Tarihin akışını değiştirseydi ne olurdu sorusuna odaklanan, alternatif tarihe dair şöyle bir teori ya da düşünce deneyi vardır: “Ya şu yaşanmasaydı ne olurdu?”
Bu durumun en meşhur örneği, Roma liderlerini ilk görüşte büyüleyen Mısır Kraliçesi Kleopatra’nın burnuyla ilgilidir.
Edebiyatın dev ismi Abbas el-Akkad, ünlü eseri Saat Beynel-Kütüb’te bu fikri şöyle anlatır: “Kleopatra’nın burnu bir kıratın sekizde biri kadar daha uzun ya da kısa olsaydı yüzünün biçimi bozulur, o büyüleyici güzelliği kaybolurdu. Hal böyle olunca Jül Sezar veya Mark Antony gibi isimleri ağlarına düşürmesi imkânsız hale gelirdi... Dolayısıyla Aktium Deniz Muharebesi tarihten silinir, Augustus Devleti bambaşka sınırlar ve bambaşka niteliklerle kurulurdu. Ne Pontius Pilatus Suriye’yi yönetebilir ne de Hirodes Yahudilerin üzerine kral olabilirdi. Aziz Pavlus’un kendi inancını tebliğ etmek için diyarları gezmesine imkân tanıyan şartlar asla oluşmaz, yaşananlar yaşanmazdı. Hatta Roma’nın varlığı boyunca Hristiyanlıktan uzak kalması bile muhtemeldi... Bunlar gibi bugün ölçüsü ve tartısı olmayan, hayal gücünün sınır tanımadığı daha pek çok ihtimal sıralanabilir.”
Ben de bu mantıktan yola çıkarak kendi kendime şu soruyu sordum: 21 Ocak 1994 günü Şam uluslararası karayolunda lüks aracın sürücüsü dikkatli olup o ölümcül kazayı atlatabilseydi, Suriye’nin ve tüm Ortadoğu’nun kaderi nasıl şekillenirdi? O kazada 31 yaşında hayatını kaybeden o genç adam, Basil Hafız Esed’di.
Esed rejiminin uzun yıllar en kıdemli isimlerinden biri olan Abdulhalim Haddam’ın, gazeteci meslektaşımız İbrahim Hamidi tarafından yayımlanan hatıratında şöyle bir detay aktarılır: 1994 yılında Basil Esed’in cenazesi için herkes Kardeha’dayken Haddam, Bayan Enise Mahluf ve kardeşi Muhammed Mahluf’un bir araya gelerek, vefat eden abisinin yerini alması için Beşşar’ın Londra’daki eğitimini sonlandırma kararı aldıklarını öğrenir.
Basil’in; kardeşi Beşşar’dan ve babasından farklı bir figür olduğu kesindi. Nitekim tarihte önceki politikaları kökten değiştiren pek çok varis olmuştur. Bu da güçlü bir ihtimaldir; elbette tersi de mümkündür. İran, Hizbullah, ABD, Körfez ülkeleri ve hatta Suriye muhalefetinin başını çeken İhvan-ı Müslimin (Müslüman Kardeşler) ile olan ilişkilerde köklü değişimler yaşanabilirdi... Belki evet, belki de hayır.
Peki ya Saddam Hüseyin tavsiyeleri dinleyip 1990’da Kuveyt’i işgal etmekten vazgeçseydi ne olurdu? Ya Şah Muhammed Rıza Pehlevi kendisine karşı başlayan kalkışmayı bastırabilseydi ve radikal grupların İran tahtına çıkışını engelleyebilseydi? Ya şöyle olsaydı... ya böyle olsaydı?