Halid Berri
TT

Yapay zekâ ve demokrasi

Demokrasi kutsal bir erdem ya da ‘tarihin sonu’ değildir; maddi güç haritasına yanıt veren bir yönetim sistemidir. Bu haritanın niteliği değiştiğinde, sistem de değişir.

Peki, yapay zekâ Sanayi Devrimi’nden bu yana egemen olan güç haritasını değiştirmek üzere mi?

Sanayi Devrimi, maddi üretimde devasa bir patlamayla ilgiliydi. Makinelerin birçok meslekte insan gücüne olan ihtiyacı azalttığı doğru; ancak sınai genişleme, bu iş gücünü bünyesine katan, geniş çalışma ve tüketim alanları yarattı. 20. yüzyıldaki nüfus patlamasını da absorbe etti. Böylece insan faktörü, arz üzerinde bir baskı olmaktan çıkıp, üretimi daha da tetikleyen bir tüketim gücüne dönüştü.

Yapay zekâ devrimi ise üretimi ve ona katılanların tabanını genişletmekten ziyade, üretim verimliliğinde yaşanan bir devrimdir. Onun güçlü yönü, açığa çıkan fazla iş gücünü emip absorbe edecek yatay bir genişlemeye gitmeden, isteneni daha az çalışanla başarmaktır. Buradaki gelişim, esas olarak yapay zekânın kendisini yetkinleştirmeye odaklanmıştır; odağımıza aldığımız asıl unsur odur.

Sanayi Devrimi, işçilerin el becerilerinin yanı sıra muhasebe, pazar araştırması ve hukuki süreçlerin yürütülmesi gibi yeni uzmanlık alanlarına da ihtiyaç duyuyordu. Bu durum geniş bir orta sınıf üretti; özellikle eğitimli genç nesillere fayda sağladı ve toplumsal değişimin ilk çalkantılarının ardından, yeni düzenin istikrarını destekleyen kesimler yarattı.

Yapay zekâ ise makineleri çalıştırmak, verimliliği denetlemek, pazarları analiz etmek ve stratejiler önermek üzere geldi. Bu durum, ucuz iş gücünü tehdit eden robotların yanı sıra tam da bu orta sınıfı tehdit etmekte ve marjinalleşenlerin, yani oyunun dışında kalanların kitlesini genişletmektedir.

Örneğin İngiltere’de, iş arama motoru Adzuna’nın istatistiklerine göre, yeni mezunlar için yayınlanan iş ilanlarının sayısı sadece bir yıl içinde yüzde 45,6 oranında düştü. Bu, iki düzeyde endişe verici bir tablo: Birincisi, bu kesim hayal kırıklığını toplumsal çalkantılara dönüştürme potansiyeline sahip olan kesimdir. İkincisi ise tüketimin geleceğini inşa eden ve toplumun gelişiminin belkemiğini oluşturan gruptur. Toplumun sırtını dayadığı bilgi odaklı becerilere sahip bireyler işte bu gruptan çıkar. Durum bu şekilde devam ederse kapitalizm, özellikle bir sonraki nokta göz önüne alındığında, kendi kendini tüketme noktasına gelebilir.

Sanayi Devrimi, özellikle kapitalist ekonomide bireysel mülkiyeti ve bağımsızlığı desteklemişti. Üretim kapasitesi; her biri kendi fabrikasına veya küçük işletmesine sahip olan, becerileri ihtiyacına göre yöneten çok sayıda bireye ve kuruma dağılmıştı. Bunların bir kısmı daha büyük yapılara entegre oldu ve hissedarları bünyesine kattı. Bu merkeziyetsiz yapı, ekonomik ve siyasi güç merkezlerinin çoğalmasına yardımcı oldu.

Yapay zekâ devrimi ise bunun tam aksidir. Yüzeyde, yapay zekânın sizin hizmetinizde bir araç olduğu görülür ve bu doğrudur. Ancak sizin elinizdeki yalnızca bir musluktur; nehrin kaynağı ise modellere ve verilere sahip olan ve bunları dilediği gibi değiştirebilen kısıtlı sayıdaki yapının kontrolündedir. Bu, ‘bilgi feodalizmi’ olarak adlandırabileceğimiz yeni bir ekonomik ilişkiler modelidir. Size bir kullanım lisansı verir ve bunun şartlarını belirler. Size aynı anda hem bir hizmetkâr hem bir casus hem de bir sansür memuru satar. Onun görevi size yardım etmek, deneyiminizi emip özümsemek ve davranışlarınızı izlemektir. Böylece sizin eskiden yaptığınız işleri yapma yeteneğini her geçen gün artırır.

Yapay zekâ, teknik fayda açısından devasa ve son derece yararlı bir gelişmedir. Siyasal açıdan ise güç haritasındaki bu değişim, muhtemelen onun gölgesinde doğmuş olan siyasi sistem üzerinde bir baskı oluşturacaktır. Bu durum ya bu hayati damarı tekelinde tutan, halktan yetki almış geniş yetkilere sahip merkezi hükümetlere; ya da kapitalizmin yapay zekâ tekelini kıran acil yasal müdahalelere yol açacaktır. Her ikisi de başarısız olabilir ve bunun alternatifi; emek kavramının, paranın anlamının, üretim araçlarına sahip olmanın ve bunların dağıtımının yeniden tanımlandığı yeni bir siyaset dünyası olabilir. İnsanlık tarihi, keskin virajlar ve sürprizlerle dolu bir romandır.