Mişari Zeydi
Suudi Arabistanlı gazeteci- yazar
TT

Hürmüz: İran'ın yeni nükleer tehdidi

“Hürmüz Boğazı, tüm dünyaya ait uluslararası bir su yoludur ve Güvenlik Konseyi buna göre hareket etmelidir.” Bahreyn Dışişleri Bakanı Abdullatif el-Zayani, BM Güvenlik Konseyi'nde yaptığı konuşmada, mevcut tehdidin özünü ve doğasını bu şekilde açıkladı.

Görünüşe göre İran rejiminin karar alıcıları bu kozun değerini kavramış ve bunun nükleer silahlar, sarı kek ve zenginleştirilmiş uranyumdan bile daha önemli olduğunu anlamış durumda.

İnsanlar neden nükleer silahlardan korkar?

Çünkü ölüm, yıkım ve hastalık getirirler. Peki ya gıda, ilaç, yakıt ve hayatın tüm temel ihtiyaçlarının akışını engellemek? Bu da aynı türden bir nükleer tehdit değil mi?

Arap Körfezi'nin girişindeki Hürmüz Boğazı'ndan mal ve malzeme taşıyan gemilerin geçişini engellemek, sadece petrol ve doğalgaz gibi enerji kaynaklarını değil, aynı zamanda dünyanın dört bir yanında insanların tükettiği gıda maddelerini de tehlikeye atmak anlamına geliyor!

Gerçekten de tarım için gerekli gübrelerin büyük bir kısmı Körfez'den geliyor, dolayısıyla geçişinin engellenmesi çiftçilere ve tüketicilere zarar veriyor- burada tüm dünyadan bahsediyoruz-enerji kıtlığı veya küresel tedarik zincirindeki aksamaların felaket sonuçlarından ise bahsetmiyoruz bile.

Birkaç gün önce, Reuters'e göre, İranlı bir yetkili Tahran'ın “geçici” bir ateşkes karşılığında Hürmüz Boğazı'nı yeniden gemilerin özgürce geçişine açmayacağını açıkladı. Yetkili, iddia ettiğine göre Tahran'ın, Umman Sultanlığı ile iş birliği içinde, savaşın sona ermesinden sonra Boğaz'da “yeni bir statüko” olarak adlandırdığı şeye sıkı sıkıya bağlı kalacağını belirtti.

Savaşın başlangıcından bu yana, Boğaz'daki deniz trafiği yüzde 90 azaldı ve durum muhtemelen daha da kötüleşecek. Peki, dünya daha neyi bekliyor?!

Bahreyn Dışişleri Bakanı Zayani, haklı olarak, Hürmüz Boğazı'na yönelik tehdidin küresel istikrara, gıda güvenliğine ve uluslararası hukuk ilkelerine yönelik bir tehdit olduğunu söyledi.

Zayani; “yaşananlar bölgesel bir çatışma değil, kapsamlı uluslararası müdahale gerektiren küresel bir acil durumdur” dedi.

Belki de bu tehlike duygusu, İngiltere Başbakanı Keir Starmer'ı birkaç gün önce ülkesinin Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer güvenliğini yeniden sağlamak ve garanti altına almak için harekete geçmeye hazır 30'dan fazla ülkenin katılacağı bir toplantıya ev sahipliği yapacağını duyurmaya yöneltti.

Uluslararası denizcilik hukuku, küresel deniz ticaretinin ana arterleri ve boğazları üzerindeki egemenlik hakkında ne diyor?

Bir boğaza kıyısı olan devlet, buradan geçiş konusunda dünyaya şantaj yapma hakkına sahip midir?

Eğer bu egemenliğe sahipse, “barışçıl” ticari geçişler bu egemenliğin şemsiyesi altına giriyor mu?

Hürmüz ve Cebelitarık gibi insan yapımı olmayan doğal boğazlar ile Süveyş Kanalı veya Panama Kanalı gibi insan yapımı boğazlar arasındaki fark nedir?

Kısacası, İran rejiminin dünyanın başına silah dayamasına -yani Hürmüz Boğazı'nı kapalı tutmasına- izin vermek, diğer hükümetlerin Hürmüz Boğazı gibi bütün boğazlarda aynı şeyi yapmasına izin vermek demektir, ki bu da herkes için bir tehlikedir. Bu durum, er ya da geç, Devrim Muhafızları rejiminin müttefikleri de dahil olmak üzere tüm tarafların müdahalesini gerektirmektedir. Savaş sona erse veya geçici bir ara verse bile, Hürmüz Boğazı'nın oluşturduğu tehdit unutulmayacak kadar önemlidir.