Fayez Sara
Suriyeli gazeteci-yazar
TT

 SDG’nin feshinden sonra

General Mazlum Abdi'nin Suriye Demokratik Güçlerini (SDG) feshetme kararının tarihi bir karar olduğu şüphesiz, çünkü bu karar Kürtleri kan yolundan, hatta diğer Suriyelileri de Kürt kardeşleriyle çatışma yolundan uzaklaştırdı. Dahası bu kararın tarihi niteliği, Kürt sorununun çözümünde şiddet yoluyla çözümden siyasi yollarla çözüme doğru temel bir değişimle somutlaştı. İnanıyorum ki, Suriye'nin bugünkü gerçekliğinde karmaşık ve zor olan sorunları çözmenin ve ele almanın tek yolu siyasi yoldur, çünkü şiddet sadece şiddeti doğurur ve kan dökmek sadece daha fazla kanın dökülmesine neden olur. Suriye'de bunun örneği çoktur ve en acımasızı da Esed rejiminin Suriye halkına karşı yürüttüğü son savaştır.

Ancak, SDG'nin kendini feshetme kararı, çevresel faktörler dikkate alınmadan olumlu bir bakış açısıyla görülemez. Çünkü bu faktörler, kararın sonuçları ve ortaya çıkacak etkileri üzerinde önemli bir etkiye sahip. Söz konusu etkiler ise Suriye toplumunun çeşitli düzeyleri, özellikle de hükümet ve elit kesim ile halk çevreleri tarafından benimsenecek ve uygulanacak politikalar ve uygulamalarla bağlantılı.

Suriye halkı, iktidardaki yönetim de dâhil olmak üzere, kararı çevreleyen ortamın temelini oluşturuyor. Bu halk, (sınırlı ayrımlar ve bazı farklılıklar olsa da) üç ana eğilime ayrılmış bulunuyor. Birinci eğilim, fesih kararının destekçileri arasında mevcut olup, SDG liderliğinin tepesinden başlayarak bazı elitlere ve Suriyeliler arasında Kürt sorununa barışçıl bir çözüm fikrini benimseyen bir kesime kadar uzanıyor. Bu eğilim, Suriye'nin bu dönemde yaşadığı iniş çıkışlara rağmen, son 20 yıldır kesintisiz mevcuttu. Esed rejiminin devrilmesi ve yeni otoritenin doğuşu, bu eğilimin SDG ile hükümet arasındaki anlaşmalar yoluyla yeniden ortaya çıkmasına ve gelişmesine olanak tanıdı. Bahsi geçen anlaşmalar ise omurgasını SDG’nin oluşturduğu askeri oluşumların entegrasyonu kararının ardından, Suriye'nin kuzeydoğusundaki deneyimin Suriye devletinin kurumlarına entegre edilmesi kararının ve daha sonra da fesih kararının alınmasını sağladı.

SDG'nin feshedilmesi kararını çevreleyen ortamda var olan ikinci eğilim, Araplar ve Kürtler arasında sert milliyetçi ideolojiye bağlı olanlar başta olmak üzere, Suriyeli çeşitli kökenler arasındaki sertlik yanlıları tarafından temsil edilmektedir. Bu eğilim, Suriye’nin Cezire bölgesi ile diğer yerlerde Arap ve Kürtlerin ortak yaşam alanlarına karşı en şiddetli, baskıcı ve yağmacı politikaları uygulayan Esed rejiminin politikalarıyla daha da kötüleşti. Bölgesel ve uluslararası dış politikalar bunları daha da körükleyerek her iki tarafı da aşırıcılığa itti. Bunlar üç yeni unsur tarafından desteklendi; fonlar, silahlar ve siyasi destek. En önemlisi, bazı yerel liderlerin, Esed rejimi altında marjinalleştirildikten ve boyun eğdirildikten sonra siyasi bir rol oynamak istemeleriydi.

Farklı birinci ve ikinci eğilimler arasında üçüncü bir eğilim yer alıyor. Bu, çeşitli arka planlardan etkilenen, sıklıkla değişen tutumlara sahip, geniş ve örgütlenmemiş bir Suriye yelpazesinden oluşuyor. Bunların bazıları siyaset, etnik ve bölgesel bağlılıklarla bağlantılıyken, bazıları da yeni medya ve sosyal medyadan etkilenerek karmaşık bir karışım oluşturuyorlar. Ancak genel olarak, bu eğilim, aşırıcılıktan uzak, birlikte yaşamayı arzulayan, ortak yaşam değerlerini benimseyen, iç barışa bağlı kalan ve yaşadıkları tüm felaketler ve zorluklardan sonra normale dönmeyi özleyen Suriyelilerin ruhuna daha yakındır. Bu hâkim ruh hali, sadece birbiriyle evlenen ve özellikle ekonomik, siyasi, sivil ve toplumsal faaliyetlerde birlikte yaşayan Araplar ve Kürtler arasındaki uzun bir birlikte yaşama geçmişi tarafından değil, aynı zamanda vatanseverlikten önce farklı sadakatleriyle ulusal topluluğun bileşenleri arasındaki ilişkilerde var olan ve uzanan bir ruh tarafından da destekleniyor.

SDG'nin feshedilmesi kararı etrafındaki genel Suriye ortamı, bunun birden fazla açıdan olumlu ve umut verici olduğunu doğruluyor. Bu değerlendirme nedeniyle; nihai hedefe ulaşmak için izlenecek adımların başlangıcını temsil eden kararın ardından gelecek pozisyonları, politikaları ve uygulamaları incelememiz bir zorunluluktur. Karar kendi başına bir amaç değil, aksine ona ulaşmanın bir aracıdır ve bu amaç üç ayrıntıda incelenebilir; ulusal hayatta siyasi çözüm yaklaşımını benimsemek, geçmiş çatışma döneminin mirasını ele almak, yakın gelecekte Suriye çözüm programının ön saflarında yer alması gereken sahil bölgesi ve Suveyda gibi hassas bölgeler dâhil, ülke genelinde siyaset için bir model teşkil edecek şekilde Araplar ve Kürtler arasında birlikte yaşamı yeniden normalleştirmek.

Hedefin ayrıntılarının, özgürlükler, insan hakları ve katılım gibi tüm Suriyelileri ilgilendiren genel bir yönü ve dil ve geleneklerle ilgili kültürel konular da dâhil olmak üzere Kürt meselesine özgü bazı yönleri içerdiğinin altını çizmeye gerek yok.

Çoğu durumda, hatta neredeyse tüm durumlarda, yetkililerin rolü her iki açıdan da çok önemli. Zira onlar, Suriye'nin kuzeydoğusunda ve diğer bölgelerde gerekli siyasi, ekonomik ve sosyal açılım politikalarının formüle edilmesi ve uygulanmasında birincil aktördür. Benzer şekilde, geçiş dönemi adaleti, yerinden edilme ve zorla kaybettirme gibi mevcut sorunları ele almak, yaşam standartlarını iyileştirmek, kalkınma ve ilerleme için daha iyi fırsatlar yaratmaktan da sorumludur. Suriye'nin Arap ve Kürt elitlerinin rolü, SDG'nin kendini feshetme kararının ardından en az hükümetinki kadar önemlidir. Bu rol sadece hükümet ile halk arasındaki uçurumu kapatmak ve etkileşimi teşvik etmekle ilgili değil, aynı zamanda iki taraf arasında daha iyi fikirler, çalışma yöntemleri ve ilişkiler geliştirmek ve halk arasında olumlu davranış ve uygulamaları geliştirmekle de ilgilidir. Bunların başında da bireylere ve gruplara karşı aşırıcılık, fanatizm ve zorbalıkla mücadele, sadece söylemlerle sınırlı kalmamak, bu tür uygulamaları suç kabul etmek, hesap sormayı teşvik etmek ve bu suçların faillerine karşı yasayı titizlikle uygulamak gelmektedir.