Mişari Zeydi
Suudi Arabistanlı gazeteci- yazar
TT

Hürmüz Boğazı Arap Körfez bölgesinin de meselesidir

Arap Körfezi olarak bilinen bu denizin güvenliğiyle en çok ilgili ülkeler, Körfez İşbirliği Konseyi'nin altı üye devletidir.

Tarihin başlangıcından günümüze kadar bu denize nazır olan, onu kucaklayan ve sularında seyredenler onlardır. Doğu ve batı kıyılarında, Arap denizcilerinin gemilerinin mallarını, insanlarını ve kültürlerini Hindistan ve Afrika kıyılarına taşıdığı Arap emirlikleri ve şeyhlikleri kuruldu. Hatta günümüzde bile bu kıyılarda kurulan modern devletler küresel enerji piyasasına liderlik ediyorlar.

Bu nedenle, Hürmüz Boğazı olarak bilinen bu körfezin girişi, zengin Arap denizcilik tarihinin ayrılmaz bir parçasıdır. Hatta Orta Çağ'da Hürmüz Krallığı olarak bilinen bir Arap emirliği vardı. Dolayısıyla, bu boğazla ve tüm Arap Körfezi'nin güvenliği, güvenli seyrüseferin korunması ve sürdürülebilirliği ile ilgili herhangi bir görüşme özünde bir Körfez meselesidir. İran'ın bu konudaki hakkını inkâr etmiyoruz; zira o da doğu kıyısında ve Arap adalarında Arap emirliklerin ortadan kalkması veya kaldırılması sonrasında Körfez'e kıyısı olan ve Hürmüz Boğazı'na nazır bir ülkedir. Bahsettiğimiz Arap varlığı geçmişte kaldı; bugün diğer tarafta Körfez'e ve Hürmüz Boğazı'na nazır büyük ve tanınmış bir devlet var.

Ancak bu deniz ve boğazın ilgilendirdiği tek ülke İran değil, dolayısıyla üzerinde tek başına otorite iddiasında bulunamaz, onu kontrol edemez ve geleceğini Amerikan tarafıyla belirleyen tek ülke olamaz.

Evet, boğaz, kendisinden geçen uluslararası ticaret hacmi nedeniyle tüm dünya için önemli, ancak “toprak sahipleri”nin denizleri ve Hürmüz konusunda söz söyleme konusunda öncelikleri vardır.

Bütün Arap Körfez devletleri iyi niyet gösterdiler ve savaş çıkmadan önce onu önlemeye çalıştılar, savaş çıktığında ise alevlerini söndürmeye çalıştılar. Son olarak, Körfez İşbirliği Konseyi Genel Sekreteri Casım el-Budeyvi, Ürdün'ün başkenti Amman’da Arap Birliği bakanlar toplantısının oturum aralarında düzenlenen Körfez bakanlar koordinasyon toplantısında, ABD ile İran arasında imzalanan mutabakat zaptının memnuniyetle karşılandığını, arabuluculuk ve gerilimi azaltma çabalarına destek verildiğini vurguladı.

Ancak aynı zamanda, bu ülkelerin ve bölgedeki tüm ülkelerin, örneğin Ürdün ve diğer Arap ve Arap olmayan devletlerin çıkarlarının da dikkate alınması gerektiğini belirtti.

Bu, Körfez İşbirliği Konseyi'nin (KİK) 25 Mayıs 1981'de yayımlanan kuruluş tüzüğünde belirtilen temelleri hatırlatmak için iyi bir fırsat. Tüzükte, Konseyin: “Halklarını birbirine bağlayan ortak kader ve amaç birliğine olan inanca, tüm alanlarda aralarında koordinasyon, bütünleşme ve karşılıklı bağımlılık sağlama arzusuna ve aralarındaki koordinasyon, iş birliği ve bütünleşmenin Arap ulusunun yüce hedeflerine hizmet ettiğine dair inanca” dayanarak kurulduğu belirtiliyor. Ayrıca, KİK'nin görevleri arasında şunlar da yer alıyor: “Üye devletleri ilgilendiren konuları ele almak ve KİK'nin genel politikasını ve işleyişinin temel ilkelerini formüle etmek.”

Bugün üye devletler için Körfez ve Hürmüz Boğazı sularında seyrüsefer özgürlüğünü sağlamaktan, yani tüm bu ülkelerin ekonomik güvenliğini güvence altına almaktan daha önemli bir konu var mıdır?

“Birlik güçtür” ve bugün bu, sadece kutlamalar veya Körfez Kupası gibi futbol etkinlikleri sırasında dile getirilen duygusal bir slogan değil, gerekli bir pratik ihtiyaçtır.