha geniş dünyaya açılmaya ikna etmekte yatmaktadır. Bu, sadece sözlerle değil, onlara kapıları açarak, onları dinleyerek ve taleplerini müzakere ederek başarılabilir; böylece, resmi yönetimle ve devletle gerçekten etkileşim halinde olduklarında diğer vatandaşlarla tam eşitliğe sahip olabileceklerine ikna olurlar. Daha sonra, hukukun haklarını elde etmek için etkili bir araç olduğu ve şiddete başvurmaktan veya geçmişteki haksızlıkları dile getirmekten çok daha iyi olduğu gösterilmelidir.
Devlet yetkilileri, halk ile sadece kendi başarıları ve kazanımları hakkında değil, öncelikle başarmak istedikleri, karşılaştıkları zorluklar ve aradıkları kamu desteği hakkında da konuşmalıdır.
Toplum, hükümetin kendi hükümeti olduğuna ve kendi çıkarları doğrultusunda çalıştığına inanırsa, şiddete karşı çıkacak, şiddet uygulayanları ve savunucularını reddedecektir.