Dün, pazar günü İran devlet medyası, Dini Lider Mücteba Hamaney'e atfedilen ve Müslümanlar arasında birlik, İslam dünyasını parçalamayı ve zayıflatmayı amaçlayan “İslam düşmanlarının komploları” olarak tanımladığı şeylere karşı mücadele çağrısında bulunan bir mektubun metnini yayınladı.
Hamaney, Arap Körfez ülkeleri ve Batı Asya'nın geri kalanı da dahil olmak üzere İslam ülkelerinin liderlerine seslenerek, “gerçek düşmanlarını tanımaları” gerektiğini söyledi.
İslam düşmanları – yani onun deyimiyle ABD- İslam ümmetini parçalamaya çalışıyor. Bu nedenle, bütün Müslümanlara İslam ülkeleri ve halkları arasında iş birliği yapmalarını, dayanışma göstermelerini ve birbirlerini savunmalarını tavsiye ediyor. Ancak, komşu İslam ülkelerine füze ve insansız hava araçları fırlatan ve özellikle Arap ülkelerinin kalbinde ideolojik milis gruplar kuran bir ülkeden gelen bu çağrılar, bence şaşırtıcı değil! Şaşırmamamın da sebepleri var. Ancak sebeplere geçmeden önce, biraz geriye gidip, son 47 yıldır İran'daki egemen ideolojik zihniyetin bakış açısından İslam birliğine yönelik çağrının gelişmelerini takip edelim.
2011 yılında İran, uluslararası bir siyasi ve entelektüel etkinlik olan “İslami Uyanış Konferansı”nı başlattı. İlk oturumu o yıl Tahran'da, başta eski Dini Liderin danışmanı Ali Velayeti'nin başkanlığını yaptığı İslami Uyanış Dünya Meclisi olmak üzere resmi İran kurumlarının denetiminde gerçekleştirildi. Peki rejimin kendisi, dünya ve İslam dünyasındaki liderlik rolü hakkındaki görüşü nedir? Ve tüm bunlardaki konumu nedir? İran anayasasının kendisi bu soruları cevaplıyor.
Anayasanın 12. maddesi, “İran'ın resmi dini On İki İmam Caferi mezhebine göre İslam'dır. Bu madde sonsuza dek geçerli kalacaktır ve değiştirilemezdir” hükmünü içermektedir.
İran Anayasası'nın giriş bölümünde şöyle denmektedir: “Silahlı kuvvetler sadece sınırları korumak ve muhafaza etmekle sorumlu değildir, aynı zamanda ilahi mesajının, yani Allah yolunda cihat ve dünyada ilahi hukukun egemen olması için cihat etmenin yükünü de taşımaktadır.”
Bu girizgâh ve kapsamlı, kesin giriş bölümünde belirtildiği gibi: “Halk temsilcilerinden oluşan Uzmanlar Meclisi, bu Anayasa'nın taslağını, ezilenler için küresel bir hükümetin kurulduğu ve tüm müstekbirlerin yenilgiye uğratıldığı bir yüzyıl olması umuduyla, Resul-i Ekrem’in hicretinin 15’inci yüzyılının başında hazırlamıştır.”
Kısacası, “Devrim Muhafızları” veya Arap dünyasındaki hücreleri diğer “İslam” devletlerinin egemenliğini ihlal ettiğinde, bunu “ezilenler için küresel bir hükümet kurmak ve müstekbirleri yenilgiye uğratmak” amacıyla yapmaktadır. Bunu yaparken hiçbir sorun görmezken, aynı zamanda İslami birlik ve iş birliği çağrısında bulunmaktadır!
O bunda samimi çünkü İslami birlik ile daha önce değindiğimiz bazı hedefleri ve özlemleri ifade ediyor. Bu, elbette herhangi bir yanlış anlaşılmayı önlemek için bu fikirlerin dünya genelinde Şii zihniyetini temsil ettiği anlamına gelmiyor. Velayet-i Fakih fikrine Şii kültürünün içinden, Araplar, Farslar ve diğerleri tarafından defalarca karşı çıkıldığını biliyoruz.